|
PROTEZ parmakların ucunda kırmızı ojeler. Hayat galiba orada başlıyor. Daha doğrusu hayata asılmanın, sanki enkaz altından, ‘‘Ben yaşıyorum’’ diye haykırmanın yok edilemeyen gücünün sırrı o ojelerde saklı.
Dün sabah odamda bu fotoğrafı karşıma koyup düşünmeye başladım.
İnanın uzun uzun düşündüm.
Bir kitap yazacak kadar uzun ve cesaret verici bir şekilde düşündüm.
Karşımda, protez ayakları önünde duran küçük bir kız vardı.
Protez parmakların ucuna oje sürülmüştü.
* * *
İçimden şu cümle fırladı:
‘‘Oje çıkmadan hayat çıkmaz.’’
Protez ayakların ucundaki ojeden sonra gözlerini keşfettim.
İnsana her şeyi anlatan gözlerini.
Protez parmakların ucundaki ojenin izini sürmeye karar verdim.
Yani hayatın ışıklı yolunu...
Şeyda, Sıvas İlköğretim Okulu'nda okuyor.
İki ayağı, nedeni belirsiz bir kangrenden sonra kesilmiş.
Hızla büyüdüğü için protezi küçük geliyor.
Tıpkı küçülen bir ayakkabı gibi, bacaklarını sıkıyor.
Dün telefonla arayıp sohbet etmek istedim.
Sesini merak ediyordum.
O ses beni aldatmadı.
Tam beklediğim gibi, biraz hüzünlü, ama hayata asılan cıvıltılı bir çocuk sesiydi.
‘‘Karnen nasıl?’’ diye sordum.
‘‘İyi’’ dedi.
‘‘Okula nasıl gidiyorsun?’’ diye sordum.
‘‘Yürüyerek gidiyorum’’ dedi.
Ama protez sıktığı için çok sıkıntı çekiyormuş.
Dayanılması güç ağrıları oluyormuş.
‘‘En sevdiğin ders hangisi’’ dedim.
Cevabı ‘‘Matematik’’ oldu.
Ama karnesinde matematik notu ‘‘İyi’’ gelmiş.
‘‘Neden pekiyi değil’’ diye sorunca, yine o kahrolası daralan protez karşıma çıktı.
‘‘Okula düzenli gidebilseydim pekiyi gelecekti’’ dedi.
* * *
Bu yıl 14 gün okula gidememiş.
Kitap okumayı çok seviyormuş.
Özellikle de çocuk hikáyelerini.
Arkadaşlarıyla oynamak için dışarı çıkıp çıkmadığını sordum.
Cevap yine aynı kahredici cevaptı.
‘‘Protez sıkmadığı zaman.’’
Yani hep bir numara küçük gelen protez meselesi.
* * *
Dört buçuk yılda 9 ameliyat geçirmiş.
Küçücük bir hayata bu kadar çok dramın, bu kadar çok tecrübenin nasıl sığdığını merak ettim.
Meğer cevabı o kadar zor değilmiş.
Meğer insan dediğimiz varlığın ruh hacmi çok genişmiş.
Protez o küçük bacaklara sığmıyor, ama o kadar acı bu ruha sığıyor.
O ruh asla dar gelmiyor.
Protez parmakların ucundaki kırmızı ojeler, binlerce santimetreküp, yüzbinlerce metreküp bir ruhun ölçüm birimleri gibi orada duruyor.
Protez parmaklara o ojeleri kim sürdü?
‘‘Ablam’’ diyor.
Yani yanında, onunla birlikte hayata asılan, onun gibi yüzbinlerce vatlık hayata asılma gücü olan bir kardeşi var.
Şeyda ile sohbetimiz burada bitti.
‘‘Bana söz ver. Yeni protez bacağındaki parmaklarına da oje süreceksin’’ dedim.
‘‘Tamam’’ dedi.
Söz verdi.
Hayata asılmaya devam edecek.
Telefonu kapattıktan sonra uzun süre Şeyda'nın fotoğrafına baktım.
Aklıma yıllar önce Hürriyet'in birinci sayfasına manşet yaptığımız bir fotoğraf geldi.
Sezaryenle doğum yapan bir kadının, o andaki durumunu gösteriyordu.
Annenin karnının içinden çıkmış küçücük bir el, doktorun parmağını yakalamıştı.
‘‘Hayata asılmanın fotoğrafı’’ demiştik.
Daha dünyanın ışığını görmeden, parmağa asılıyordu.
İki küçücük parmak.
Biri, hayata asılan el.
Öteki protez parmakların ucundaki oje.
Aslında ikisi de aynı şeyler.
İnsanın içinden gelen, onu dünyaya bağlayan, o müthiş enerji.
* * *
Yazı bitti. Kendi kendime sordum. Pazar yazısı acaba bir pazar hüznüne mi dönüştü?
Cevabı ben değil, ojelerin dipdiri kırmızısı verdi.
Hayır, hayatı yaşamak yazısı... |