|
ENKA Holding Yönetim Kurulu Başkanı Şarık Tara'nın önceki akşam düzenlediği yemeğe ben de davetliydim.
Ancak son dakikada çıkan bir işim nedeniyle katılamadım.
Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın orada yaptığı konuşmanın içeriği beni şaşırtmadı.
Çünkü Yılmaz'ın bugünlerde böyle bir çıkış yapacağını biliyordum.
NİYE ÖNE ALDI
Anladığım kadarı ile bu ay sonuna doğru yapmayı planladığı bu konuşmanın zamanlamasını değiştirip, biraz öne almış.
Neden böyle radikal bir çıkış yaptı, arayıp bunu sordum.
Cevabı onun ağzından aktarıyorum:
‘‘Çünkü Avrupa Birliği'ne üyeliğimiz konusunda bu ay içinde bir karar vermemiz lazım. Birliğe girmek için ya bu değişiklikleri yapacağız, ya da Avrupa'nın dışında kalacağız.’’
Gerçekten de AB üyeliği için önümüzdeki 45 gün hayati derecede önemli.
Milli Güvenlik Kurulu, bu ayki toplantısının neredeyse tamamını buna ayıracak.
Ama asıl önemli olan TBMM'nin takvimi.
Çünkü TBMM, haziran ayı sonuna kadar çalışıp tatile girecek.
Dolayısıyla ekim ayından önce yeniden toplanması mümkün değil.
Avrupa Birliği'nin aralık ayında vereceği kararla ilgili rapor da ekim ayında yazılmaya başlanacak.
Yani Meclis tatile girdikten sonra artık bu kararları çıkarmak mümkün olmayacak.
Yılmaz, ‘‘Bu kararları çıkarmadığımız takdirde Avrupa Birliği'nden bir tarih almamız mümkün değil’’ diyor ve ekliyor:
‘‘Bu tarihi fırsatı kaçırırsak faturası çok ağır olur.’’
İşte bu tehlikeyi gördüğü için de çıkışını öne aldı.
ÜÇ KARAR KALDI
Türkiye, tarihi bir dönemeç noktasına geldi.
Bu kadar kritik bir kararın arifesinde hepimizin oturup düşünmesi gerekiyor.
Çünkü bu karar bizleri gelecek kuşakların önünde ya büyütecek ya da yerin dibine batıracak.
Karar bu kadar kritik, peki yapmamız gereken şey gerçekten o kadar zor mu?
Kesinlikle değil...
Yapmamız gereken üç şey kaldı.
İdam cezasını kaldırmak, Kürtçe yayın ve öğrenme yasağını kaldırmak, olağanüstü hal uygulamasına son vermek.
İdam cezasını zaten 42 yıldan beri üç siyasi olay dışında uygulamıyoruz.
Uyguladığımız durumlar da hepimiz için birer utanç vesilesi oldu.
Yassıada'da idam edilenleri sonradan devlet töreni ile anıt mezarlara taşıdık.
1970'li yıllarda idam ettiğimiz üç delikanlı ise bugün birer kahraman olarak anılıyor.
Öyleyse uygulamadığımız bir şeyi niye hálá tutuyoruz.
Sadece Abdullah Öcalan için mi?
Öcalan'ın kellesi, bizim geleceğimizden daha mı önemli?
20 YAŞINDA OLSAYDIM
Tabii kafamızda o malum af şüphesi var.
O zaman müebbet hapis için af çıkarılamayacağını Anayasa'ya koyarız, olur biter.
Kürtçe televizyon...
Zaten var.
Serbest bırakırsın, bölücü amaçla kullanıldığı takdirde yayın lisansını iptal edersin olur biter.
OHAL için bir şey demiyorum. Zaten çoktan kalkması gereken bir şeydi.
Bu gerçek ortadayken, biz hálá neyi tartışıyoruz?
Ben bugün 20 yaşında olsaydım, TBMM'nin bu değişiklikleri yapması için gider Meclis kapısında otururdum.
Sahip olduğum bütün demokratik hakları kullanır, hükümet üzerinde, öteki partiler üzerinde baskı kurardım.
Bugün hiçbir şey, beni bundan daha fazla ilgilendirmezdi.
ARTIK HAYKIRIN
Çünkü önümde çatallaşan yoldan hangisinin hangi istikamete gideceğini çok iyi bilirdim.
Birinin beni çağdaş dünyaya, müreffeh, demokratik, insani bir hayata...
Ötekinin ise Ortadoğu'nun arka sokaklarına, Cenin kamplarına, Şam'a, Tahran'a, Bağdat'a götüreceğini çok iyi bilirdim.
O yüzden sizlere sesleniyorum.
Ey 15, 20, 25 yaşındaki gençler.
Önünüzde daha yaşanacak çok uzun bir hayat var.
Ve bu yol ağzında gitmek istediğiniz istikameti haykırın. Haykırın ki, önünde sizinki kadar uzun hayatı olmayanlar da bunu işitsin. |