|
KAREN Fogg krizi, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkileri rehin almış gözüküyor.
Ortalığı kaplayan toz bulutunu araladığımızda karşımıza çıkan tablo şudur:
1) Karen Fogg, Türkiye'de görev yapma ehliyetini kaybetmiştir. Fogg, gizli yazışmalarının basına sızmasından önce de, üslup sorunu ve ayarsızlığı nedeniyle Türkiye-AB ilişkilerinin gelişmesi önünde bir engel haline gelmişti. Şuradaki çelişki görmezlikten gelinemez: Fogg, Ankara'ya Türkiye'yi AB tam üyeliği yönünde teşvik etme misyonuyla gelmiştir. Uygulaması, tam tersi yönde olmuştur. Sergilediği mesai ile Türk halkında zaten yaygın olan Batı'ya dönük kuşkuları derinleştirmiş, insanları birbirine düşürmüştür. AB'nin Ankara'ya diplomasinin incelikleri ve ölçülerine vakıf, siyasi zekásı olan, toplumun bütün kesimleriyle diyalog kurabilecek beceride, makul bir temsilci göndermesi zamanı gelmiştir.
2) Fogg'un karnesindeki eksiler, bir diplomasi temsilcisinin gizli yazışmalarının ortaya saçılıp dökülmesindeki hukuk dışılığı meşru göstermek için kullanılamaz. Herkes hukuk kurallarına tabidir; hukuk herkese eşit uygulanır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundaki temel ideallerden biri, hukukun üstünlüğüne dayalı bir yapı kurulmasıdır. Fogg olayında hukukun çiğnenmesini mazur görmek, cumhuriyetin tasarımındaki bu temel akideye, hedefe karşı çıkmakla eş anlamlıdır. Kuvayı Milliyecilik ruhu, cumhuriyetin hukuk vasfını görmezlikten gelmeyi haklı gösteremez.
3) Her ülkede gizli servisler, diplomatik temsilciliklerin yazışmalarına göz atma alışkanlığına sahiptir. Devletler, alınan istihbaratın ışığında gerekli gördükleri adımları atarlar. Kaldı ki, Fogg'un çizgisinin öğrenilmesi için özel istihbarata, yazışmalarının gün ışığına çıkmasına ihtiyaç da yoktu. Dışişleri Bakanlığı, çok önceden bu konuda duyulan rahatsızlığı AB'ye nazik bir şekilde aktarabilir ve sessiz bir çözüm zorlanabilirdi.
4) Fogg'un yazışmalarının ortalığa dökülmesi Türkiye açısından ciddi bir görüntü sorunu da yaratmıştır. Diplomatik yazışmaların bu şekilde açığa döküldüğü bundan önceki tek örnek, İran İslam Cumhuriyeti'dir. Tahran'daki ABD Büyükelçiliği, 1979 yılında mollaların saldırısına uğramış, ardından binada bulunan gizli yazışmalar kitap haline getirilerek yayınlanmıştır. İran İslam Cumhuriyeti'nden Türkiye Cumhuriyeti'ne uzanan davranış paralelliği çok üzücüdür.
5) Fogg'un yazışmalarının gazetecilerle ilgili bölümleri, gazetecilerin yabancı diplomatlarla, genelde haber kaynaklarıyla ilişkilerini de kamuoyunda tartışma konusu haline getirmiştir. Gazetecilerin diplomatlarla temas etmelerinden daha doğal bir şey olamaz. Yabancılarla görüştükleri, yemeğe çıktıkları için gazetecilerin suçlanması kabul edilimez. Ancak gazetecilerin de mesleki ölçülerin içinde kalmaları esastır. Bu konuda başlamış olan tartışma, Türk basınının geleceği açısından sağlıklıdır.
Sonuçta galiba, bu krize bulaşan herkesin kendisine biraz çekidüzen vermesini gerekli kılan bir tabloyla karşı karşıya bulunuyoruz. |