|
PEDERİNE müebbet, kerimesine de yirmi yıl.
Brüksel Ağır Ceza Mahkemesi, geçen pazar sözünü ettiğim ve çoluk, çocuk, refika, familyadan en az altı zavallıcığı kıkırdattıkları için hiç şüphesiz yakın zamanların en korkunç ‘seri katilleri’ arasında yer alan Papaz Andraş Pandy ve kızı Agnes için işte yukarıdaki hükmü verdi.
Tabii ki mehel olsun diyorum. Hatta, az bile diyorum.
Ancaak...
Ama isterseniz o ancağa gelmeden önce biraz daha ayrıntı anlatayım.
*
EFENDİM, bilumum Avrupa televizyonları koca antenli seyyar kamyonlarını Belçika başkentindeki Adalet Sarayı'nın önüne yerleştirmişler ve naklen yayın yapıyorlar, oradan izlemekteyim, bütün bir gün boyu aralıksız toplanan jüri salı gece yarısına doğru sanıkların ‘suçlu’ olduğunu kararlaştırdı.
Malum, pek çok ülkedeki hukuk mekanizması üyeleri halk arasından seçilen jürileri devreye sokar ve yargıç onların biri dizi soruyu cevaplamasını ister.
‘Suçun önceden planlanarak işlendiğine inanıyor musunuz ?’ veya ‘hafifletici sebep olduğunu düşünüyor musunuz ?’ gibisinden şeyler...
Verilen yanıtlara göre de aynı yargıç kitabı açar ve şu, şu, şu maddelere göre bu cezanın saptandığını duyurur. Sistemin iyiliği kötülüğü tartışmasına girmeyeceğim, çünkü bana kalırsa hem olumlu, hem de olumsuz yanları var...
Sadede geleyim, jüri ‘suçlu’ dedi ve hakim ne kadar ceza biçildiğini henüz söylemedi ki, sanık sandalyesinde oturanlara ‘son sözlerini’ sordu.
*
ZATEN duruşmanın başından beri iki gözü iki çeşme ağlayan ve cinayetleri babasının dehşet tahakkümünden dolayı işlediği su götürmeyen o ebleh kız Agnes pişmanık ifade etti. Yaptıkları için hem özür diledi, hem de günah çıkarttı.
Peki ya öteki? Yine ilk celseden beri her şeyi inkar eden ve mahkemeye resmen meydan okuyan korkunç papaz ise gayet küstah bir ifadeyle ayağa kalktı ve sanki kilise mihrabından cemaate vaaz verirmiş gibi nutuk çekmeye başladı.
Hazret aşağı yukarı şöyle buyuruyor:
‘Bu ne biçim adalet? Adalet, Buda’nın öğrettiği cinsten olmalıdır! Hindu bilgenin dediği gibi, ben size, katledilmiş olduğunu iddia ettiğiniz altı kişinin yaşadığını ispatlamakla mükellef değilim. Aksine, siz bana onların öldürülmüş olduğunu kanıtlamak zorundasınız! Hani cesetler? Hani mezarlar?
Beni sırtımdan hançerleyen ve sözümona kızım olacak o Agnes kaltağının itiraflarından başka elinizde tek bir somut delil yok. Maktul addettikleriniz şimdi birer hortlak olarak ortaya çıkacak ve sizleri hepten cezalandıracak'.
Vay canına, herifçioğlu yetmiş beş yaşında olduğuna ve çömez cüppesini de yirmi beş yaşında giydiğine göre demek ki tam yarım asır boyunca İsa Mesih'le konuşmuş, fakat şimdi birden ‘irşada erip’, Buda'nın yoluna çark etmiş...
Sonra Pandy yerine oturmaya tenezzül buyurmadan yargıçlara sırtını döndü ve kelepçe takmaları için bileklerini jandarmalara uzattı.
İşte burada, yukarıda söylediğim ‘ancaak’ gelimesine tekrar geliyorum.
*
BEN kendi hesabıma, psikopat Andraş Pandy'nin korkunç bir katil olduğundan zerre kadar şüphe duymuyorum.
Agnes'in süper ayrıntılı itiraflarından, evde bulunan ve cinayetleri işlemekte kullanılan silahlara; babanın kızıyla mevcut ensest ilişkisini kanıtlayan DNA testinden, cesetleri ortadan kaldırmak için kullanılan kimyevi maddeye; Papaz'ın öldürme eylemleri günlerinde not defterine düştüğü detaylı ifadelerden, Kanada'daki kerimesini de katletmek için oraya gittiğinde çocukları rolünü oynasınlar diye tuttuğu figüranlara, deliller sayısız...
Jüri üyesi olsaydım, ben de hiç tereddütsüz ‘suçlu’ cevabını verirdim.
Fakat, yine de bir ‘acaba mı?’ sorusunun kafamı kurcaladığını ve de daima kurcalayacağını itiraf etmek zorundayım.
*
‘ACABA mı’, çünkü Buda adaletinden madaletinden anlamam ama Peder Efendi ‘ben size onların yaşadıklarını ispatlamak zorunda değilim, siz bana onların ölmüş olduklarını kanıtlamakla yükümlüsünüz’ dediğinde, bende şafak atıyor.
Velev ki yüz bin milyar trilyonda bir ihtimal olsun, ya herif haklıysa?
Öldürüldükleri maddeten ve bedenen ortaya serilememiş maktuller ya sağsa?
Pek çok nadir de olsa böyle vukuatların hukuk tarihine geçmişliği var...
O takdirde, ayıkla pirincin taşını ve düzelt muazzam adalet yanlışını!
*
AMAAN neyse, Allah'tan hukukçu olmak hayatımda asla aklımdan geçmemişti.
Ve Pandy'den sonra şu da kesin, avuç dolusu para dökseler ve yalvar yakar kapıma dayansalar bile hiçbir mahkemede hiçbir zaman jüri üyeliğine yazılmam.
N'apim, korkunç Peder'in cinayetleri her gece rüyamda görmeyi, O'nu yanlış yere mahkum etmiş olabileceğim endişesinin kabusuna bin defa tercih ederim. |