|
CUMHURBAŞKANIMIZ Ahmet Necdet Sezer, ne yazık ki, içinde yaşadığımız ‘‘çağın’’ gerçeklerini kavrayabilmiş değil. Oturduğu makamın kendisine yüklediği ‘‘ödevler’’i de anlaşılan anlayamamış.
Cumhurbaşkanımız yurtdışında iş yapan işadamlarının sorunlarıyla ilglenmesinin kendi anlayışına uygun olmadığını ve bunun yapılmaması gerektiğini söylüyor.
Çok garip bir tutum.
Namusuyla iş yapan, bu ülkeye döviz kazandıran, bu ülkenin bayrağını yurtdışında dalgalandıran insanlara yardım etmek, makamı ne olursa olsun her Türk vatandaşının, Türk devletinin, Türk devletinin her kademesinin görevi.
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ülkesinin başka ülkelerdeki ‘‘ticari’’ çıkarlarını koruyacak.
İngiltere Başbakanı Blair yaptığı üst düzey ikili görüşmelerde zaman zaman ülkesinin firmalarının temsilcisi gibi davranacak.
ABD Başkanı Bush ülkesinin bir firmasının gasp edilen paralarını tahsil etmek için aracılık yapmaktan çekinmeyecek, benim Cumhurbaşkanım ‘‘Vallahi işadamlarının ne yaptığı beni bağlamaz’’ diyecek.
Yok öyle şey.
Artık devlet adamlığı dediğin, ülkenin ticari temsilciliğinin en üst düzeyi gibi olmaya başladı.
Çünkü uluslararası dengeler, ülkelerin iç dengeleri bunun üzerine oturuyor.
Ülkeler birbirleriyle kimin daha uzağa işediğini tespit için değil, ‘‘ticari’’ nedenlerle savaş ediyor.
Devlet adamı açısından yanlış olan ülkesinin ticari çıkarlarını takip etmek değil.
Yanlış olan ailenin ve yakınların çıkarlarını ülke çıkarları haline getirip ulusal ve uluslararası düzeyde iş takip etmek.
Süleyman Demirel gibi yeğeni için Aliyev'e mektup yazarsanız, Kamuran Çörtük için Pakistan'a giderseniz elbette ki olmaz.
Ama hiçbir kişisel yakınlık olmadan, sadece ülke için ‘‘namuslu ve düzgün’’ işlere sahip çıkarsanız olur.
Sezer'in aradaki farkı anlaması ve ona göre davranması gerekiyor.
İstanbul Erkek Lisesi'nde vakıftan şikáyet
İSTANBUL Erkek Liseliler çok şikáyetçi. ‘‘Bir vakıf kurduk, okulumuza hiçbir katkı sağlamadığı gibi, giderek okulumuzu elimizden alacak’’ diyorlar.
Şikáyet, vakfın büyük gelirler elde etmesine rağmen bu parayı okula, yani İstanbul Erkek Lisesi'ne harcamıyor ve bir vakıf değil, bir ticari kuruluş gibi davranıyor olması.
İstanbul Erkek Lisesi mezunları birkaç yıl önce bir vakıf kurmuştu: İstanbul Erkek Liseliler Vakfı.
Ardından da okulun bahçesine bir ilkokul yapmış ve buraya parayla öğrenci almaya başlamışlardı. Hatta hatırlayacaksınız, bir ‘‘İzmir torba’’ yani hileli kura çekimine yol açıp, okul adını da rezil etmişlerdi.
O işler geride kaldı ve ilkokul rayına girdi. Ardından yine okulun bahçesine içinde tuvaleti dahi olmayan bir bina yapıp burada da ‘‘lise’’ açtılar. İşin ilginci ortada zaten 100 yıllık bir lise vardı, yanındaki neyin nesiydi?
Mesele sonra anlaşıldı.
İlkokuldan mezun olanlar, gerçek İstanbul Erkek Lisesi'ne giremediği için yanına bir ‘‘Öz İstanbul Erkek Lisesi’’ yapılmıştı. Çünkü ilkokula başlayan çocukların velilerine liseye devam garantisi verilmişti ve uyduruk kaydırık bir lise oluşturulmuştu.
Bütün bu işleri yapan vakıf, kuruluş amacına uygun hareket etmemekle suçlanıyor İstanbul Erkek Liseliler tarafından.
Bu arada vakfa Alman hükümeti de başlangıçta büyük destek vermişti ve Alman Hastanesi, Alman hükümeti tarafından vakfa bağışlanmıştı. Şimdi bir yandan ilkokulun müthiş gelirleri, bir yandan Alman Hastanesi'nden elde edilen gelir var.
Ama bu paradan ‘‘gerçek İstanbul Erkek Lisesi’’ne bir kaynak aktarılmıyor.
Vakıf sorumluları ise ‘‘Biz okulun vakfı değiliz, mezunların vakfıyız. Okula kaynak aktarmak gibi bir zorunluluğumuz yok’’ diyorlar. Ve iddialara göre göstermelik yardımlar yapıyorlar.
İstanbul Erkek Liseliler şimdi kendi binalarından atılmaktan da korkmaya başlamışlar. Umarım bu okulun mezunu Mesut Yılmaz başta olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü bu konuyla ilgilenirler.
Türkiye'nin çok önemli bir eğitim kurumunun yara almasını önlemek gerek.
Citibank: Hata varsa düzeltiriz
CITIBANK Genel Müdür Yardımcısı Ayşe Bener sabahın erken saatlerinde, yazıyı okur okumaz aradı.
‘‘Uyarınız için teşekkürler. Müşteri odaklı bankacılık diyoruz ama bu lafta kalmamalı. Hatamız var ise, ki mutlaka yapıyoruzdur, düzeltmemiz gerek’’ dedi.
Bener'e göre müşteri şikáyetleri son derece önemli. Çünkü yol gösterici oluyor ve personeldeki eksiklikleri gidermekte rehberlik ediyormuş.
Bener, ‘‘Hizmet sektöründeyiz. Herkesi memnun etmek zor bir iş. Buna çalışıyoruz’’ dedi ve köşemde yer alan konu hakkında ‘‘dostum’’un şikáyetini bizzat dinlemek ve ilgilenmek istediklerini söyledi.
Şikáyetin, bankaların kurallarını bilen bir bankacıdan gelmesi de galiba etkili olmuş.
Ben de Bener'e, ‘‘Çok şikáyet geliyor. Sadece sizin bankadan değil. Her bankadan geliyor. Sizden gelenler biraz daha fazla. Belki de müşteri profilinizden dolayıdır’’ dedim.
Kendisinden bir faks numarası aldım.
Bundan böyle Citibank'la ilgili olarak bana gelen şikáyetleri kendilerine anında ileteceğim.
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Saygıdeğer kurumları kendi çıkarımız için oyuncağa çevirmediğimiz zaman.
|