15/10/2001 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Otoyaşam
Seyahat
Yazarlar
14.10.2001
Ayşe ARMAN
Size gözyaşlarımı hediye ediyorum
  
aarman@hurriyet.com.tr
 

Tabii ben değilim.

Gözyaşlarını hediye eden...

Ne alakası var.

Ben ağlamam.

Hele bu aralar.

Hiç!

Yaşadığımız günlerden etkilenen ve rumuzunun Derin olmasını tercih eden C. bir masal yazmış, hoşuma gitti. Sizinle paylaşayım istedim. Zaten ben Şirince yollarındayım, Sevan Nişanyan'la ilgili Selçuk, Şirince halkının nabzını yokluyorum. Size de bugünlük gözyaşlarımı yolluyorum...

***

Çok çok eski zamanlarda, Gökova'da, mini minnacık bir köyde, herkeslerden uzak bir adam yaşardı. Yapayalnız bir adam. Geçimini balıkçılık yaparak sağlardı. Nereden geldiğini, kim olduğunu bilmiyordu, zaten bunları düşündüğünde çıldıracak gibi olduğundan hiç mi hiç aklına getirmemeye çalışıyordu. Kasabaya indiğinde, kimseyle konuşmaz, tuttuğu balıkları bir adama bırakır, karşılığında da ihtiyacı olan şeyleri ondan alırdı. Bildiği tek şey vardı: İnsanlar onunla konuşmaz ve asla göz göze gelmezdi. Herkes sağır ve dilsiz olduğuna inanmıştı. Kimilerine göre deli, kimilerine göre büyücü bozuntusu bir herifti...

***

Dilsiz olmadığı bir sabah eli boş dönen balıkçıların anlattıklarıyla anlaşıldı. O gece, körfeze avlanmaya giden balıkçılar duydukları şarkılarla kendilerinden geçmiş, sabaha kadar çıtlarını bile çıkarmadan, genç adamı dinlemişlerdi. Sabah köye döndüklerinde olanları herkese anlattılar. O genç adam var ya, o genç adam, Tanrılar'ın huzurunda bile şarkı söyleyecek kadar güzel bir sese sahipti. Genç adam, bu olaydan sonra köye indiğinde insanlar ona her zamankinden farklı davrandı. Herkes, ağzından çıkacak tek bir kelimeyi bekliyordu. Ama hiç kimse onunla konuşmadığında, aynı sessizliğiyle, geldiği gibi gitti. Genç adamın şarkıları unutuldu ama güzelliği hala konuşuluyordu. Beline kadar olan saçları ve simsiyah gözleri Tanrı heykelleri gibi kusursuz bedeni, onu gören herkesin aklına başından alıyordu.

***

Günlerden bir gün dolunaylı bir gecede (dolunay varken balığa çıkılmazdı) sahilde oturmuş, kimsenin duymayacağından emin, şarkılar söylüyordu. Bir sürü sonra suda bir kıpırtı farketti. Mehtabın içinden, ayışığıyla yıkanmış gibi, ardından yakamozlar saçan bir su perisi çıka geldi. Genç adamın yaktığı ağıtla birlikte yavaşça denizin üstünde süzülüyordu. Daha genç adam ne olup bittiğini anlamadan, tekrar sulara gömülerek gözden kayboldu. Genç adam, günlerce balığa çıkmadı, her gece sahilde oturup onu bekledi. Su perisi gelmedi, taa ki bir daha ki dolunaya kadar. Bu sefer hemen gözden kaybolmamış, gün ışığıncaya kadar dans etmişti. Genç adam artık onun ne zaman geleceğini biliyordu.

***

Aradan birkaç ay geçtiğinde yine dolunaylı bir gecede tüm cesaretini toplayıp, periyi görür görmez suya daldı. Yanına kadar sessizce yüzdü. Onunla karşılaştığında ne diyeceğini günlerce düşünmüştü. Ama on an gelip de, periyle göz göze geldiğinde, hiçbir şey söyleyemedi. Su perisi genç adamı kucaklayarak suyun üzerine çıkardı ve şunları dedi:

- Sen adını bile unutmuş zavallı bir insansın. Niye böyle davranıldığını kendin bile hiçbir zaman anlayamadın. Sen o kadar güzel ölümlüsün ki, tanrıları bile aşık ettin kendine. Tanrıların kıskançlığı, senin yalnızlıkla lanetlenmenle son bulmadı. Senin dilini, gözlerini bağladılar ve geçmişini hatırlamana engel oldular. Seni gören herkesi lanetine bulaştırarak, onların da acı çekmesine neden oluyorsun. Ben de senin lanetini tadan bir yarı tanrıçayım. Asla seninle birlikte olmam. Buna izin vermezler. Ama aşkımın karşılığı olarak bugüne kadar hiçbir ölümlünün sahip olamadığı bir hediye vereceğim. Bu andan sonra aşkımızı düşünüp acı çektiğinde ama yine de seni sevdiğimi bilerek mutlu olduğunda, gözlerinden deniz akacak. Ben o gözyaşlarının tuzunda saklı olacağım...

***

Ve o gece ilk defa bir ölümlünün gözlerinden deniz aktı.

Genç adam buruk bir mutlulukla günlerce ağladı...


Ayşe ARMAN
Tüm yazıları
    Cüneyt ÜLSEVER
  ‘Bana yar olmayan insan haklarını neyleyim!’
 
    Doğan HIZLAN
  Müziğin misyoneri
 
    Enis BERBEROĞLU
  Rusya IMF borcunu erken ödeyecek
 
    Erdal SAĞLAM
  Ek kaynak için hükümetin kararları beklenecek
 
    Erkan ÇELEBİ
  Cine 5'in dekoder oyunu
 
    Fatih ALTAYLI
  Tecavüz ve cinayet de serbest mi?
 
    Ferai TINÇ
  Saddam'ın oğlu, Irak'ı kurtarır mı?
 
    Dr. Gündüz TEZMEN
  Cinsellikle bulaşan hastalıklar giderek yayılıyor-6
 
    İsmet SOLAK
  Küçük akılların elinde...
 
    Nurten ERK
  Ya konsolidasyon yapın ya da borçtan yakınmayın
 
    Tufan TÜRENÇ
  Gazetecilik bu değil
 
    Tolga AKYILDIZ
  Yonca Allah'a emanet
 
    Yasemin BORAN
  Türkiye’nin önemi (4)
 
    Güzin  Abla
  Kocamı sevemedim
 
    Bülent DÜZGİT
  Bülent Çiziyor
 
    İsmail ER
  Depresyon
 
    Korkut GÖZE
  Denizli ve Pecze
 
    Sadi Kemal YAŞAR
  Değişim
 
    Vedat OKYAR
  Fevzi, Tayfur ve Tümer
 
    Vahap MUNYAR
  3 milyon doları bahçesine gömdü
 
    Yener SÜSOY
  Bakan oldun mu akraban çoğalır
 
    Serdar TURGUT
  Türkiye savaştan uzak tutulmalıdır
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2001 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com