|
UZAN Grubu bir süreden beri radyo ve televizyonlarında anayasal bir suç işliyor.
Telefon dinliyor.
Dinlemekle yetinmiyor, bunları işine geldiği gibi kesip biçerek yayınlıyor.
Kesip biçmesi yargıya aksetti.
Hesabı orada ödeyecekler, ancak işin ‘‘telefon dinleme’’ boyutuyla ne yazık ki kimse meşgul değil.
Birileri Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Türk Ceza Kanunu'nu ihlal ettiklerini, hiçbir yasayı takmadıklarını her gün defalarca radyo ve televizyonlarında açıkça beyan ediyorlar.
Ve hiç kimsenin kılı kıpırdamıyor.
Yahu bu ülkede yasaları ihlal etmek bu kadar kolay mı?
Uzanlar'ın yaptığı çok açık suç.
Ha sokak ortasında adam öldürüp elini kolunu sallaya sallaya gitmişsin, ha Taksim Meydanı'nda birine tecavüz etmişsin, ha telefon dinlemişsin ve üstüne üstlük bir de bunu yayınlamışsın.
Hatta ilk ikisi hiç değilse anayasal suç değil.
Bu suç bugünlerde açık açık işleniyor.
Yarın bunların canı çekse, bir kıza tecavüz edip kayda alsa ardından da televizyonunda yayınlasa anlaşılan kimse sesini çıkarmayacak.
Bu nasıl bir ülkedir.
Bu ülkenin yurttaşı ne yapacak?
Samimi soruyorum, yargı mensuplarına, siyasetçilere, idarecilere soruyorum. Ne yapsın bu ülkenin insanları!
Herkes bir yerlerden birtakım bantlar alıp şantaja mı başlasın?
Artık iş görüşmelerinde masaya bir teyp mi yerleştirilsin.
Pazarlıklar öyle mi yapılsın isteniyor.
Herkes şantaj kasedini alsın gelsin.
Kimin kasedi daha iyiyse pazarlıkta o kazansın.
Bu mu isteniyor.
Koalisyonlar böyle mi kurulsun?
Bahçeli-Ecevit ve Yılmaz ellerindeki kasetlere göre mi bakanlık paylaşsınlar.
Böyle bir rezalet olur mu sevgili okurlar.
Burası neresi?
Benim bildiğim Türkiye bu değil. Bu kadar berbat bir yer değil.
Birisi söylesin bana. ‘‘Burası neresi?’’
Başarısız bankacılar sırtımızdan insin artık!
BDDK aleyhine yazmaktan çok hoşlanmıyorum ama bana da başka çare bırakmıyorlar.
Çünkü BDDK da bu ülkenin sırtındaki yüklerden biri olma yolunda hızla ilerliyor.
Bankaları düzeltsin diye kurulan kurul, kendisi düzeltilmeye muhtaç hale geldi. Galiba bizde genetik bir problem var diye düşünmeye başladım.
Adam kayırmanın, kendi adamını bir yerlere getirme gayretinin şahı BDDK'da da yapılıyor.
Verilebilecek onlarca örnek var. Batık bankaları batıranlar, BDDK tarafından üst düzey görevlere atanıyor, iyi maaşlarla ama ondan da önemlisi müthiş imkanlarla fon bankalarında iş güç sahibi oluyorlar.
Örnek mi, alın örnek.
C.D. (İsim vermiyorum. Yüzlerce örnekten sadece birini teşhir etmenin anlamı yok diye.)
Fona devredilen bankalardan birinin yönetim kurulu üyesiydi.
Banka battı.
Normalde ne olur?
Hakkında dava açılır, şu olur, bu olur değil mi?
I-ıh... Eğer BDDK'da dostlarınız var ise olmaz.
Tam aksine bu C.D. yine fona devredilen bir başka bankaya genel müdür oldu. Üstün başarısından dolayı ödüllendirildi. Gerçi artık banka fonda olduğu için batması mümkün değil.
Bütün zararları devlet tarafından karşılanacak.
Ve C.D.'nin bundan sonraki başarısızlıklarını da biz ödemeye devam edeceğiz.
Ama yeter artık.
Başarısız ve bir bölümü de hırsız bir bankacı neslin yükünü bu millet çekmek zorunda mı?
PKK davası değil, Uzan davası
GEÇEN hafta SPK'nın hukukçuları ile görüşüyorum. Uzanlar'la ilgili gerekenleri yaptıklarını, yargının yavaş işlediğini söylüyor, yakınıyorlar.
Ben de onlara davaları yeterince ciddi bir biçimde takip etmedikleri suçlamasını yöneltiyorum.
İçlerinden birinin verdiği yanıt korkunç:
‘‘Fatih Bey siz ne diyorsunuz. Uzanlar aleyhine açtığımız davalara giderken korkudan yanımıza polis almak zorunda kalıyoruz. Her seferinde Emniyet'ten talepte bulunuyoruz. Ve emin olun polis vermedikleri zaman davaya girmeye korkuyoruz.’’
Değerli okurlar bunlar PKK ve bir başka terör örgütü aleyhine DGM'deki davalara giren müdahil avukatlar değil.
Uzan Ailesi'ne karşı açılmış ticari davalara bakan devlet avukatları.
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Hukuku uygulamaya koyduğumuz zaman.
|