|
NUR içinde yatsın, Heybeliada ‘‘Mekteb-i Bahriye-i Şahane-i Osmaniye’’sinde ‘‘kozmografya müderrisi’’ olan atababam Cibalili Tahsin bin Lütfi'nin; nam-ı diğer ‘‘Kaputan-ı Derya Piç Tahsin Bey’’in Hicri 1296, Miladi 1878 takvimle Dersaadet'te yayınladığı ‘‘Punt’’ adlı kitap denizciliğimizdeki ilk modern seyr-ü sefer kılavuzudur.
Elde pusula, gözde sekstan ve cepte ‘‘Şimendifer’’ köstek, İmparatorluğumuzun hangi suyunda istim fayraplarsanız fayraplayın, şu derece Şarki ve bu derece Şimali, hem köşk serdümeni pruva rotasını, hem de güverte zabitanı namaz vaktini şaşırmaz.
Daha doğrusu şaşırmazdı, çünkü epey oluyor ki, bunların pabucu dama atıldı.
* * *
ZİRA, ‘‘Global Position System’’in kısaltmasından ‘‘GPS’’ denilen bir makine peydahlandı ki, avuç içi kadar alet yalnız hangi devasa okyanusun, hangi susuz çölün, hangi aşılmaz dağın neresinde bulunduğunuzu milimetrik hesaplamakla kalmıyor.
Ayrıca, bunların biraz alengirli olanlarının hafızasına hazır elektronik haritaları kaydettiğiniz takdirde, tak-tak-tak, gitmek istediğiniz yeri minik klavyeye şöyle bir tuşluyorsunuz ve ne sihirdir ne keramet, ekranda derhal en kısa yolun şeması beliriyor.
Farzedelim ki, tatlı su kaptanlığınız depreşti ve kesif sisli bir gecede Suadiye'den Kalamış'a dümen kırdınız. Aparat hemen ‘‘Fenerbahçe burnunun çeyrek mil açığından geç, yoksa bodoslamadan kayaya toslarsın’’ ihtarını veriyor ve doğru rotayı çiziyor.
Üstelik, bu ‘‘GPS’’ şimdi lüküs otomobillere de yerleştirildi.
Akaretler Yokuşu'ndayken, ta Florya'daki bir sokak ismini mi kaydettiniz?
Plan hafızadaysa, tek yönleri bilen ve trafik yoğunluğunu uyaran ekran, değme minübüs kahyası halt etmiş, sağ, sol, gazla diyerekten sizi şıppadak menzile ulaştırıyor.
Korkarım ki, cennetmekan ecdadım Cibalili Tahsin Bey bunu görseydi, önce o kadar göz nuru dökmüş olduğu kitabını Balat iskelesinden Haliç'e atar; sonra da kendisi Heybeli mektebinin trampleninden Marmara'ya atlayarak Pendik'i kulaçlardı.
* * *
TAMAM da, bu ‘‘GPS’’ zamazingosu tabii ki gökten zembille düşmedi.
Daha doğrusu, gökten düştü ama ne zembilden, ne fileden, ne de heybeden düştü.
Uydudan düştü! Ve düşüyor. Tek bir uydudan da değil, uydular sisteminden.
Eh, füzenin hedefi milim sektirmeden vurması; jetin bombayı zifiri karanlıkta fırlatması; fırtateynin rotayı iblis denizde şaşırmaması gerekiyor ya, epey var ki ABD dünya yörüngesine 24 adet uydu yerleştirdi . Seyir coğrafyasında dev bir çığır açtı.
Fakat işin içinde ‘‘cihet-i askeriye’’ olduğundan, ‘‘GPS’’ vericileri ilkin sivil alıcıların yakalayamayacağı türden şifreli sinyaller gönderiyordu. Sonra Amerikalılar lütfettiler ve işte şilepler, uçaklar, yatlar da yararlansın diye, şifreyi ‘‘gevşettiler’’.
‘‘Gevşettiler’’ diyorum, çünkü beş ila on beş metre arasında değişen kasti bir falso payı bırakıyorlar. ABD kurmayı kesin noktayı yalnız ve yalnız kendisine saklıyor.
Örneğin, otomobil ekranı sokağı gösteriyor ama, park edilecek garajı karartıyor.
Üstelik, eh sinyal Sam Amca'nın tekelinde ve aklına estiği an onu da kesiverir.
Kestimiydi de, tam denizin ortasında, tam çölün serabında, tam pistin apronunda size şımarık şımarık nanik çeken ‘‘GPS’’ ekranı önünde apışıp kalacaksınız ve alelacele, tekrardan atababamın pusulasına, sekstanına, kösteğine talim etmeyi öğreneksiniz.
Tekeli kırmanın ise tek bir çaresi var: Kendi sisteminizi kendiniz kuracaksınız.
* * *
İŞTE, önceki gün Barcelona'da toplanan AB ulaştırma bakanları bu kararı aldı.
Ne Washington'un ‘‘hayır kuramazsınız’’ tehditlerine pabuç bırakan, ne de otuz uydunun 6 milyar euro'luk külfetinden kaçınan Ortak Pazar, ‘‘Galileo’’ adıyla vaftiz edilen yeni Avrupa sisteminin 2008 yılında devreye girmesi konusunda uzlaşma sağladı.
O tarihten itibaren rotalarımızda ve haritalarımızda Amerikan tekeli olmayacak.
Sam Amca sinyali kestiğinde, vapurlarımızın denizde, uçaklarımızın havada, otomobillerimiz sokakta paniklemesi tehlikesi büyük ölçüde bertaraf edilecek.
Ama, Kaputan-ı Derya Cibalili Tahsin Bey'in torunu olarak ben diyorum ki, yine de O'nun daima geçerli olacak olan pusulasını, sekstanını, kösteğini hep saklı tutalım. |