|
DÜNYAYI kendi ülkemizden ibaret sanan bir bakış açımız var ya... Hani ‘‘bizden kötüsü yok’’ dedirten, ‘‘bizi hiçbir zaman yetenekli kadrolar yönetmedi ki’’ diye şikáyet ettiren, ‘‘onlar bizi zaten sevmezler, o yüzden Türkiye'ye karşı ayrımcılık yaparlar’’ türü sözler söylememize sebep olan bakış açısı...
Avrupa Birliği (AB) bize karşı kötü davranıyor türü sözlerin kaynağı da bu olduğu için, ‘‘sahiden öyle mi?’’ diye merak ettik.
Hemen belirtelim:
Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye sempati ile bakmadığı bize göre de bir gerçek. Ama bu önyargı bizim zannettiğimiz kadar kesin ve derin mi onu araştırınca farklı bir resim çıktı karşımıza. Son zamanların moda lafıyla onu ‘‘sizinle paylaşmak’’ istedik.
Gerçekten, bazıları sanıyor ki ‘‘herkesin kendi anadilini öğrenme ve o dille yayın yapma’’ hakkı sadece bize dayatılıyor. Özellikle Kürt kökenli vatandaşlarımız tahrik edilmek isteniyor. Böylece ülkemizi böldürecek bir zemin hazırlanmasına çalışılıyor.
Oysa böyle -özellikle sadece bizden istenen- bir şey yok. AB'ye giren veya aday olan her ülke, bu doğrultuda ama kendi ulusal çıkarlarını zedelemeyecek şekilde düzenlemeler yapmış. Yapmayanları da AB uyarmış.
Aslında AB her ülkeden standart taleplerde bulunmuş. Örneğin yargınız bağımsız olacak, demiş ifade özgürlüğünüzü belli standarda çıkartın demiş, merkezi ve yerel yönetim reformu yapın demiş, kamu görevlilerinin hizmete alınmasıyla, verimlilikleriyle, yükseltilmeleriyle ilgili yeni yasalar çıkartılmasını istemiş, azınlıklara ayrımcı davranılmamasını özellikle vurgulamış.
Sonra ne olmuş?
Örneğin Bulgaristan'a, 1999'da, ‘‘Roman azınlıkların topluma entegrasyonu çalışmaları yetersiz’’ demiş. ‘‘Yargıç ve savcıların statüsü’’nü eksik bulmuş. ‘‘Yolsuzluklar en önemli sorununuz. Bunu çözün’’ demiş. Sonra yani 2000 ve 2001 yıllarında bunları tekrar gözden geçirip, yapılanları açıkça söylemiş. Ama 2002 raporunda hálá ‘‘kamu hizmetlerinde güvenilirlik, açıklık ve saydamlık yetersiz’’ demiş. ‘‘Yargı sistemi reformu eksik kaldı’’ demiş. Yolsuzlukla mücadeleyi de yetersiz bulmuş. Keza hatalı polis uygulamalarını önleyin demiş.
Polonya için 1998'den beri adım adım değerlendirme yapılmış. Yolsuzlukla mücadele, yargı, cezaevi koşulları, yabancıların mülkiyet edinme hakları, kadınların şiddete maruz kalmaları birkaç yıl ortada kalmış. Kara para aklama keza sorun olmuş. Ama 2002 yılında bunlardan sadece ‘‘yolsuzlukla mücadele’’ meselesi tam olarak çözülmedi denmiş.
Slovakya'nın durumu da böyle. Hatta ona dönük eleştiriler daha ağır. Örneğin azınlıkların hakları, medyanın bağımsızlığı, her yıl çok vurgulanmış. Ama Slovakya hálá tam toparlanamamış.
Gördüğünüz gibi, sadece bize değil herkese söylüyorlar... |