|
Irak'ın Ankara Büyükelçiliği, Saddam Hüseyin'in Başbakan Bülent Ecevit'e gönderdiği ve Arapça olarak yazılmış mektubun İngilizce metnini dün açıkladı.
Saddam, ‘‘Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla’’ ibaresinin bulunduğu mektubuna ‘‘Selamünaleyküm’’ diyerek başladı. Saddam, Türkiye'den iyi komşuluk beklentisi içinde olduğunu şu sözlerle dile getirdi:
‘‘Türkiye'den iyi komşuluk kurallarıyla uluslararası hukuk kurallarına bağlı kalmasını, bölgenin istikrar ve güvenliğinin korunmasına katılmasını ve aralarında ABD'nin bazı müttefiklerinin de bulunduğu dünya ve bölge ülkelerinin tutumunu küstah ve saldırgan bularak, ABD tehditlerine makul ve dengeli bir şekilde karşı durmalarını bekliyoruz.’’
Yüksek Ekselansları
Sayın Bülent Ecevit
Başbakan
Ankara
Selamünaleyküm
Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi tarafından Dışişleri Bakanlığı'na iletilen 2 Şubat 2002 tarihli mektubunuzu okudum.
İlk başta, durumla ilgili ilkesel görüşlerimizi size açıklamak isterim. İnanıyoruz ki, Türkiye'nin, Irak'ın ve bölgedeki tüm ülkelerin çıkarına olan şey, güçlerinin yasadışı bir olanağa elverdiği gibi yanlış bir yola sapanları ya da düşünenleri cesaretlendirmek değil, bir parçası olduğumuz bölgede güvenlik ve istikrarı yaymaktır. Üzerinde birlikte çalışmamız gereken en önemli işlerden biri bölgemizi kimyasal, biyolojik ve nükleer kitle imha silahlarından arındırmaktır. Bu amaca ulaşmanın yolu, Güvenlik Konseyi'nin 1991'de çıkardığı 687 sayılı kararın 14. paragrafında çizilmişti. Bu karar en önde ABD olmak üzere Güvenlik Konseyi'nin ilgili ülkelerince alınmıştı. Irak, kararın ifadelendirilmesine katılmadığı gibi, kendisine de danışılmadı.
DENETÇİLERİ KULLANDILAR
Güvenlik Konseyi'nin nüfuzlu ülkeleri, özellikle Irak'ın bu kararı uygulamasını denetleyen ABD, kararın gerektirdiği yükümlülükleri bilmektedirler. Bunun karşılığında Irak'a uygulanan ambargonun kaldırılması ve kararın 14. paragrafının uygulanması yükümlülükleri de onlar için zorunluluk haline geldi. Ancak onlar yükümlülüklerinden sıyrılmak için doğrudan ya da dolaylı olarak denetçileri kullanarak sorunlar yarattılar.
Ayrıca, ABD'nin denetçilerin dönmesi konusundaki isteği için önceki deneyimlere bakılmalıdır ve bu deneyimlerden dersler çıkarılmalıdır. Denetçiler Mayıs 1991'den Aralık 1998'e kadar çalıştılar. Bu yıllar boyunca sözkonusu ekipler istedikleri bütün mevkileri ve yapıları ziyaret edip incelemeler yaptılar. Titiz bir izleme sistemi kurarak yüzlerce askeri sanayi ve bilimsel siteyi izlediler. Buna rağmen hiçbir zaman Güvenlik Konseyi'ne dürüst ve adil raporlar sunmadılar. ABD'nin etkisiyle UNSCOM'un önceki Başkanı Likeyus, görevinden ayrılmadan önce medyaya görevlerinin yüzde 95'ini tamamladıklarını açıkladı. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu da güvenlik konseyine Haziran 1998'de sunduğu raporunda Irak'ın nükleer kapasitesinin olmadığını doğruladı.
AMERİKAN KÜSTAHLIĞI
16 Aralık 1998'de bu denetçiler Güvenlik Konseyi'nin ya da genel sekreterin bilgisi ve onayı olmaksızın ABD emriyle Irak'tan çıkarıldılar, ardından da ABD ve Britanya aynı gece Irak'ın silah denetçileriyle işbirliği yapmadığına dair yalan bahanelerle bilinen saldırganlıklarına başladılar.
Bu durum ABD ve Britanya'nın hukuk ve haklı gerekçelere değil, sertlik ve fırsatçılık temeline dayanan kararıydı. Bu nedenle Irak meselesi saldırgan ABD küstahlığıyla değil, hak ve hukuk çerçevesinde ele alınmalıdır. ABD, ambargo koyarak, Irak'ın kuzey ve güneyinden sürekli askeri saldırılar düzenleyerek ve Irak'ın içişlerine karışarak uyguladığı saldırgan politikasından vazgeçmelidir. Saldırgan politikalar sürdükçe uluslararası hukuka, BM Güvenlik Konseyi kararlarına, adalete dayanan adilane ve kalıcı bir çözüm olmaz.
ABD, her zaman ve her koşulda geçmişte yaptığı gibi denetçiler üzerinde etkisiyle ya da doğrudan bahaneler uydurabilir ve saldırgan davranabilir. Bu nedenle bölge ülkeleri ABD'nin bu politikasına karşı çıkmalı ve onlara teslim olmamalılar. Kitle imha silahlarıyla ilgili olarak ise artık bu tür silahlara sahip olmayan ve üretmeye niyeti bulunmayan Irak, bölgenin kitle imha silahlarından arındırılmasını isteyen ülkeler arasında en önde gelenidir.
Türkiye'den iyi komşuluk kurallarıyla uluslararası hukuk kurallarına bağlı kalmasını, bölgenin istikrar ve güvenliğinin korunmasına katılmasını ve aralarında ABD'nin bazı müttefiklerinin de bulunduğu dünya ve bölge ülkelerinin tutumunu küstah ve saldırgan bularak, ABD tehditlerine makul ve dengeli bir şekilde karşı durmalarını bekliyoruz.
En iyi dileklerimle
Saddam Hüseyin
Irak Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
Bağdat, 7 Şubat 2002'' |