|
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu, ekonomide alınan tedbirler sonucunda makro ekonomik ortamın giderek iyileştiğini belirterek, bu gelişmelerin önümüzdeki süreçte de devam edeceğini kaydetti.
Türkiye Odalar ve Borsalar birliği (TOBB) 2000-2004 dönemi Ticaret Odaları Konseyi, İzmir'de toplandı. Toplantıda konuşan Tanrıkulu, ülkenin geldiği noktada alınan tedbirler sonucunda makro ekonomik ortamın giderek iyileştiğini kaydederek, "Ancak Türk Lirası'nın değerinde son birkaç haftadır yaşanan gelişmeler ihracatı baltalayacak noktaya gelmemesi de gerekmektedir.
İç borç bütçe açıkları ekonomi için sağlanan yeni dış mali kaynaklarla birlikte döviz kurunun da uygun bir seviyede dengeye oturacağını beklemek yanlış olmayacaktır" dedi.
Tanrıkulu, kamu kesimi finansman dengesinin sağlanması ve bankacılık sektörüne yönelik alınan önlemlerle birlikte önümüzdeki dönemde kaynak dağılımının da rasyonelleşeceğini anlattı. Bakan Tanrıkulu, bu dönemde bankaların üretime kaynak aktarma şeklindeki asıl fonksiyonlarına dönmeleri ve reel kesime yeni kredi açmalarının da kolaylaşacağını ifade etti.
Türkiye'nin 1980'li yıllarda ekonomik ve sosyal politikalarda yaptığı atılım ve donüşüm çabalarınının çok önemli adımlar olduğunu bildiren Tanrıkulu, bu dönemde benimsenen yeni anlayışla Türkiye'nin dünyaya açıldığını, ihracata ağırlık verdiğini söyledi.
Bakan Tanrıkulu, bu yeni anlayış ve politikaların 1980'li yılların sonu ve 1990'lı yıllar itibarıyla uygulamasında aynı başarının gösterilemediğini belirterek, şöyle konuştu:
"Bu süreçte ülkenin kıt kaynakları kullanılırken, kimi zaman popülist politikalar tercih edildi. Bu da ülkenin üretim ticaret ve ihracat yeteneği açısından zaafiyete uğramasına yol açtı. Öyle ki tüm gücüyle üretime ve ticarete odaklanmış olan girişimcilerimizin de çok büyük ölçüde kırıldığı olmuştur.
Türkiye'de hangi tür ekonomik politika uygulanırsa uygulansın devlet ekonomi sistemi içinde önemli yer işgal etmektedir. Ancak liberal ekonomi politika benimsenmiş ise devletin ekonomiye müdahalesinde ve kaynak dağılımını belirlenmesinde oldukça hassas davranılması gerekir.
1999 yılının ilk yarısında böyle bir tabloyla görev başlayan 57. hükümet üretim, iç ticaret ve ihracat konularında gelişme sağlamaya, enflasyon, bütçe açıkları ve borç yönetimi konularında bozulan dengeleri yerine oturtmayı amaçlamıştır. 57. hükümet özellikle üretime odaklı bir ekonomi için uygun bir ekonomik ortam oluşturmayı hedefleyerek işe başlamıştır."
Geçmişte edinilmiş birçok alışkanlığın bırakılması ve yapısal bazlı dönüşümlerin sağlanması gereken bu süreçte sistemdeki bazı sorunların büyüklüğü nedeniyle Türkiye'nin 2 kriz yaşadığını kaydeden Tanrıkulu, hazırlanan yeni ekonomik programla birlikte alınan tedbirler sonucunda zorlukların aşılmasında çok büyük mesafeler katedildiğini söyledi.
Tanrıkulu, "2002 yılında dış dünyada çok büyük olumsuzluklar yaşanmadığı takdirde üretim ve ihracatımızda olumlu gelişmeler bekliyoruz. Ben de 2002 yılına zor olduğu kadar olumlu sonuçlar alacağımız bir yıl olarak temkinli bir iyimserlikle bakıyorum" dedi.
Bakan Tanrıkulu, dengelerin oturmadığı bir ortamda girişimcilerin ve yatırımcıların ileriye dönük plan yapmasının zor olduğunu söyledi. Tanrıkulu döviz kurundaki gelişmelere, döviz kurunun inip çıkmasına hükümetin müdahalesini mümkün olmadığını kaydederek, Merkez Bankası para programının ilan edildiğini buna göre dövizin kendisini belirleyeceğini dile getirdi.
Tanrıkulu, yasal ortamın iyileştirilmesi ve ticaretin önündeki idari ve hukuki engellerin kaldırılması konularında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın yoğun çalışmalar yürüttüğünü ifade etti.
Ahmet Tanrı Tanrıkulu, TOBB Kanunu'nu da hazırladıklarına değinerek, "Bu kanunu hazırladım bir senedir cebimde geziyorum. Bir noktada birleşin de biz de bu yasayı çıkaralım arkadaşlar" diye konuştu.
HİSARCIKLIOĞLU: BATI DÜNYASINA ENTEGRASYONU TAMAMLAMASI KAÇINILMAZDIR
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Türkiye'nin bir tercih kavşağında olduğunu, içine kapanmasının söz konusu olamayacağını belirterek, batı dünyasına ekonomik ve sosyal olarak entegrasyonunun tamamlamasının kaçınılmaz olduğuna değindi. Hisarcıklıoğlu, bunu gerçekleştirmenin yolunun başta kamu olmak üzere tüm kurum, kurallar ve zihniyette köklü bir değişim yapmaktan geçtiğini kaydetti.
Türkiye'de vergi ödemekten, pasaport almaya kadar devletle yapılan herişlemin vatandaşa işkence olduğunu öne süren Hisarcıklıoğlu, "Bürokratik formaliteleri azaltmak için yapılan düzenlemelerin kendisi bile bürokrasiyi artırmaktadır. Dünyada devletin yapılan işlemlerin çoğu bilişim teknolojileri aracılığı ile gerçekleştiriliyor. Bürokratik süreci kısaltmanın en etkili yolu elektronik devlete geçmektir" diye konuştu.
"Ülkemin tereddüt gösterecek zamanı yoktur" diyen Hisarcıklıoğlu, Türkiye'nin temel politikalarının siyasetçi, bürokrasi ve iş alemi tarafından beraberce belirlenmesi gerektiğini anlattı.
Hisarcıklıoğlu konuşmasında Atatürk'ün şu sözlerine de yer verdi: "Devlet gelirlerinin artırılması için yeni vergilerin konması yerine düzenli bir programla var olan vergilerin uygulanması ve toplama usüllerinin yeniden düzenlenmesi gereklidir.
Vergi indirimi üretimin özendirilmesi yönünden vatandaş ve ülke için olumlu ve hayırlı sonuçlar vermektedir. Ülkemizde bulunmayan hammedeler ve üretim maliyeti üzerinde etki yapan dış ülkelerin mallarıyla, rekabeti güçleştiren her çeşit vergi ve resimlerin kaldırılması gereklidir."
Bu ifadelerin gerçekleri önceden gören Atatürk'e ait olduğunu belirteren Hisarcıklıoğlu, üyeleri alkışa davet etti.
Hisarcıklıoğlu, Türkiye'nin özelleştirme konusunda, başarı sağlayamadığını balirterek, 1986 yılında başlayan özelleştirme hareketlerenin gelinen noktada fiyasko olduğunu öne sürdü.
Rifat Hisarcıklıoğlu, 15 yılda özelleştirmeden 6.8 milyar dolar tahsilat yapıldığını buna karşılık özelleştirme giderlerin ise 5.6 milyar dolara ulaştığını bildirerek, Türkiye'de özelleştirmenin önündeki en büyük engelin mevzuat olduğunu ileri sürdü.
Öncelikle Özelleştirme İdaresi Başkanlığının ve özelleştirme mevzuatının özelleştirilmesi gerektiğini kaydeden Hisarcıklıoğlu, "Özelleştirmeyi gerçekleştiren iyi bir yasal düzenleme yapılmazsa Türkiye özelleştirmeden vazgeçmek zorunda kalacaktır" dedi.
Türkiye'nin yaşadığı 2 büyük krizle sistemde var olan eksikliklerin ortaya çıktığını belirten Hisarcıklıoğlu, bu gerçeklerle zihniyet devrimi yapmadan sürdürülebilir bir kalkınmanın Türkiye için hayalden öteye geçmeyeceğini savundu. Kamu ve özel sektör kuruluşlarıyla, sivil toplumu temsil eden tarafların ilgili oldukları konularda biraraya gelerek ortaklaşa karar almaları gerektiğini ifade eden Hisarcıklıoğlu, kararların uygulanmasında da hükümetin şeffaf yol izlemesi gerektiğini söyledi.
Uzun uğraşlar sonucunda kanunu çıkarılan Ekonomik Sosyal Konsey'in en kısa sürede toplanması gerektiğini belirten Hisarcıklıoğlu şöyle konuştu:
"Genç Cumhuriyetim yokluklar içinde kısa sürede birinci iktisat kongresini toplayabilmişken, hükümet hala ekonomik sosyal konseyi toplayamadı. İzmir İktisat Kongresi'nin odalarımız öncülüğünde toplanması ve ekonomiye yön vermesi planlanmalıdır. Kamuda, ekonomi yönetiminde önemli kararların arka arkaya alındığı bir dönemde ekonomik sosyal konsey işlemeyecekse ne zaman işleyecek."
Katılımcı demokrasi anlayışı doğrultusunda ortak karar alma mekanizmalarının durmaksızın çalışması gerektiğini bildiren Hisarcıklıoğlu, krizin zor anlarında ortak çalışmalar yapıldığını, kararlar alındığını, en küçük krizden çıkma sinyalinde ise herşeyin silbaştan olduğunu söyledi.
Ekonominin yaşadığı krizin, ana sebeplerinden birinin Türk Lirası'nın aşırı değerlenmesini dengeleyebilmek için büyük bir devalüasyonla beraber dalgalı kura geçildiğini hatırlatan Hisarcıklıoğlu, "Bugün de Türk Lirası'nın tekrar aynı düzeye gelmekteolduğunu görüyoruz.
Hastalığın tedavisinin dalgalı kura bağlandığı bir ortamda daha tedavinin olumlu etkisi alınmadan, reel kur olarak kriz öncesi döneme dönmüş bulunuyoruz. Sabit kur politikasını başarıya ulaştırmayıp itibar kaybeden Merkez Bankası'nın dalgalı kurun dalgasında boğulup gitmemesi için piyasalara gerekli güveni vermesi konusunda uyarmayı görev sayıyorum" diye sözlerini tamamladı. (aa) |