|
ABD Başkan Yardımcısı Cheney'nin Ankara ziyaretini günlerce konuştuk.
Irak konusunda verdiği mesaj iyimser miydi?
Yoksa yanlış mı anlaşılmıştı? Afganistan'daki rolümüzün karşılığı ne olacaktı?
Bizim Cheney'in gezisi münasebetiyle günlerdir tartıştığımız, ABD'nin Irak, Afganistan, Ortadoğu politikasını Avrupa kaygıyla izliyor.
Evet... Başta Fransa olmak üzere Avrupa, ABD'nin bu ‘‘dediği dedik’’politikasından son derece rahatsız.
Fransızlar ABD'ye ‘‘süpergüç’’ yerine ‘‘hipergüç’’ adını takmışlar.
Çağdaş tarihte benzerine rastlanmayacak bir askeri üstünlüğe sahip ABD, Bush yönetiminin iş başına geçmesiyle birlikte dünya haritasını yeniden çizmeye ve çıkarlarına göre davranmaya kesinlikle kararlı görünüyor.
Bu her alanda böyle.
Pentagon daha geçenlerde nükleer silahları yeniden programa alacaklarını açıklamadı mı? Binbir zahmetle imzalanan o anti-nükleer antlaşmalar bir anda anlamsızlaşmadı mı?
Dünyayı en fazla kirleten ülke olduğu halde çevrenin korunmasıyla ilgili Kyoto protokolünü de sanayicisini korumak maksadıyla imzalamadığını biliyoruz.
Bush, Kyoto'yu imzalamasını rica eden Avrupalı liderlere şöyle demiş: ‘‘ABD'nin çıkarlarına aykırı olduğu için imzalamam. Büyük miktarda enerji tüketimi bizim yaşam tarzımızın bir parçası ve Amerikan yaşam tarzı kutsaldır...’’
Buyrun buna ne diyeceksiniz?...
Tüm dünyanın geleceği söz konusu iken, ‘‘Amerikan yaşam tarzının kutsal olduğunu’’ söyleyen bir başkana kim söz geçirebilir?
Bu arada küçük bir parantez. ABD'nin çıkarlarıyla, sayın başkanın çıkarları da bir yerde kesişiyor galiba.
Çünkü Wall Street Gazetesi'nin iddiasına göre, Başkan Bush'un iki hafta önce ithal çelik ürünlerinde gümrük bedelini yüzde 30 oranında arttırmasının nedeni, çelik üreten Pennsylvania, West Virginia gibi eyaletlerde Cumhuriyetçi oyları arttırmakmış.
Fransız Nouvel Observateur dergisine bakılırsa, Washington yeniden biçimlendirmeye giriştiği dünya düzeninde şöyle bir görev dağılımı yapmış: ‘‘Biz savaşıyoruz, BM besliyor, Avrupa da yeniden yapılandırıyor.’’
Dergiye göre, halen Afganistan'da aynen bu formül uygulanıyor.
Amerikalılar bir bilimkurgu savaşı sürdürürken, Avrupalılara pirinç torbalarını taşımak ve mayınları temizlemek işi düşüyor.
Savaşan bir ülke ne yapar?
Elbet savunma bütçesini arttırır.
ABD'nin önümüzdeki yıl için savunma bütçesi 379 milyar dolar.
Bu rakam, Çin, Japonya, Rusya dahil dünyanın önde gelen savunma harcamalarını yapan 15 ülkenin toplam bütçelerinin de üzerinde.
Böylesine bir dengesizlik çağdaş tarihte ilk kez oluyormuş.
Tablo böyle iken, Cheney tartışmaları ne kadar anlamsızlaşıyor değil mi?
Bin Ladin'in yoğurdu
Amerikalıların galiba artık aramaktan vazgeçtikleri, Afganistan dağlarında kayıp Usame Bin Ladin'in dört karısından bir tanesi geçenlerde Londra'da yayınlanan El Mecelle dergisine konuşmuş.
Adının baş harflarını A. S diye veren kadının nerede, ne zaman konuştuğu belli değil. Kadının anlattıklarına göre, Bin Ladin'in karılarından ikisi Kandahar, biri Kabil, dördüncüsü de Tora Bora dağlarındaymış.
Usame Bin Ladin, A.S'yi ziyarete geldiğinde, eve geç gelip saatlerce yatağında yalnız uzanırmış. Karısı kendisiyle konuşmaya kalkıştığı takdirde öfkelenir, soru sorulmasını istemezmiş. En fazla da ekmeği, balı, hurmayı ve yoğurdu severmiş.
Kadın sesi okyanusta damla
Bir yanda 379 milyar dolarlık bir savunma bütçesi, diğer yanda dünya barışı için çırpınan kadınlar.
Kadınların barışı konuştukları toplantıların bir tanesi de haftasonunda İstanbul'da, tarihi Pera Palas Oteli'nde ‘‘Kadınlar, Barış ve Güvenlik’’ başlığı altında yapıldı.
Ka-Der'in işbirliğiyle Uluslararası Demokrasi Enstitüsü'nün düzenlediği toplantının konuşmacıları Güney Doğu Avrupalı kadın parlamenterlerdi.
Toplantının açılış konuşmasını yapan Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, barışın sağlanmasında kadının işlevi üzerinde dururken bakın ne dedi:
‘‘Kadın hayatı kendi bünyesinde geliştiriyor, büyütüyor ve hayata katıyor. Bu yüzden hayatı koruma içgüdüsüne sahip. Çocuğunu daha iyi, barışçı bir ortamda büyütmek kadının öncelikli hedefi.’’
Kadınların ‘‘hayatı koruma içgüdülerinin’’ barışa katkısını sağlamanın bir yolu da siyasetten geçiyor. Afganistan'a asker göndermek, Irak'a müdahale gibi kararları erkekler aldığına göre, parlamentolarda ‘‘hayatı koruma içgüdüsüyle’’ onların karşılarında yer almak şart.
Hele Türkiye'de...
Çünkü görebildiğim kadarıyla, İstanbul'daki konferansa katılan 12 ülke arasında, yüzde 4.2 ile Türkiye kadın parlamenter oranı en düşük ülke. Bulgaristan'da bu oran yüzde 26.2.
ABD ile ilgili yukarıda çizdiğim tabloya bakınca kadınların sesleri şimdilik okyanusta bir damla gibi görünüyor.
Ama inanıyorum ki ‘‘şimdilik.’’ |