|
Kendimle ilgili ilk görüntü: Mevsim yaz. Mersin'in Fındıkpınarı yaylasındayız.Yaşım ya üç ya da dört. Terasta öğle yemeği yiyoruz.
Önce bir atın nal sesleri geliyor, sonra merdivende dedem (aslında Kevser halamın kocası) Ormancı Koca Çizmeli Ahmet Efendi. Gelip, önüme bir sarı yün yumağı bırakıyor. Bir civciv. Teftişten gelirken Tahtıcılardan almış. 'Bacım' diyorum ona. Sol omuzum Bacım'a bir makam, bir taht oluyor artık. Cikcik ötüyor. Verdiğim ekmek kırıntılarını yiyor, çay kaşığıyla verdiğim suyu içiyor. Bütün gün Bacım'la birlikte dolaşıyorum. Annem, bu arada, Bacım için küçük bir sepeti yuvaya dönüştürüp evin arkasındaki vişne ağacının çatalına yerleştirmiş.
Fakat geceleyin Bacım'ın cikcikli ağlamasından uyuyamıyoruz. Annem sepet-yuvayı getirip yer yatağımın başucuna koyuyor. Artık her gece orada Bacım. Birkaç hafta içinde celfine, ardından tavuğa dönüşüyor, nereye gidersem peşimde. Üstelik yanıma kimseyi yaklaştırmıyor. Saldırıyor. Başkalarıyla ilgilenecek olsam başımı gagalıyor. Yaptıkları herkesin hoşuna gidiyor.
Güz gelince, Mersin'e dönüyoruz. Bacım'ın bana bir zarar vermesinden korkan annem birkaç tavuk, bir horoz satın alıyor. Bacım, horoz da aralarında olmak üzere hepsinin kafasını parçalıyor kümeste.
Sonunda, Bacım'ın Çavuşlu Köyü'ndeki akrabalara gönderildiğini anımsıyorum.
*
Muğla. 1968'in ilk saatleri. Bir dost yemeğinden eve dönünce, kapının önünde birkaç haftalık bir dişi köpek yavrusu buluyoruz. Adını 68 koyuyorum. Ancak 68 öğrenci olaylarından esinlenerek verilmiş bir ad değil. Olaylara daha birkaç ay var.
68'e iyi bakıyoruz. Semiriyor, hızla büyüyor. Kısa zamanda, günün hangi saatlerinde neler yaptığımı öğreniyor. Lisede ders verdiğim sınıfları bile. Özledikçe sınıflardan içeri dalıyor. Posta kutuma bakmaya gittiğim saatlerde postaneye gelip buluyor beni. Ya da Öğretmenler Derneği'ne geliyor.
Yazın Marmaris'te ev kiraladığımız için 68'i bir dostumuza veriyoruz. Çünkü, Marmaris'in ardından Ankara'ya göçmemiz söz konusu. Apartman dairesinde köpeğim olsun istemiyorum. 68 birkaç gün sonra, Marmaris'te karşıma çıkıyor. Muğla-Marmaris yolunu nasıl geldi, bilemiyorum.
68'den sonra hiç köpeğim olmadı. Ama, biliyorum, ölmeden bir köpeğim daha olacak. Bahçeli bir evim olduğu zaman.
*
Ben bir hayvanseverim. Hayvanseverim ama hayvan sahibi olmak için hayatımı, ailemin ve komşularımın hayatını sıkıntıya sokmak istemiyorum. Koşullar elverdiği zaman 68 adlı ikinci bir köpeğim olacak.
Ancak yapılan hayvan ve hayvanseverlik tartışmalarını dinledikçe, okudukça bu konuda epeyce bilgisiz olduğumu da anlıyorum. Ruh sağlığı yerinde olan birinin hayvan düşmanı olabileceğini, hayvanlara işkence yapabileceğini kabul etmem mümkün değil. Ama hayvan sevmek de bir erdem (fazilet) değildir, bir insanlık durumudur, doğal bir duygudur. Ancak, bazı fiyakacı ve bağnaz hayvanseverlerin zihinsel yapısını kavramakta güçlük çekiyorum. Evlerine alıp bakamadıkları kedi ve köpekleri, çıkardıkları tuhaf karavanaları kaldırımlara dökerek, sokaklarda doyuruyorlar. Böylece, toplum sağlığını tehlikeye attıkları gibi, başıboş, serseri kedi ve köpek nüfusunun katlanarak çoğalmasını kolaylaştırıyorlar. Başıboş köpeklerin sokakları kirlettikleri, sağlığı tehdit ettikleri yetmezmiş gibi, evcil köpeklerin sokakları kirletmesine karşı sahiplerinin çoğu en basit önlemleri almıyor.
Park, cadde, sokak gibi kamusal alanları, kendi hayvanseverlik duygularını tatmin için, başkalarının zararına, izinsiz ve keyflerine göre kullananların, bu konuda en küçük eleştiriye tahammülleri yok. Ağızlarını açıp gözlerini yumuyorlar. Buna da katlandık diyelim, ancak katlanamadığım bir şey de var: Bazı hayvanseverin bu özelliklerini gösterme tarzları... Yalvaçımsı, ermişimsi bir üstünlük havasına giriyorlar ve kendilerine benzemeyenleri, kendileri gibi davranmayanları hor görüyorlar. |