|
DSP Grubu, perşembe günü 17.03'te toplandı. 15 dakika sonra dağıldı. DSP milletvekilleri kulise çıkarken, ‘‘Ne dedi? Ne demek istedi? Allah Allah, neden böyle konuştu?’’ diye birbirlerine soruyorlardı.
Ecevit'in Cumhurbaşkanı ile ilgili sözlerini, ‘‘Muhatabınız Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Daire Başkanlığı'dır, deyip Cumhurbaşkanı'na haddini bildirmiş oldu’’ diye keramet sayanlar da vardı.
Demek ki, insanların basireti bağlanınca böyle oluyor.
Oysa, onlar büyük umutlar ve ideallerle Meclis'e girmişlerdi. Halk için, halkla birlikte olacaklardı. Şimdi, halkın çektiği sıkıntıları görüyorlar ve çaresizlik içinde sadece seyrediyorlar. İşte, ‘‘zor oyunu’’ bu galiba!
Yine de, cılız bile olsa, DSP'de bazı kıpırtılar var.
İki hafta önce grup yönetimi hamhumşaralop usuller ve bir baskın seçimle yeniden seçilirken, alışılmamış olaylar yaşandı.
Bir gece önce Meclis lojmanlarında bazı evlerin kapısı çalındı. İmzalar atıldı. Yıllardır perşembe günleri toplanan DSP Grubu, salı gününe alındı. Başkanlık Divanı'na çıkan Ecevit, seçime geçerken, Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı usul hakkında söz istedi. Hava kurşun gibi ağırdı:
‘‘Bizler, sıkıntılarımızı birbirimize ancak kuliste anlatıyoruz. Bir türlü gruba taşıyamıyoruz. Bir aile gibi cesaretle içimizde tartışmalyız.’’
Ecevit, bu usule çok kızdı. Kibar (!) dille uyardı:
‘‘Böyle konuşamazsınız, böyle bir usulümüz yok!’’
Fıratlı, konuşmasını kesip kürsüden indi. Oylamaya geçilirken beklenmedik bir şey daha oldu. Çanakkale Milletvekili Prof. Sadık Kırbaş ayağa kalktı:
‘‘İzninizle, grup başkanvekilliğine bendeniz de adayım efendim.’’
Kırbaş, adaylık için ne amire danışmıştı, ne yavere! Bu iş, DSP geleneği ile pek örtüşmese de 26 oy aldı. 100 imzayla önerilen adaya da 97 oy çıktı.
Yönetim Kurulu üyeliği için, Aydın Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu ile Sıvas Milletvekili Prof. Cengiz Güleç aday oldular. Uysallık çıldırmıştı(!) Biri 40, öteki 32 oy aldı. Hava kurşundan da ağırlaşmıştı. Ve kimse onlara, ‘‘Saygısızlar’’ diye bağıramamıştı.
Eski yönetimde muhalif bilinen iki isim vardı. Sema Pişkinsüt partiden istifa etmişti. Emin Karaa ise 100 imzalı önergede aday gösterilmemişti.
* * *
ANAP'lı Yücel Seçkiner, eşiyle Balgat'taki Migros'a alışverişe gitmişti.
Hesap için sıraya girdi. Önlerinde 13 kişi vardı. Biri tanıdı:
‘‘Sizin zamanınız önemlidir Yücel Bey, benim sıramı alabilirsiniz.’’
Seçkiner, önce ürktü. Vatandaş tepkiliydi. Bu, sımsıcak bir sevgiydi:
‘‘Siz o Meclis'te halimizi anlayıp deklarasyonu imzaladınız ya Yücel Bey, bu bize yeter. Benim yerime de geçebilirsiniz. Zamanım çok, ben beklerim.’’
Seçkiner'in gözleri doldu. Kuliste olayı anlatırken zaten ağlıyordu:
‘‘Hani siyasetçinin saygınlığı yoktu? Hani halkın içine girecek yüzümüz kalmamıştı? Deklarasyonla birlikte mebus olduğumu anladım arkadaşlar!’’
Demek ki, siyasetçinin her koşulda başını dik tutması mümkün olabiliyor.
* * *
Kamuoyu yoklamaları mevcut partilerden halkın umut kestiğini gösteriyor.
Ekonomik yangın, toplumun her kesimini arayışa soktu. Patronlar, esnaf, işçiler ve aydınlar çözüm arıyor. Kafaları kuma gömerek kimse kurtulmuyor!
Geçen hafta ADD şube başkanları da ortak bir tavır koydular. Eski ADD Genel Başkanı Yekta Güngör Özden'e toplu çağrıyla bir öneri yaptılar:
‘‘Siyasete gir; ister bir siyasi partiye katıl, ister yeni bir parti kur. Krizden kurtulmanın yolu Kemalizm'dir. Bu yolu açın ve siyasete girin.’’
Bu yük, şimdi Özden'in omuzlarında. Üstelik onurlu, ama ağır bir yük! |