|
Woody Allen'in son filmi ‘Hollywood Ending'adını taşıyor.
Her Amerikan filmi sonunda beyaz perde kararmadan ortaya çıkan ‘The End' yazısından yola çıkarak harika bir ad bulmuş Woody Allen filmine.
O kadar güzel bir film adı ki bu, insan bugüne kadar nasıl olup da başka bir direktörün bunu aklına getirmemiş olduğuna şaşmadan edemiyor.
İkili bir anlamı var ‘Ending' kelimesinin. Filmin ‘son'u da olabilir, Hollywood türü filmlerin bitişi, tükenişi anlamını da üstlenebilir bu kelime.
Ve gayet tabii ki Allen ikinci anlam üzerine varyasyonlar yapıyor filminde.
*
Bitmiş, tükenmiş bir direktörü canlandırıyor filminde Allen.
Eskiden çekmiş olduğu komik filmleri anımsatan sahneler var filmde.
‘Slap-stick' komedi olarak adlandırılan, düşmeye, kazaya dayalı fiziksel komedi var mesela, abukluklar var.
Örneğin direktör aynen gerçek yaşamdaki Allen gibi hastalık hastası olduğundan, çekimlerin bir aşamasında tamamen psikolojik nedenlerden dolayı kör oluyor ve filmi o durumda çekmeye çalışıyor.
Bu da gayet tabii ki Allen gibi abuk komedi üstadı olan bir direktöre zaman zaman harikalar yaratma fırsatını da tanıyor.
*
Ancak film ne yazık ki kötü sevgili okurlar.
Burada ‘kötü'yü izafi anlamda söylüyorum.
İnsan söz konusu Woody Allen olunca değerlendirme standartlarını yukarıya çekiyor ister istemez.
Daha fazla bir şeyler bekliyorsunuz onun filminden.
Oysa artık bakıyorum da Woody Allen kısır döngüye girmiş.
Hiç durmadan kendisini tekrar ediyor, aynı esprileri sürüyor ortaya ve temelde yıllardır aynı karakteri oynadığından, o karaktere yeni bir şey katabilecek durumu da kalmamış.
Bunun olması da sürpriz değil aslında.
Allen'in dünyası Manhattan adasının Yukarı Doğu diye adlandırılan bölümünün çok küçük bir bölümüyle sınırlıydı hep.
Beş blok doğudan batıya, 10 blok kuzeyden güneye kadar giden küçücük bir dünyaydı bu.
Allen'ın dehası bu küçücük dünyadan büyük filmler çıkarmaya yetmişti ancak küçük dünyasının, kozasının dışına çıkmayı sürekli ret ettiğinden sonunda o dünya Allen'in sanatına da sınırları koyuverdi.
Yeni bir şey yok artık o dünyada.
Espriler aynı.
Korkular, heyecanlar, nevrotik karakterler, karakterlerin dünyadan bekledikleri, alabilecekleri hep aynı.
Ve Allen onlarla kalmakta ısrarlı olduğundan belki de kalmaya mecbur olduğundan , çünkü belki de o dünyanın dışına çıkmaktan korktuğundan hep aynı kısır döngü içinde koştu durdu.
Ve şimdi şu son filmini izlerken üzülerek hissettim ki en azından ben artık o bildiğimiz, tanıdığımız Woody Allen'dan sıkılmışım.
Sıkılmak da değil belki hissettiğim, ne bileyim ben galiba doymuşum o Woody Allen'a.
Hep aynı esprileri, aynı kaygıları, aynı gündelik yaşam aksaklıklarını sadece Allen bunları anlatıyor diye dinlemek zorunda değil insanlar.
Bunları daha önce de dinledik, belki biraz güldük bunlara, Allen'a ısındık bir süre.
Ancak sonra da haklı olarak farklılıklar, yenilikler bekledik ondan.
Ama o bunu bize vermeye niyetli değil. Belki de bunu vermeyi istiyor ama bunu nasıl yapacağını bilemiyor çünkü kozasını kırmaktan korkuyor.
Yine üzülerek söylemeliyim ki son filmin adı ‘Hollywood Usulü Bitiş' ama bu aslında Allen'ın sanatçı olarak bitişinin bir tür belgeseli haline dönüşmüş durumda. Umarım bir daha yeni film yapmaz ya da yapacaksa da farklı dünyalara gitme riskini göze alarak yapar bunu. |