12/03/2002 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Yazarlar
12.03.2002
Mehmet Ali BİRAND
AB büyükelçileri, bu mesajları iyi anladılar mı?
  
mabirand@e-kolay.net
 

Türk kamuoyu ilk defa, AB konusundaki kuşku ve kaygılarını ortaya koyuyor. Benim merak ettiğim, acaba Brüksel ve bazı başkentler Türk toplumunun yanıt bulamadığı bazı soruların ciddiyetinin farkında mı ? Bu kaygıları gidermenin tek yolu, AB’ nin bazı adımları atmasıdır.

Haftalardır Türk kamu oyu birbirine giriyor.

İlk defa, ciddi şekilde Avrupa Birliği ile ilgili konuları tartışıyoruz. Hem de, Avrupa Birliği’nin ne olduğunu, ne anlama geldiğini, hatta yerini dahi bilmeden konuşuyoruz. Tarımda ne yapacağımızın, serbest dolaşım engelini nasıl aşacağımızın, AB ülkelerini nasıl etkileyeceğimizin, kendimizi nasıl kabul ettireceğimizin mücadelesi yapmak yerine, birbirimizin gözünü oyuyoruz.

Tam bir cahiller diyaloğu yaşıyoruz.

Bizi uzaktan izleyenlerin bir bölümü üzülüyor, bir bölümü ise seviniyordur.

Üzülenler, Türkiye’ nin gerçek yerinin AB içinde olduğuna inanan, ancak bunun gerçekleşmesi için yapılması gerekenler varken, boşu boşuna zaman harcadığımızı, enerjimizi gereksizce kullandığımızı düşünenlerdir.

Sevinenler ise, Türkiye’nin AB’ye yakınlaşmasını ve giderek içine girmesini istemeyenlerdir. Onların veto kullanmalarına, yani kötü kişi olmalarına, Ankara ile ilişkilerini bozmalarına gerek kalmadan, Türkiye’nin kendi kendini dışarda bırakmasından eminim çok memnundurlar.

Bu iş böyle sürecek. AB’ ye bunun gibi sayısız kavgalardan geçip gireceğiz.

Benim asıl üstünde durmak istediğim nokta başka.

Geçtiğimiz haftalarda, belki kimilerine saçma gibi görünse de, tartışmalar önemli bazı sonuçlar çıkarılmasına vesile oldu.

1. İlk çıkarılacak olan ders, bütün toplumun (Politikacısı, askeri, bilim adamı, özel sektörü ve bürokrasisi ile) tümünün kafasının karışık olduğudur. Tam bir belirsizlik vardır. AB’nin ne getirip ne götüreceği hakkında kimsenin doğru dürüst bir bilgisi yoktur. Durum böyle olunca da, toplum yalpalamaktadır. Bir gün AB yanlıları etkinliklerini göstermekte, ertesi gün AB’den kuşku duyanlar.
2. AB konusu sahipsizdir. Zaman zaman çıkış yapan, ancak ardından yok olabilen veya geri adım atabilen Mesut Yılmaz ve sürekli ortada görünemeyen İsmail Cem’in dışında, AB konusunda siyasi bir lokomatif yoktur.
3. Bütün bu dalgalanmalara rağmen, Türk kamuoyunun önemli bir bölümü, aleyhteki tüm görüşlere rağmen AB’den yana tutum takınmıştır. Genel ortam, uzun vadede AB’nin Türkiye için iyi olacağı şeklinde belirtilmektedir.

Bunların yanısıra tartışmalar sırasında dikkati çeken nokta, toplumdaki kuşku ve kaygılardır. Onlar da ortaya çıkmıştır. Örneğin, Kılınç Paşa’nın konuşması hafife alınmamalıdır. Askerin içinde Kılınç Paşa gibi düşünenler vardır. MHP’nin ortaya attığı soruları küçümsememek gerekir. Avrupa kültürü ile yetişmiş çok kimse, MHP’nin seslendirdiği kaygıları paylaşmaktadır.

Türk kamuoyu’nun AB’ ye yönelik temel eleştirileri kabaca şöyle özetlenebilir:

- Avrupa Birliği, Türkiye’ nin duyarlıklarına hiç dikkat etmiyor. Türkiye’yi kıran, hırpalayan tutumlar almaktan hiç kaçınmıyor. Türkiye ile ilişkilerde son derece hoyrat davranıyor. Ders veren öğretmenler gibi hareket ediyor ve bir defa dahi “Şu işi iyi yaptınız” demiyor.
(Örnek olarak da, özellikle Avrupa Parlamentosunun sürekli eleştirileri, Ermeni soykırımı konusundaki ısrarlı tutumları gösteriliyor.)

- Terörden ne kadar çektiğini bilmesine rağmen, AB ülkeleri PKK ve THKP-C konusunda Türkiye’ye hiç destek vermiyorlar. Terörle mücadele çerçevesinde hazırlanan listeye bu iki örgütü almamakta ısrar ediyorlar.

- Kıbrıs konusundaki konuşma şekli, kullanılan kelimeler, Türklerin eşitliğine hiç önem vermeyen, buna karşı Rumlar ne yapsalar kabul edeceklerini gösteren sinyallerle dolu.

BİR TOPLUM BU KADAR DUYARLIYSA, HAREKETE GEÇİLİR

Eğer bir ülke ile işbirliği yapmak istiyorsanız, o ülke’nin bir çok eksikleri veya sizin ilkelerinize ters düşen uygulamaları olsa dahi, bazı duyarlıklarına dikkat etmek zorundasınızdır.

Avrupa Birliği’nin ilkelerini gayet iyi biliyorum. Mekanizmaların nasıl işlediğini, kararların nasıl alındığını veya alınamadığını, Avrupa Parlamentosunun kontrol edilmesinin güçlüğünü bilenlerden biriyim.

Bütün bunlara rağmen, AB’yi yönlendirenlerin artık Türk kamu oyundaki bu duyarlıklara dikkat etmeleri vakti gelmiştir. “Ne yapalım, Klübe katılmak isteyen sizsiniz. Dolayısıyla herşeyi siz düzeltmek , bizi anlamak ve alınmamak zorundasınız. Biz böyleyiz” diyerek ilişki kurulamaz.

Terör listesine PKK ve THKP-C’nin bugüne kadar neden eklenemediğini anlatmaya çalışmak yerine, AB’nin harekete geçmesi gerekmektedir. Türk kamuoyunun bu konuda hiçbir gerekçeyi edememesini anlayışla karşılamak zorundadır.

“...Bir cinayet işlediği açıkça bilinen Sabancı’ nın katilini cezalandırmamanın ne mantığı olabilir ?” diyenler AB karşıtı değil. Bu insanlar, geleceklerini paylaşmayı düşündükleri bir büyük grubun, kendilerine ne oranda destek vereceklerini hesaplamaya çalışmaktadırlar.

Türkiye’nin çıkarlarına, duyarlıklarına bu kadar önem vermeyen AB, bu toplumu kaygılandırmaktadır. Bundan dolayı “acaba ilerde bizim bölünmemize neden olacak kararlar da alabilirler mi ? ” sorusunu sormaktadırlar.

Haklı oldukları yönler çok fazladır.

Türk toplumu, bazı AB üyesi ülkelerin PKK’yı terör örgütü olarak görmediğinin gerekçelerini duymak dahi istemiyor. Farklı anlayışları, hukukun farklı şekilde yorumlanmasıyla hiç ilgili değil. Türk toplumu, duyarlıklarına dikkatli, tepeden baktığı izlenimi vermeyen bir ortak arıyor.

AB bu gelişmelere seyirci kalamaz, hatta kalmamalıdır.

Türk kamuoyunu rahatlatmalıdır. Yanlış değerlendirmelere, kaygı ve kuşkulara yol açacak tutumları sürdürmemelidir. Eğer bugüne kadar zaman zaman görülen vurdum duymazlık devam ederse, bu tutum Türkiye’ yi özellikle kışkırtıp dışarda bırakma çabası olarak değerlendirilecektir.

AB’ NİN DEĞİL, BİZİM NE İSTEDİĞİMİZ ÖNEMLİDİR

Bir de, madalyonun öbür yanına bakalım.

Unutmamak gerekir ki, Avrupa Birliğine girmek isteyen Türkiye’dir. Zira buna hakkı olduğuna inanmaktadır. AB’ ye girmek için bu kulübün kurallarına uymak da Türkiye’ nin reddedemeyeceği bir sorumluluktur.

Türkiye kendi sorumluluklarını yerine getirdiği oranda, AB’den isteklerine olumlu yanıt bekleme hakkı artar. Kimse kimseye karşılıksız birşey vermez. Kimse kimseye hediye yapmaz.

Bütün diğer ülkeler gibi, Türkiye’ de AB’ ye onuruyla ve milli çıkarlarını daha iyi koruyabilmek için girmeyi planlamaktadır.

AB, Türkiye’ye dikkat etmek zorundadır. Türkiye’de ne istediğini gerçekçi şekilde AB’ye anlatmalıdır. Unutmayalım, AB’ye uyum gösterecek olan Türkiye’ nin istekleri çok daha ağırlık kazanacaktır.


Mehmet Ali BİRAND
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Sadece bize mi söylüyorlar?
 
    Bekir COŞKUN
  AB'miz tuttu
 
    Doğan HIZLAN
  Kılınç Paşa, Attila İlhan'ı okudu mu?
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Kanayan yara
 
    Ercan KUMCU
  Bankaların finansmanı
 
    Fatih ALTAYLI
  Cumhurbaşkanı ülke için iş takip eder
 
    Dr. Gündüz TEZMEN
  Uluslararası Aspirin Ödülü verildi
 
    Muharrem SARIKAYA
  Yılmaz'ın istediği oldu
 
    Pakize SUDA
  Cemiyet haberleri
 
    Yalçın BAYER
  Türkçe'yi kirletmek
 
    Yasemin BORAN
  Merkür burç değiştiriyor
 
    Güzin  Abla
  Bitkisel ilaçlardan yardım
 
    Bülent DÜZGİT
  Bülent Düzgit
 
    Korkut GÖZE
  Daum'u boğazlarken!
 
    Yener SÜSOY
  Doğunun geleceği turizmde yatıyor
 
    Serdar TURGUT
  İran'ı düşünmek zorundayız
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2002 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com