12/05/2002 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Yazarlar
12.05.2002
Murat BARDAKÇI
Fransızlar aynı densizliği padişahlara da yapmışlardı
  
mbardakci@hurriyet.com.tr
 

Toplumsal hafızamızı sadece birkaç günle sınırlı tuttuğumuz için bırakın bir asrı, bundan on yıl öncesini bile hatırlayamaz hale geldik.

Kıvrıkoğlu Paşa'nın fotoğrafı Paris'te bir tren istasyonunda ayaklar altına serildiğinde bu işler orada sanki ilk defa oluyormuşçasına ‘‘Fransa bunu bize nasıl yapar?’’ diyor, şaşkınlığa düşüp sesimizi yükseltiyoruz. İşte, Paris'in geçen yüzyılın ortalarından itibaren bizim yasadışı muhalefetimize merkezlik etmesinin ve o zamandan beri devam eden Türkiye'ye hakaret hürriyetinin kısa öyküsü...

‘‘SINIR Tanımayan Gazeteciler’’ -aslında ‘‘Gazeteciler’’ değil ‘‘Muhabirler’’- denilen bir grup, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun fotoğrafını Paris'teki Saint-Lazare garında ayaklar altına serince haklı olarak kıyameti koparttık ve kaldırılmasını sağladık.

Bu sırada, her taraftan bol bol yorum geldi: ‘‘Fransa'ya haddini bildirelim’’ diyenler de oldu, ‘‘Avrupa'da düşünce özgürlüğü vardır, bu gibi protestolar hep yapılır’’ iddiasında bulunanlar da...

Ama, Türk Genelkurmay Başkanı'nın resminin Paris'in en işlek istasyonlarından birinde ayaklar altına serilmesi, Avrupa'nın protesto geçmişinde pek öyle görülmüş bir iş değildi; zira müttefiklerin Avrupa'sı, İkinci Dünya Savaşı'nın en sıcak günlerinde bile Hitler ile Mussolini'nin müstehcen karikatürlerini yayınlamayıp sansür etmişti. Dolayısıyla bu iş Mesut Yılmaz'ın ve bazı ‘‘aydınlarımızın’’ söylediği gibi ‘‘önemsenmemesi gereken bir hareket’’ sayılamazdı, ‘‘demokrasi’’ ve ‘‘düşünce özgürlüğü’’ ile bir alákası yoktu, hele ‘‘iğneyi biraz da kendimize batırmamız gerektiği’’ gibisinden kolay ve ucuz yorumlarla hiç!

ÇOK ÇABUK UNUTTUK

Fransa, bu son hadisede, böylesine işlerde bize karşı neredeyse bir buçuk asırdan beri devam eden geleneğini uyguladı: Evsahipliği ettiği Türk muhalefetinin, özellikle de yasadışı muhalefetin, Türkiye'ye sövüp saymasına izin verme ádetini...

Toplumsal hafızamızı sadece birkaç günle sınırlı tuttuğumuz için bırakın bir asrı, bundan on yıl öncesini bile hatırlayamaz hale geldik ve her şeyi unuttuk. Şimdi, Kıvrıkoğlu Paşa'nın fotoğrafı tren istasyonunda ayaklar altına alındığında bu işler Paris'te sanki ilk defa oluyormuşçasına ‘‘Fransa bunu bize nasıl yapar?’’ diyor, şaşkınlığa düşüp sesimizi yükseltiyoruz.

Bizim yasadışı muhalefetimizin merkezi, geçen yüzyılın ortalarından itibaren hep Paris idi. Türkiye'nin önde gelen devlet adamlarına karşı Paris'ten yüz küsur seneden beri hakaret üstüne hakaret gelmiş, Fransız hükümeti protestolarımıza ‘‘fikir hürriyeti’’ yahut ‘‘özgürlük’’ gibi bahanelerle her seferinde mutlaka bir kulp takmıştı. Ama iş Fransa'nın menfaatine dokunur bir hal alınca, meselá Türkiye'de hoş bir ihale açıldığında yahut faizi tatlı bir borç talebi geldiğinde, muhalif sesler hemen susturulurdu. Bu, Fransa ile aramızdan su sızmadığı zamanlarda da böyleydi, münasebetlerimizin şeker-renk olduğu günlerde de...

KÜFREDEN BİR YEĞEN

İşte, Paris'te bundan bir buçuk asır önce başlayan bu hakaret macerasından birkaç görüntü:

1850'li senelerde İstanbul tahtında Sultan Abdüláziz vardı ve o zamanlarda ‘‘Jöntürkler’’ adını takınan rejim muhalifleri Avrupa'ya yerleşmişlerdi. Bir kısmı Londra'da ama çoğu Paris'te idi ve Türkiye'ye oradan veryansın ediyorlardı.

Genellikle bazı Mısır prenslerinden beslenir, muhalefet etmeyi devlete hakaret zannedip ağızlarına geleni söyler ama İstanbul Sarayı'ndan birkaç kese geldiğinde kısa bir müddet için susar, derken işi kaldıkları yerden tekrar başlatırlardı. Abdüláziz'in devrilmesinden, yerini alan Beşinci Murad'ın 93 gün sonra tahtından indirilip Abdülhamid'in iktidara gelmesinden sonra da herşey hiç değişmeden devam edip gitti.

Aralarında kimler yoktu ki: İkinci Meşrutiyet sonrasında Meclis ve Senato Başkanı olunca vakti zamanında küfrettiği hükümdarı etekleyen Ahmed Rıza, ‘‘vatan şairi’’ Namık Kemal, hatta Abdülhamid'in kızkardeşi Seniha Sultan'ın oğlu Sabahaddin Bey ve diğerleri...

MUHALEFET, HAKARETTİR

Gazete çıkartır, broşür yayınlar, yazar-çizer olduğunu söyleyen Avrupalı işsiz-güçsüz takımını kışkırtır, onlara da birşeyler yazdırırlardı.

Derken, ortalığı bir kartpostal furyası sardı. Karikatürcülere ve özellikle de Fransız ressamlara önce Abdüláziz'in, sonra da Abdülhamid'in karikatürlerini çizdirdiler, bunları kartpostal yapıp satışa çıkarttılar. Zamanın hükümdarını kadın düşkünü yahut eli kanlı bir cani gibi göstermeleri şarttı, zira satabilmeleri için böyle resimler gerekiyordu ve gelirlerinin bir kısmını bu işten sağlıyorlardı. Bir karikatürde Abdülhamid elinde kanlı bir palayla eşek üzerindeydi, bir diğerinde suratı kadın suretine bürünmüştü; bir başkasında ise Abdüláziz kucağında birkaç dilberle zevk u safada... Çizimler Paris'te elden ele dolaşıyor, Fransızlar Türkiye'yi işte böyle tanıyorlardı. Hükümdarın muhalifleri ise ‘‘Ohhh! Sultanı nasıl rezil ettik’’ deyip tatmin olmadaydılar.

Bu sayfada gördüğünüz fotoğraflar, Paris'te Kıvrıkoğlu Paşa'nın fotoğrafının yerlere serilmesine kadar uzanan ve şimdi çoktan unutmuş olduğumuz bir buçuk asırlık geleneğin ilk örnekleridir...

Anneler Günü’nde anneden çocuğa güzel hediyeler

Anneler Günü'nde ‘‘canım annem, güzel annem’’ gibisinden alışılmış sözler etmek yerine, bir annenin oğluna olan düşkünlüğünün bir başka yönünü göstermek istedim. İşte, Sultan Abdülmecid'in annesi Bezmiálem Valide Sultan'ın oğluna gönderdiği bir mektup: İmparatorluğun bu en kudretli annesi, oğlu için bir cariye hazırlamış ve ‘‘Şu kızı gündüz gözü ile bir gör. Beğenip beğenmeyeceğinin merakı içinde’’ diyor.

BEZMİÁLEM Valide Sultan, İkinci Mahmud'un karısı, Sultan Abdülmecid'in de annesiydi. 19. asrın ilk senelerinde Kafkasya'da dünyaya geldi. Gürcüydü, çocukken İstanbul'a getirilip saraya satıldı ve hareme kondu. Güzelliği zamanın hükümdarı İkinci Mahmud'un alákasını çekti ve hükümdardan Şehzade Abdülmecid'i dünyaya getirdi.

Oğlunun 1839'da tahta geçmesi üzerine ‘‘imparatoriçelik’’ demek olan ‘‘Valide Sultan’’ unvanını aldı, 1853'ün 2 Mayıs'ındaki ölümüne kadar 14 yıl boyunca bu unvanı muhafaza etti ve sarayın en güçlü kişisi oldu. Öldüğünde 40'lı yaşlardaydı ve arkasında çok sayıda hayır eserinin yanısıra, Osmanlı tarihinin en zengin vakıflarından birini bıraktı.

İstanbul'da bugün hálá faaliyet gösteren Bezmiálem Vakıf Gureba Hastahanesi'ni 1843'te o inşa ettirmiş, hastahaneyi ileride sıkıntı çekmemesi için vakıf haline getirmiş ve vakfa zengin kaynaklar bağışlamıştı.

Meselá, Terkos Gölü Bezmiálem Valide'ye aitti ve gölün bütün gelirini Gureba'ya vermişti. Hastahanenin bitişiğindeki cami, Dolmabahçe Camii, Cağaloğlu'nda şimdi ‘‘Anadolu Lisesi’’ adıyla eğitim yapan eski İstanbul Kız Lisesi, Akaretler'deki Valide Çeşmesi, Kasımpaşa, Silivrikapı, Topkapı ve Tarabya çeşmeleri, hatta ilk Galata Köprüsü onun hayır eserlerinden sadece birkaçıydı.

VAKFINI YİYEMEDİLER

Vakıf senedini hukuki bakımdan öylesine sağlam yazdırmıştı ki, bu son derece zengin vakfına göz dikenler yüz küsur seneden beri, hatta bugün bile büyük çaba göstermelerine rağmen, vakfiyeyi bir türlü çözdüremediler.

Bezmiálem Valide, kırk küsur senelik hayatında sadece iki şeyi sevdi: Hayır işlerini ve oğlu Abdülmecid'i... Oğluna olan sevgisi, ona kendi elleriyle cariye hazırlayıp gönderecek derecedeydi.

Yukarıda, Valide Sultan'ın oğlu Sultan Abdülmecid'e yazdığı ve rahmetli Haluk Şehsuvaroğlu'nun bundan 50 sene önce yayınladığı bir mektubu görüyorsunuz. Bezmiálem Valide, samimi bir üslupla ama bozuk bir imlá ile hükümdar oğluna bakın neler yazmış:

‘hele kızı bir gör...’

‘‘Benim arslanım, bir cariye hazırlamış(tım). Çabuk kalkmadığınızdan meksolundu (beklendi). Makbul sureti göster efendim. ‘Acaba hazzeder mi?' (Beğenir mi, zevk alır mı) diye pek üzülüyor. Benim güzelim, şimdi görseniz güzel olur. Benim yanımdadır. Gündüz gözü ile gör. Hazinedarlar ile gönderirim.’’

Anneler Günü’nde ‘‘canım annem, güzel annem’’ gibisinden alışılmış sözler etmek yerine, bir annenin oğluna olan düşkünlüğünün bir başka yönünü göstermek ve ‘‘Vaktiyle böyle anneler de vardı’’ demek istedim.

Bu mektubu okuyup da alışıldık teráneleriyle ‘‘Osmanlı işte böyleymiş! Zaten bu yüzden battık!’’ diyecek olanlara küçük bir hatırlatma: O devirlerde Avrupa hanedanlarını kırıp geçiren frengi illeti İstanbul Sarayı'na girecek yolu bir türlü yol bulamadı ise, sebebi işte bu ve bunun gibi tedbirlerdir!


Murat BARDAKÇI
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Hesap sorulacaksa...
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Türkler, maymunlar gibidirler, kötüdürler
 
    Abdülkadir Küşin
  Devlet memuru nasıl nayloncu oldu?
 
    Ali Atıf BİR
  Hormona, ilaca karşı panzehir: Markalar!
 
    Ayşe ARMAN
  Annem benim cennetim ve cehennemim
 
    Ayşe  ÖZEK KARASU
  10. kattan atladı 9. katta vuruldu
 
    Bekir COŞKUN
  Bizim evin annesi
 
    Doğan HIZLAN
  Gökyüzü çiçek açtı
 
    Doğan ULUÇ
  Habere hiç kulağımı tıkamadım
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Bir doktorun anıları
 
    Ercan KUMCU
  ‘Para’ para olarak kabul edilince
 
    Erkan ÇELEBİ
  Sanal tavlacı havasını aldı
 
    Ferai TINÇ
  Yılmaz, açık konuştu
 
    Gila BENMAYOR
  Yüz paralık bir bulut
 
    Hadi ULUENGİN
  Modern bir aşk hikayesi (VI)
 
    Kanat ATKAYA
  Derviş'i bin kişi izledi, Bayar'da öğrenciler bölündü
 
    Yurtsan ATAKAN
  Oynama bilişim bilişim...
 
    Muharrem SARIKAYA
  Komutanlarla Tunceli Cemevi'nde
 
    Sedat ERGİN
  Bu da fotoğraftaki kadının görüntüsü
 
    Tuğrul ŞAVKAY
  Hizmet etmek zül değildir
 
    Uğur CEBECİ
  THY dünyaya bakım satıyor
 
    Yalçın BAYER
  Gidelim mi, kalalım mı
 
    Özdemir İNCE
  Sahiden Chirac mı kazandı?
 
    Oğuz ARAL
  Bu baharı kaçırmayın
 
    İbrahim Bilik
  Damak tadınız farklı olabilir
 
    Sevgi'nin Diviti
  Anneciğim, seni özlüyorum
 
    Serdar TURGUT
  Woody Allen'ın Bitişi
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2002 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com