Ekonomi yönetimi olarak Türkiye'nin yararına olmayan hiç bir şeye ve programa imza atmadıklarını belirterek, şöyle konuştu:
''Bu konuda yanlış mesaj verilmemeli. Bu program Türkiye için ve Türk halkı içindir. Bu programa inanmayanlar, görevlerinde kalmak zorunda değildir.
Bu programa inanmayanlar, bu programın Türkiye için doğru olduğuna inanmayanlar, bence kalmamalı. Programa inanmıyorsan, görevde kalma mecburiteyi yok. Hepimiz için aynı. Yani inandığımız ölçüde göreve devam ederiz. Bir noktadan sonra yapmayız.''
BDDK üyesi Kemal Çevik, Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası tarafından Marmaris'te düzenlenen ''Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'' konulu seminerde yaptığı konuşmada, ''ben bir özel kuruluşun, hatta bağımsız idari otoritenin karar organının üyesi olarak, benim temsilcimin imzası bulunmayan niyet mektuplarındaki hususların beni bağlamadığı görüşündeyim.
Ancak o niyet mektubundaki görüşler, ülke ve sektör yararına olabilir, onlara da karşı çıkmam. Fakat ben kendimi müstemleke (sömürge) memuru olarak görmüyorum'' şeklinde konuşmuştu.
KRİZİN NEDENLERİ
Bakan Derviş, Ankara Sanayi Odası Meclis toplantısında yaptığı konuşmada, krizin nedenlerine değindi.
''Türkiye 2001'de yaşanılan krize, bir kur hatası veya Sayın Cumhurbaşkanı'nın Sayın Başbakan ile tartışması yüzünden veya Merkez Bankası'nın o gün yapması gerekeni yapmadığından girdi diye iddia var. Ancak bu tür sebeplerle girmedik maalesef'' diyen Derviş, ''maalesef diyorum çünkü, bu tür sebeplerle krize girseydik, o zaman çok daha hızlı halledebilirdik olayı'' dedi.
Derviş, olayın kaynağında, uzun süren olumsuzlukların birikmesi olduğunu belirtti.
Derviş, krizin uzun bir geçmişin, 10-12 yıllık bir birikimin ve temelde sağlıklı bir kamu dengesinin, kamu yapısının olmaması nedeniyle yüksek faiz, yüksek enflasyon ve bazen gizli açıklar nedeniyle oluştuğunu kaydederken, şöyle devam etti:
''Kamu bankaları veya özel bankalarda olduğu gibi veya bazı garantilerle sağlanan açıklar olduğunu biliyorsunuz. Garantilerle çok güzel bir kolay gözüken bir iş, o anda para ödemiyorsunuz, para geliyor devletten.
Garantiyi imzalattınız, garanti diye 20 milyon veya 100 milyon dolar alır devlet. Ama o garanti kötü bir projeye verilirse veya kötü yönetilen bir belediyeye verilirse ondan sonra yıllar boyu o garantinin bedelini ödersiniz. Kim öder? Sonunda devlet ama tabiki vatandaş öder sonunda, vergi mükellefleri öder.''
KRİZİN BOYUTU
Krizin gerçekten ağır bir kriz olduğunu ve bu krizden çıkmanın da o kadar kolay olmadığını belirten Derviş, bu konuyu Meclis'te de söylediğini hatırlattı.
Derviş, özellikle bankacılık sektöründeki yapıyı, kendisinin de geçen sene mart ve nisan ayında tümüyle göremediğini ve ölçemediğini anlatırken, ''O konuda da krizin boyutunu, ancak geçen mayıs, haziran aylarında tam anlayabildik'' dedi.
Özellikle 11 Eylülünde etkisiyle dünya ekonomisinde yaşanan daralmanın, bir ölçüde Türkiye'ye de yansıdığını ve krizi daha da ağırlaştırdığını belirten Derviş, tarım sektöründe bazı bölgelerde kuraklık yaşandığını da söyledi.
MEVCUT DURUM
Derviş, ''Böylece bu tür dışsal etkenlerde, krizi daha kötü bir hale getirdi. Ama zaten kötüydü, biraz daha kötü oldu. Şu andaki noktayı ölçmek istediğiniz zaman, aslında tüm bunlara rağmen Türk toplumunun, sanayisinin, Büyük Millet Meclisi'nin sendikaların, aslında herkesin yardımıyla bu krizi büyük ölçüde, yani (ağır krizi, finansal paniği borçları ödeyebilecek miyiz, maaşlarımızı ödeyebilecek miyiz) türündeki krizi aslında geride bıraktık.
Kamu dengesi sağlandı ve çok güçlü bir maliye politikası başarıyla uygulandı. Bu konuda Sayın Sümer Oral'a ve Maliye Bakanlığı'na, bunu uygulamayı başardığı için teşekkür etmek lazım.''
''HİÇ BİR MACERAYA GİRMEDİK''
Bakan Derviş, zamanında birçok seçeneğe baktıklarını, bunlar içinde, ''borçların bir kısmını acaba ödemesek mi'' sorusunun da gündeme geldiğini anlatırken, ''Bunu hemen reddettik. Çünkü, böyle yapan ülkelerin ne hale düştüğünü gördük''dedi.
''Bir kere borcu ödememek demek, bütün güvenin ortadan kalkması demek. İkincisi bankalardaki parayı ödemediğiniz takdirde, mevduatı tehlikeye atan bir karar vermiş olursunuz'' ifadesini kullandığı konuşmasında, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Yani bu tür mecareye hiçbir za girmedik ve girmek istemedik. girmememizde çok çok iyi oldu. Piyasa ekonomisinde ve açık toplumdaki Türkiye'de, olayların gönüllük esasına göre gelişmesi lazım. Özel sektörde de ve her sektörde anlaşmalar yapılmış olabilir. Ama bunlar değiştirilebilir.
Burada da, yine gönüllük esası olması dikkate alınmalıdır. Piyasanın taahhütleri varsa, bunları da yerine getirmek gerekmektedir. Başka yollara sapmamak lazım, sapanlar çok çok kötü oluyor.''
Derviş bu arada, özellikle kamuda işçilik maliyetleri ve ücretlerin birara çok arttığını ifade ederek, ''Fakat bunu hafifletmek gerekiyordu'' diye konuştu.