07/10/2001 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Otoyaşam
Seyahat
Gündem
07.10.2001
Ertuğrul ÖZKÖK
Hal ve gidişten sınıfta çakanlar
  
 

ŞİMDİ hafızam beni yanıltıyor olabilir. Ama galiba 1957 veya 58 yılıydı. O küçücük meydan hálá gözümün önünde.

Bir köşesinde Mustafa Nafiz Delen'in kırtasiye dükkánı var.

Karşı köşeyi Durmuş Yaşar'ın boyacı dükkánı tutmuş.

Mustafa Nafiz'in kırtasiye dükkánında çırak olarak çalışıyorum.

Yaşım 8 veya 9...

Öğleden sonralarının tembel saatlerinde dükkánın önünde gırgır yapılıyor.

Daha doğrusu gırgırı büyükler yapıyor, ama malzemesi biz çıraklarız.

* * *

Yan tarafta Musevi bir manifaturacı var.

Dünya iyisi bir insan.

Ve onun benim yaşımdaki oğlu.

İşte öyle tembel bir İzmir öğle sonrasında büyük kalfalar, manifaturacının oğlu ile beni tahrik edip güreştirmeye çalışıyorlar.

Sıska bir çocuğum.

Kollarım çöp gibi.

Bacaklarım onlardan da cılız.

Ve beni bir Yahudi çocuğuyla güreştiriyorlar.

Güreşiyoruz. Manifaturacının oğlu, beni alıp bir güzel yere vuruyor.

Bir Yahudi çocuğuna yeniliyorum. Gururum yerle bir.

Kalfaların, komşu dükkánların çırak çocuklarının sessiz ‘‘dalga geçişleri’’ neredeyse kulaklarımı sağır ediyor.

Dükkánın arka tarafına kaçıp, hıçkıra hıçkıra ağlıyorum.

* * *

Hıncımı bir yerlerden çıkarmam lazım.

O akşam, etraf karardıktan sonra komşu manifaturacının dükkánının duvarını gözüme kestirip, işemeye başlıyorum.

Benim intikamım böyle. İşte o sırada kemikli bir el kulaklarıma yapışıyor ve serbest bir hortum gibi kalan çişim, üstüme başıma sıçrıyor.

Yahudi manifaturacı kızgınlık ile ayıplama arası bir tonla bana bağırıyor.

Aynı gün ikinci hezimet...

Ve o hırsla, yapılacak en son şeyi, daha doğrusu yapılmayacak şeyi yapıyorum.

Doğru babama koşup, ‘‘Yahudi manifaturacı beni dövdü’’ diye şikáyet ediyorum.

Babam koşarak geliyor. Aralarında münakaşa başlıyor.

Neyse ki, iş yumruklaşmaya varmadan, mesele anlaşılıyor.

Ve ben bir şaplak da rahmetli babamdan yiyorum. Ama öyle okkalı bir tokat değil. Terbiye edici küçücük bir şaplak...

Bu benim ilk hayat bilgisi dersimdi.

‘‘Bir... İnsanlarla yarışırken ırkçı önyargılara sakın güvenme. O önyargılar sana pahalıya patlayabilir.’’

‘‘İki... İnsanlara bir şeyi şikáyet ediyorsan, gerçek nedenini de söyle...’’

* * *

Yıllar geçti...

Ama hayat bilgisi dersleri bitmedi.

1986 yılında Erol Simavi, beni Hürriyet Gazetesi'nin ‘‘Yayın Koordinatörlüğü’’ne getirdi.

O güne kadar üç kişiye yöneticilik yapmış değilim.

Sadece kendimi yönetmişim, o bile şüpheli...

Ama bana yetki verilmiş ya, görmemişin oğlu olmuş misali onu kullanmaya kalkıyorum.

Adımın gazetenin tepesine yazıldığı gün, merdivende Başyazar Oktay Ekşi'ye rastlıyorum.

Ve hiç yapılmayacak bir şeyi bütün patavatsızlığımla yapıyorum:

‘‘Oktay Bey, yazılarınızı önceden görebilir miyim?’’

Oktay
Bey bir basamak yukarıda.

Durup bana bakıyor. Yüzünde hiç unutmadığım bir ifade var.

Ama öyle kızgınlık falan değil.

Belli ki, bunun tecrübesizlikten kaynaklanan bir patavatsızlık olduğunu fark etmiş.

Sadece iki kelime söylüyor:

‘‘Hayır göremezsin...’’

Zaten o iki cümle bile bana yetiyor.

* * *

Elli dört yıllık hayatımdan geriye baktığım zaman şunu görüyorum.

Benim karakter siluetimi ilkokulda iki dersten aldığım notlar çizmiş.

‘‘Hayat bilgisi’’ ile ‘‘hal ve gidiş.’’

Her ikisinden de notlarım pekiyiydi.

Ama ‘‘hayat bilgisini’’ işte böyle tecrübelerle, hayat dersleriyle öğrendim.

‘‘Hal ve gidiş’’im ise anadan doğmaydı ve alın yazısı gibi ruhuma işlenmişti.

Devlet okullarında ona hep ‘‘Pekiyi’’ notu verdiler.

Hayat okullarında ise muhtelif.

Kimine göre yıldızlı pekiyi, kimine göre ‘‘Orta’’.

Kimine göre ise fena halde sınıfta çakmışım.

Ama ne yapalım, hayatta herkesin hal ve gidiş notu farklı.

Kimine göre öyle, kimine göre böyle...


Ertuğrul ÖZKÖK
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Meclis'e zarar verdiler
 
    Ayşe ARMAN
  Alo... Hürriyet Gazetesi’nden arıyorum
 
    Ayşe  ÖZEK KARASU
  Entelektüel sermaye dramı
 
    Bekir COŞKUN
  Önce insan...
 
    Doğan ULUÇ
  Eski teröristlerin canı tatlıydı
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Atatürk farkı
 
    Ercan KUMCU
  Böyle başa böyle tarak
 
    Erkan ÇELEBİ
  Cimbom Destek Hattı'nda güvenlik tartışması
 
    Ferai TINÇ
  Hediye vermesini beceremediler
 
    Gila BENMAYOR
  Usame, Carlos gibi
 
    Hadi ULUENGİN
  Talihli erkek
 
    Muharrem SARIKAYA
  Milletvekili maaşını kim artırdı
 
    Murat BARDAKÇI
  Görev başındayken bunayan sadrazamlar
 
    Mümtaz SOYSAL
  Ortak aklın delirmesi
 
    Pakize SUDA
  Babalar ve çocuklar
 
    Sedat ERGİN
  ‘Ben de eski Çiller değilim’
 
    Tuğrul ŞAVKAY
  Kral Midas’ın şölenindeydim
 
    Uğur CEBECİ
  Efsane zor göreve hazır
 
    Yalçın BAYER
  Karar senin...
 
    Yasemin BORAN
  Gözlem yapmanın sırrı (2)
 
    Özdemir İNCE
  Umutsuzluğun ötesinde
 
    Oğuz ARAL
  Şaşkın bir Türk
 
      
Mehmet Ali BİRAND
  Bin Ladin, Türk ekonomisini de çökertti
 
    Latif DEMİRCİ
  Press Bey
 
    Serdar TURGUT
  ABD’nin kazanması artık kesin
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2001 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com