|
CUMHURBAŞKANI Ahmet Necdet Sezer'in satın aldığı havuzlu villanın piyasa değeri ile ilgili tartışmalar, geride bıraktığımız hafta Türk kamuoyunda büyük bir tartışmaya yol açtı.
Kamuoyu ve basının çoğunluğu, bu konunun tartışılmasına, Cumhurbaşkanı hakkında soru işaretleri yaratılmasına kuvvetli bir tepkiyle karşı çıktı.
Cumhurbaşkanı Sezer ise Türk devlet adamları arasında eşine ender rastlanan bir davranışla, villayı hangi birikimlerini değerlendirerek satın aldığı konusunda ayrıntılı bir açıklamada bulundu, topluma bu alışverişin hesabını verdi.
Sezer, bu hareketiyle kamuoyundan büyük destek aldı ve tartışmadan zemin kazanarak çıktı.
SEZER'İN ÖLÇÜLERİ İLE BAĞDAŞIR MI?
Sorun, galiba Sezer'in bir vatandaş olarak gayrimenkul edinme hakkını kullanmasından çok, bu villanın Cumhurbaşkanlığı makamına geldiği günden itibaren kamuoyuna çizdiği resmi bir nebze gölgelemesinden kaynaklanıyor.
Sezer, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra kısa zamanda Türkiye'de dürüstlük, tevazu ve sadelik gibi değerlerin simgesi haline geldi.
Gösterişten hazzetmeyen, şatafattan uzak duran çizgisi ile halkın sevgisini kazandı, güvenilirlik anketlerinin tepesine yerleşti.
Çünkü, bu ülkede 1980'lerin başlarından itibaren pompalanan gösteriş merakının, görgüsüzce tüketme alışkanlıklarının antiteziydi.
Sokaktaki vatandaş, Sezer'de kendisini buldu.
İŞADAMLARI İLE MESAFE GEREĞİ
Yanıtlanması gereken soru şudur:
Şahsında bu değerleri simgeleştiren, bu değerlerin toplumda yeniden güç kazanmasının bayraktarlığını üstlenen bir Cumhurbaşkanı'nın ‘‘lüks’’ tanımına giren bir mal edinmesi, onun tutarlılığını gölgeler mi?
Bu soruya ‘‘evet’’ yanıtı vermek, onun dürüstlüğünü sorgulamak değildir.
Bu arada, iş çevrelerine genellikle mesafeli duran Sezer'in bu villayı satın aldığı zengin müteahhidin kendisinin yakın dostu olduğu, yaklaşık 20 yıldır ailece görüştükleri ortaya çıktı.
Bu aile dostu, geçmişte rüşvet suçlamalarına maruz kalmış, hukuki sorunlar yaşamış, ancak sonuçta beraat ederek masumiyeti tescil edilmiş bir müteahhit.
Soru önergesini veren milletvekili, villanın değerinin 250 milyarın çok üstünde olduğunu, müteahhidin Sezer'e büyük bir ticari zarafet gösterdiğini iddia ediyor.
Müteahhit Cemil Özgür ise inşaat muhasebesini rakamlarla ortaya koyup, villayı maliyetinin üzerine yüzde 25 kár ekleyerek sattığını söylüyor.
Daha ilginci, müteahhidin, Sezer'in villasının hemen yanı başında bulunan sitesindeki diğer villaları da 250 milyarın üstüne enflasyon oranını yansıtarak, yani büyük ölçüde aynı değerden satabileceğini söylemesi.
GİDİP GÖZÜNÜZLE GÖRÜNCE FARKLI
Gidip gözümüzle görmeseydik yadırgamazdık.
Bir kere, yandaki villalar havuzlu değil. Sezer'inki gibi geniş bahçeleri yok, duvarla çevrelenmiş değiller.
Ayrıca, Sezer'in villasında kaliteden tasarruf edilmediği, evin dış kaplamasından panjurlarına kadar sitedeki benzerlerinden kat kat kaliteli olduğu hemen ilk bakışta fark ediliyor.
İçindeki malzeme ve işçilik faslını bilemiyoruz.
Peki, nasıl oluyor da hemen hemen aynı fiyata satılıyorlar?
Bu satırların yazarı, Sezer'in kendisine önerilen fiyatın villanın gerçek değeri olduğunu düşünerek bu alımı yaptığı konusunda en ufak bir soru işareti taşımıyor.
Ancak müteahhidin önerisinin yol açtığı soru işaretlerine makul bir yanıt da bulamıyor.
Cumhurbaşkanı Sezer, bu villayı görevinin sonuna doğru almış olsaydı, herhalde daha isabetli davranmış, en azından böyle bir tartışmanın içine düşmekten de kendisini korumuş olurdu.
Onun farklılığı, bu özel dikkati gerektirirdi. |