|
SON bir yılını yoğun bir ‘‘çekilsin-çekilmesin’’ tartışması içinde geçiren 57'nci hükümet, üç yaşını 28 Mayıs günü tamamlayarak, ‘‘Türkiye' nin en uzun ömürlü koalisyon hükümeti’’ sıfatını alacak.
Son seçimler gerçi DSP liderliğinde bir hükümet kurulmasını kaçınılmaz gösteriyordu ama mevcut seçeneklerden en zor görüneni DSP ile MHP'nin aynı kabinede buluşmasıydı.
Nitekim DSP'lilerin duygularını yansıtan Genel Başkan Yardımcısı Rahşan Ecevit, kabine kurulmadan az önce, MHP'liler hakkında demedik şey bırakmadı. Maksadı belli ki MHP ile ortak hükümet kurulmasını önlemekti.
Ama olaylar Sayın Rahşan Ecevit'in isteğini ve öngörüsünü doğrulamadı.
Ve... Artı ile eksi kutuplar gibi birbirine zıt olduğu bilinen DSP ile MHP bu zıtlığı bir çekim gerçeğinde buluşturmayı bildiler.
Onunla kalmadılar, olumlu bir hizmet anlayışında buluştular. Böylece ekonomik açıdan iflas noktasına gelmiş, kurumları, kuralları çürümüş, hapishanelerine bile hükmetme gücünü kaybetmiş, bürokrasisi hantallaşmış, Avrupa Birliği yarışını terk etmesine ramak kalmış bir Türkiye'den, bugün önümüze umutla bakma olanağı veren bir Türkiye yarattılar.
Doğrudur... Türkiye bu noktaya ulaşmak için çok ağır bedel ödedi. Ama yine de yarın tarihin yapacağı değerlendirmenin özü budur.
Bu sonucun alınmasında koalisyon kültürünü hazmetmiş üç liderin payı birbirinden hiç de az değildir. Ama en zor koşulları göğüsleme durumunda kalan lider hangisi diye sorulsa, krediyi öncelikle Devlet Bahçeli'ye vermek doğru olur. Çünkü Bahçeli'nin dayandığı kitlenin bu kadar hassas bir mekanizmayı işletecek kültüre yabancı olduğunu bilmeyen yoktur.
Kabul edelim ki Devlet Bahçeli'nin dengeli, tutarlı ve sakin tavırlı kişiliği, hakkındaki idam cezası kesinleşmiş bulunan Abdullah Öcalan'ın ipe gönderilmesini engelleyen en önemli etken olmuştur.
Bahçeli'nin kişiliği, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik için üstlendiği yükümlülükleri içeren Ulusal Program metninin mümkün olan en iyi şekilde oluşmasının da temel nedenlerinden biridir.
Ve aynı kişilik, Kemal Derviş'e karşı olan bakış açısına rağmen, Derviş'in zoruyla gerçekleştirilen reformları ağrısız, sancısız kabul etme konusunda önemli bir rol sahibidir.
Velakin...
Devlet Bahçeli'nin, Türkiye'nin çıkarlarını ön plana alan bu tutumunu yine Türkiye için yaşamsal önem taşıyan ‘‘Kopenhag Kriterleri’’ konusunda terk ediyormuş gibi görünmesi, hüzün vericidir. Örneğin, Sayın Bahçeli, idam cezasının kaldırılmasına ‘‘hayır’’ demektedir. Herkesin kendi anadilinde yayın yapma hakkı ile herkesin kendi dilini öğrenme ve öğretme hakkı önündeki engel de Sayın Bahçeli'dir. Bunu Sayın Bahçeli elbet ‘‘Türkiye'nin çıkarları’’ adına yapmaktadır. Ancak Sayın Bahçeli, ‘‘hata etmişim’’ dediği zaman iş işten geçmiş olacaktır. |