|
RTÜK Kanunu Meclis'ten geçmeden önce yazdığım üç yazıda hep aynı soruyu sormuştum. Medyaya şeffaf patronluğu getirecek bu kanun bazı çevreleri neden bu kadar panikletmişti?
Üç gün üst üste sordum.
Kimseden cevap gelmedi.
İŞTE CEVAP
Bu sorunun cevabını herhalde kanun geçtikten sonra öğreneceğiz dedim.
Ama kanun Meclis'te görüşülürken ANAP'lı Yaşar Topçu'nun konuşmasını dinledim. Kendi kendime şunu sordum: ‘‘Acaba aradığım cevap bu muydu?’’
Yaşar Topçu'nun sözlerini aynen aktarıyorum:
‘‘RTÜK kurulduğu günden bugüne kadar radyo ve televizyonlara 18 bin 500 gün kapatma cezası vermiş. Bunların 10 bin adedinin gerekçesi bölücü yayındır. 6 bin adedi irticai yayındır. 2 bin 500 adedi de kişilik haklarına saldırı, çocukları ve gençleri olumsuz etkileyen gayri ahlaki yayındır.’’
Şimdi Meclis'te ve basında RTÜK Kanunu'na en çok hangi partilerin ve gazetelerin karşı çıktığını bir tarafa yazın.
Karşısına da verilen cezaları koyun.
Sonra üst üste kapatın.
Göreceksiniz ki birebir çakışıyor.
Bu ‘‘aktif-pasif’’ bilançosu, bazı radyo ve televizyon patronlarının neden karanlıkta kalmak istediklerini de açıkça gösteriyor.
Şimdi kanun değişti.
Benim iddiam hálá geçerli.
Yeni kanun eğer medyadaki mevcut durumu köklü biçimde değiştirir, bir tekelleşmeye yol açarsa ben bu mesleği bırakıyorum.
ORADA OTURSAYDIK
Ama tekelleşmeye yol açmadığı takdirde, günlerdir bize sövenlerin ne yapacağını da hep izleyeceğim.
Bir de bu kanun değiştikten sonra hálá karanlıkta kalmaya çalışanları...
Onları da izleyeceğim.
Herhalde Maliye de bazılarına bu parayı nereden bulduklarını soracaktır.
Şimdi bir test yapalım.
Gözünüzü kapayın, bir an kendinizi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde hissedin.
Size bir sorum var.
RTÜK Kanunu TBMM'de görüşülürken, ben ve Zafer Mutlu gidip Meclis'in misafir localarında oturmaya, görüşmeleri izlemeye kalkışsaydık ne olurdu?
Ben söyleyeyim, malum medya bizi kurşuna dizmeye kalkardı.
Bizi, Meclis'i ‘‘baskı altına almakla’’ suçlarlardı.
Oysa mesleğimizi ilgilendiren bir kanun görüşülürken orada oturmak hakkımız değil miydi?
Askerler kendilerini ilgilendiren kanunlar görüşülürken o sıralarda oturuyorlar.
Şoförler Derneği, Ayakkabıcılar Federasyonu, İlaç İşverenleri kendi meseleleri Meclis'e geldiği zaman o sıralardan rahatça izleyebiliyorlar.
Ama iş bize, yani televizyonlarda maskeli yayıncılığa son verecek bir kanunu destekleyen gazetecilere gelince, bu hakkımız yok.
87, 202'DEN BÜYÜKTÜR
RTÜK Kanunu, azgın bir azınlığın Türkiye'de demokrasi adabını nasıl kendine benzettiğini açıkça gösterdi.
Demek ki onlar için demokrasi, sadece kendi arzuları doğrultusunda kullanılan oymuş.
Meclis'te RTÜK Kanunu'na ‘‘Evet’’ diyen 202 milletvekilinin oyları ‘‘oy’’ değil, onların 87 oyu ‘‘gerçek oymuş’’.
Onların istediği gibi oy kullanan milletvekilleri ‘‘milletin iradesini’’ temsil ediyormuş, ama onların üç katı sayısındaki insanın oyu ‘‘seçilmiş oy’’ değilmiş.
Kanun çıkarma yetkisi sadece onlara ‘‘Tanrı tarafından’’ verilmiş doğal bir hakmış.
Evet RTÜK Kanunu, ‘‘hoca dergáhından’’ neşet eden ‘‘tren demokrasisinin’’ hangi durakta durduğunu hepimize gösterdi.
Meclis'e toplayabildikleri 87 oyla, 202 oyun üzerine çıkmaya çalışan zihniyeti ibretle izledik.
DEŞİFRE OLACAKLAR
İzledik ve yüzde 25 oyla İstanbul'un en güzel tesislerine içki yasağı koyarak, hayat tarzına müdahale etme hakkını kendinde gören bu zihniyetin, bir gün iktidara gelirse daha neler yapabileceği konusunda fikir sahibi olduk.
Artık, RTÜK Kanunu değiştiğine ve görsel medyaya şeffaflık geldiğine göre, bu zihniyetin medya patronu koltuğundaki hayaletini de deşifre etme imkánımız doğuyor demektir. |