|
Ersin KALKAN
Haliç'in kıyısındaki bu 120 yıllık binada bir zamanlar çoğu kadın iki bin işçi tütün sarardı. 1946'da ilk yerli puro, 1959'da ilk filtreli Samsun burada üretilmişti.
Sonra eskidi, boşaldı, ıpıssız kaldı. 1997'de restorasyon karşılığı 29 yıllığına Kadir Has Üniversitesi'ne devredildi. 18 milyon dolara mal olan restorasyonu 16 ayda tamamlandı ve üniversite nihayet açıldı. Restorasyon sırasında bahçede Bizans limanına ait kalıntılar bulundu, bir müze çalışması başladı. Sadece bu değil: Üniversite Haliç'e yeni bir hayat getirdi. Şimdi 5 fakültede okuyan 1300 öğrencisi, hatta bir kürek takımı bile var.
İşadamı Kadir Has'ın 13 Şubat 2002'de açılışını yaptığı Kadir Has Üniversitesi (KHÜ) Merkez Kampüsü'nde eğitime başlandı. Bir zamanlar içinde 2500 tütün işçisinin çalıştığı 120 yıllık tarihi Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası, böylece yeniden hayata döndü. Türkiye'nin ilk tütün fabrikası olan bu bina yıllarca Reji Binası olarak anılmıştı. Endüstri çağının ülkemizdeki en önemli ve ilk sembolüydü. 1995'te ömrünü tamamladı. Birçok edebiyatçıya ilham veren tütün işçileri Cibali'yi 1995'te boşalttı.
Bina 15 Aralık 1997'de, eğitim kurumu olarak değerlendirilmek üzere Kadir Has Üniversitesi'ne Restore et-İşlet-Devret modeliyle 29 yıllığına verildi. Projelerin yapılıp onaylanması üç yıl sürdü. 3 Temmuz 2000'de restorasyonuna başlanan binada tüm kolon ve kirişler çelik desteklerle güçlendirildi. Yüksek Mimar Dr. Mehmet Alper'in yürüttüğü çalışma sırasında, ana binanın üstüne daha sonra atılan çatı katı sökülerek eser orijinal haline kavuşturuldu. Sonradan bir kat eklenerek bozulan bina silüeti, çatı katının temizlenmesinden sonra eski haline döndürüldü.
BİZANS ESERİ ÇIKTI
Rektör Prof. Dr. Yücel Yılmaz, Kadir Has Üniversitesi'nin Cibali ve Haliç'e getireceği yeniliğin bu restorasyonla sınırlı kalmayacağını söylüyor. Binanın restorasyonu sırasında ortaya çıkan sürpriz Prof. Dr. Yılmaz'ın Tarihi Yarımada'ya ilişkin projesine ilham kaynağı oldu. Binanın bahçesinde yıllardır birikmiş molozlar temizlenirken, işçilerden biri kazmayı bir taşa vurdu. Kazma sesinin derinlerde yankılandığını farkeden Mimar Mehmet Alper, işçinin yanına gelerek, ‘‘dur bakalım bunun altında başka birşey var’’ dedi. Hassas kazıya geçilince, alttan koskoca bir tonoz çıktı. Ardından bir başka tonoz, sonra bir tonoz daha... Daha önce oluşmuş bir delikten tonozun içine giren Alper, elindeki fenerin ışığının yetişmediği devasa bir yapıyla karşılaştı.
Yeni buluntu Anıtlar Kurulu'na bildirildi. Alttan çıkan eserin kuruluş tarihinin 8-9'uncu yüzyıllara kadar uzandığı ve Bizans liman kopleksine ait olduğu tahmin ediliyor. Prof. Dr. Yılmaz, ‘‘Binamızın altından çıkan bu Bizans eseri hepimizin gözünün içine, ‘2700 yıllık bu kente sahip çıkın' dercesine bakıyordu. Biz de hemen bir proje yaptık, bir Haliç Eserleri Müzesi kurmaya karar verdik. Tarih bölümümüzün bünyesinde kuracağımız Bizans Kürsüsü'yle de bu müzenin bilimsel olarak beslenmesini sağlayacağız’’ diyor.
Prof. Dr. Yılmaz, Tarihi Yarımada'yla ilgili tüm çalışmalara üniversitenin kapısını açacaklarını da söyledi. ‘‘Kongre salonlarımız, kütüphanelerimiz bu konuda birşeyler yapmayı hedefleyen kişi ve kurumlara sonuna kadar açık.’’
100 yıl boyunca ilham kaynağı oldu
1884'te yapılan Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası'nın neoklasik üslubu, klasik dönem yapı sanatından ayrılarak dönemin ilginç bir örneğini oluşturuyor. Bu kimliğiyle de tarihi yarımadanın önemli bir eseri. Ana binanın çatı alınlığında eskiden yer alan ve ‘‘Devleti Ali-i Osmani’’ ibaresinin bulunduğu nişane yeniden yapıldı.
Cibali Tütün Fabrikası, II. Abdülhamid döneminde 1884'te yapıldı. Alexandre Vallaury tarafından tasarlandı, İstanbul'da sayısız apartman, konak ve hana imza atmış ünlü Mimar Hovsep Aznavur tarafından geliştirildi. 20. yüzyıl başlarında Eugene Bottazi'nin yaptığı eklemelerle genişletildi. 10 bin 385 metrekarelik bir arsa üzerinde 40 bin metrekarelik kapalı alana sahip Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası, endüstri tarihimizin ilk eserlerinden biriydi. Dönem dönem 1500'ü aşan kadın ve 662 erkek çalışanı, imalathaneleri, hastanesi, çocuk yuvası, bakkaliyesi, okulu, itfaiye ve spor birimleri, güvenlik ve memur kadrosuyla İstanbul'un önemli bir hayat merkeziydi. Tütün işçilerinin hayatı, şiirlere, romanlara ve şarkılara da taşındı elbette. Böyle bir fabrikanın Orhan Kemal gibi bir yazara ilham vermemesi mümkün değildi. Zaten yazar, fabrikanın hemen arkasında bulunan ve bugün Orhan Kemal Sokağı denilen yerde oturmuştu uzun süre.
Carmen'den hatırlayacağımız gibi, tütün işçisi kızlar, her zaman edebiyatçılara ilham vermişti. Nitekim Mahmut Yesari'nin ‘‘Çulluk’’ romanındaki kadın kahraman da Cibali Fabrikası'nda çalışan genç bir kızdı. Son olarak Alpay'ın ‘‘Fabrika Kızı’’ adlı şarkısından da söz edelim:
Fabrikada tütün sarar/sanki kendi içer gibi/Sararken de hayal kurar/Bütün insanlar gibi.
Bu güzel binada sanayi dönemi sonrası Batı'da kullanılan tuğla, demir, döküm taşıyıcı kolonlar ve cam gibi malzeme kullanılmış. Çatı örtüsündeki özgün Marsilya tipi kiremitler, pik döküm kolonlar ve döşemelerde kullanılan INP çelik putreller Fransa'dan getirilmiş. Üniversitenin içinde fabrikadan kalma yüzlerce pik demir kolona rastlanıyor. Orijinal halleriyle olduğu gibi korunan bu kolonlar binada çalışan makinaların titreşiminin yapıya zarar vermemesi için koyulmuş. Bu kolonların fabrikada oluşan rezonansı emmesi sayesinde eser bugüne kadar dimdik ayakta kalmayı başarmış.
5 FAKÜLTEDE 1300 ÖĞRENCİ
Cibali Kampüsü 11 dönümlük arazide, 40 bin metrekarelik kapalı alana sahip.
Şu anda bu kampüste 1300 öğrenci eğitim görüyor.
Her beş öğrenciye bir öğretim elemanı düşüyor.
Her yüz öğrenciden 21'i burslu.
Şu anda 5 fakülte faaliyette: Tıp, Fen Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler, Mühendislik ve İletişim. Güzel Sanatlar ve Mimarlık fakülteleri için hazırlıklar tamamlanmış.
Kampüste, açık ve kapalı spor salonları, toplantı ve kongre merkezi, tiyatro ve sinema salonları, bilgisayar merkezi var.
Üç bilgisayar laboratuarında 500 bilgisayar bulunuyor.
Elektrik-elekronik laboratuarına yüzbinlerce dolar harcandı.
Yüksek Mimar Dr. Mehmet Alper, Turizm Bakanlığı'nda Turizm Yatırımları Grup Başkanlığı'nda çalıştı. Yıldız Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde öğretim görevlisi olarak bulundu. ÇEKÜL Vakfı Tasarım ve Uygulama Bölümü Başkanı.
Tekel Müzesi'ni geri istiyoruz
Restorasyonu üstlenen Yüksek Mimar Dr. Mehmet Alper'in en önemli hedeflerinden biri, Tekel Müzesi'nin Cibali'ye geri dönmesi. Tütün Fabrikası'nın içinde bir Tekel Müzesi bulunuyordu. 120 yıllık endüstri tarihimizin önemli bir kanıtı olan bu müze, farikanın içinde yıllarca çok kötü koşullarda harap bir vaziyette kaldı. Fabrikanın üniversiteye verilmesinden sonra müzedeki eserler Maltepe Sigara Fabrikası'na taşındı. Balat, Sultanahmet ve Kumkapı Dernekleri gibi çevredeki sivil toplum örgütleri müzenin Cibali'de kalması için çok çaba sarfetti ama Tekel Genel Müdürlüğü taşınma kararından vazgeçmedi. Üniversitenin mimarı Dr. Mehmet Alper, bu müzenin tarih içinde oluştuğu yer olan Cibali'de kalması gerektiğini söylüyor: ‘‘Müzedeki makinalar, uzak ülkelerden mavnalarla geldi. Cibali Limanı'ndan fabrikaya girdi, Birçok manifaktür aleti bu civardaki atölyelerde imal edildi. O makinalarda çalışan insanlar Haliç'in kıyısında ömrünü tamamladı. Şimdi bu müze doğduğu toprakların çok uzağında. Bu tarihe yönelik çok büyük bir haksızlık. Müze, Cibali'ye, üniversitenin içine yani ait olduğu yere geri dönmelidir.’’
Bir başka hedefi daha var Alper'in: Üniversitede bir mimarlık ve restorasyon bölümünün açılması. Balat-Fener'de bulunan Dimitri Kantemir'in sarayının restorasyon enstitüsüne dönüştürülmesi için çalışmalar başlatacağını belirtiyor. Kantemir'in sarayı 1998'de restorasyon okulu yapılması için İTÜ'ye verilmişti. Bu konuda Berlin Teknik Üniversitesi'yle ortak olan İTÜ, o günden bu yana binaya tek bir çivi bile çakmadı. |