11/05/2002 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Kelebek
Yazarlar
11.05.2002
Hadi ULUENGİN
Sınır tanımamak
  
huluengin@hurriyet.com.tr
 

SINIR tanımamak iyi, hem de çok iyi bir şeydir! Zaten sınır denilen şey, önce aşiret, boy ve kavimlerin; sonra da sitelerin, beyliklerin, imparatorlukların kendi hükümranlık sahalarına ötekilerinin ‘‘sulanmasını’’ önlemek için kah kavga dövüşle, kah pazarlık ve katakulliyle belirlemiş oldukları yapay hatlardan başka ne ki?

Pek nadir istisnalar hariç, bunlar insan coğrafyasıyla asla çakışmadılar.

Egemenlerin bilek güreşi sonucu, aynı soy ve soptan bir bölüm ahali falanca tarafta, diğer bölüm ise filanca tarafta kaldı. Kimi Osmanlı akçesi, kimi Venedik dükası kullandı.

Hele hele, ulusû devletlerin şekillendirdiği modern sınırlar daha da hakkaniyetsiz oldu.

Ren'in iki yakasında da Cermenler yaşar ama, birileri Fransızdır, diğerleri Alman.

Bir bölümü Bükreş'e, bir bölümü Budapeşte'ye bağlıysa da, Transilvanya Macardır.

‘‘Demir perde’’ Hopalıların doğu akrabalarıyla ‘‘ıslıklaşmasını’’ engelleyememiştir.

Yekpare Türkistan'ın bölünmüşlüğü de kapitalist sömürgecilerin kağıt üzerine cetvelle çizdiği Afrika hudutlarının, aynen Asya'da tekrarlanmış komünist sömürgeci varyantıdır.

* * *

İŞTE bu yüzden, ‘‘sınır tanımamak’’ ilk hümanistlerle birlikte bir ütopyaya dönüştü.

Modern nüveleri de esas olarak ‘‘aydınlanma düşüncesi’’nin toprağında filiz verdi.

Doğru, söz konusu düşünce tabii ki ulus - devletin ideolojik şemasını belirledi.

Ama aynı zamanda, Dersaadet'te ‘‘HürriyetûMüsavat-Uhuvvet’’ beyannamesi dağıtan Galata'daki Fransız sefareti memurlarından; kendisine yukarıdaki üç ilkeyi hükümran kılmak misyonunu vehmeden Napolyon'un savaşlarına, ‘‘sınırları aşmak’’ dürtüsü de içerdi.

Ortak dil ‘‘Esperanto’’ umudu veya Eugene Pottier'in ‘‘Enternasyonalle kurtulur insanlık’’ dediği evrensellik marşı, bunların hepsi ‘‘sınır tanımamak’’ emelinin uzantılarıdır.

Avrupa Birliği'nin ‘‘ulus ötesi’’ atılım dinamiğini de aynı çerçeveye oturmak gerekir.

* * *

FAKAT, ‘‘sınır tanımamak’’ denli asil duygularla donanmış olursa olsun, henüz gerçekle bağdaşmıyor. AB bile ‘‘ulus ötesi’’ne varana dek daha çok fırın ekmek yiyecek.

Ancak, ülke hudutlarının varlığı bir vakıadır ve kolay kolay ortadan kalkmayacakdır diye ipe un sermenin de alemi yok! Mavsal gevşeten bir uygarlık ilerleyebilir mi?

Tabii ki ütopya devam etmeli! Tabii ki insanlığı bütünleştirmek amacı sürü gitmeli!

Daha ötesi, hayatın izin verdiği ölçüde, ‘‘sınır tanımamak’’ için sınırlar mümkün mertebe ve bilhassa da pratikte zorlanmalı ki, ütopya itici rol oynayabilsin.

İşte, ‘‘Sınır Tanımayan Doktorlar’’ girişimi böyle bir pratiğin öncülüğünü yaptı.

Sonradan bakan da olan Fransız Bernard Kouchner'in 1971 yılında ve Biafra savaşı sırasında kurduğu bu gönüllü tabip örgütü, ‘‘sınır zorlayan’’ sivil ütopyada sayfa açtı.

Körfez depreminin enkazları altında bizzat kendimiz de yaşadık, Çin'den Maçin'e dünyanın neresinde bir vukuat, bir felaket, bir aciliyet var; elinde bisturisi, aşısı ve şırıngası, yetmiş yedi millet mensup ‘‘hızır doktor’’ daha yerel servisler yetişmeden, anında oradadır.

Onlar ‘‘sınır tanımaz’’, çünkü insanlığın acıları sınır tanımaz!

* * *

LAKİN şu bir vakıa ki, bir şey tuttu muydu onun taklitleri de işportaya dökülüyor.

‘‘Sınır Tanımayan Doktorlar’’ girişimi muazzam bir çığır açtı ya, işte şimdi aynı sıfatı kullanan kurumlardan geçilmiyor.

‘‘Sınır Tanımayan Eczacılar’’, ‘‘Hemşireler’’, hatta ‘‘Baytarlar’’ falan erken, zahir yakında ‘‘Sınır Tanımayan Kabzımallar’’ da olacak.

Bu kurumların mensupları şüphesiz iyiniyetli ama, biliyorum ki epey bir bölümü kendi branşlarında fazla dikiş tutturamamış ve biraz boş gezenin boş kalfası insanlardan oluşuyor.

Yeni öğrendim, bir de ''Sınır Tanımayan Muhabirler''ler varmış. Olabilir.

Doğrusu, ben duymadıysam demek ki tam marjinalmiş. Eh, şimdi reklamını üstlendik.

Cehaletten veya partizanlıktan ötürü densizlik yapmış oldukları da varsayılabilir.

Ama öz, yani insanlığın ‘‘sınır tanımamak’’ ütopyası değişmez ve değişmeyecektir!


Hadi ULUENGİN
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Önümüzü tıkayanlar
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Ey 20 yaşındaki gençler... Haykırın
 
    Ayşe ARMAN
  Gidelim buralardan dayanamıyorum
 
    Bekir COŞKUN
  Duydun mu?..
 
    Cüneyt ÜLSEVER
  Kaynanam ‘Çekilmem’ diyor!
 
    Doğan HIZLAN
  Sait Faik ve Haldun Taner edebiyat ödülleri genç kuşak öykücülerinin
 
    Ege CANSEN
  İmar ekonomisi
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Savarona álemleri
 
    Erdal SAĞLAM
  IMF görüşmeleri öncesi durum
 
    Fatih ALTAYLI
  Tuvaletlere Chirac fotoğrafı yakışır
 
    İlter TÜRKMEN
  Uluslararası Ceza Mahkemesi
 
    Kanat ATKAYA
  Bu üçlü çok güçlü
 
    Pakize SUDA
  İcat çıkartmayın!
 
    Tufan TÜRENÇ
  Yasemin'lerin dramı
 
    Tolga AKYILDIZ
  Alanson gezegeni
 
    Yalçın BAYER
  Kilyos Turban’ın başına gelenler
 
    Bülent DÜZGİT
  Bülent Çiziyor
 
    Bülent BOĞ
  İşte kadın-erkek farkı
 
      
Mehmet Ali BİRAND
  Denktaş’a haksızlık edilmemeli...
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2002 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com