|
Ali Atıf BİR
Fatih Terim: "Beni en çok, işe saygısızlık çileden çıkarır. İşe saygısızlık edilirse önce Allah çarpar sonra ben. Ben kendi kardeşimi Ümit Milli Takım'a çağırmadım. Bunu herkes bilmez. İyi olsa çağırırdım."
Genel Yayın Yönetmenimiz Ertuğrul Özkök 'Fatih Terim'le röportaj' sürprizini yaptığında işin çok ayırdında değildim. Daha doğrusu yumurta kapıya geldiğinde bu kadar heyecanlanacağımı düşünmüyordum. 18 yıllık hocalık deneyimim olmasına rağmen, sıkı bir Galatasaraylı olarak Fatih Terim'le karşılaştığımız ana kadar, etrafıma 'cool' görünmeye özen gösterdim. Emin olun tam nedenini bilmiyorum ama heyecanlandım. Belki ekran başında beni havalara uçuran orta yaş dönemi kahramanımla yüz yüze gelmekten korktum, belki de hayal kırıklığına uğramaktan. Odaya girdiğinde o da gergindi. Konuşacağımız konu belli idi. TMI'nin kurucusu Claus Moller Fatih Terim'den çok etkilenmiş ve onun iş yapma felsefesini 'Takımdaşlık' adı verdiği seminerlerine uyarlamıştı. 5 Kasım 2001'de de Fatih Terim ve Claus Takımdaşlık Felsefesi üzerine Türkiye'de birer seminer verecekler. Benim görevim, Fatih Terim'i bir 'yönetim gurusu' olarak ele alıp, sırlarını açığa çıkarmaktı. 1 saat 15 dakika için geldiği konuşmadan 3 saat 15 dakikada çıktık. Birbirimize ısınmıştık. Herhalde sarı-kırmızı kan çekti! Fatih Terim'i sevdim. Çok dürüst, dobra, içi dışı bir. Onunla ilgili dört saptamam var: Birincisi, deneyimlerinden, hatalarından çok kolay öğreniyor. İkincisi öğrendiklerini ilke haline dönüştürmek için kendini motive etmede üstüne yok. Üçüncüsü yetki devretmede mükemmel. Dördüncüsü hızlı karar veriyor. Bence başarısı bu dört özellikte yatıyor.
Sizin elinizin altında herkes, kendini parçalarcasına oynuyor. Ne yapıyorsunuz da kendilerini parçalıyorlar?
- 7'den 70'e herkesin futbol konusunda, doğrudur, yanlıştır, bir fikri vardır. Yanlıştır onu da savunur, siz böyle yapmıyorsanız hatalısınızdır. Ama futbol öyle enteresan bir oyundur ki, bir potanın içerisinde onlarca, yirmilerce konu taşıyan ve bu konuları da bir araya getirmek zorunda olan bir oyundur. Ortaya bir vizyon koyacaksınız ve herkesi bu vizyon etrafında birleştireceksiniz. Bu öyle konuşmayla falan olmaz.
Size sadece ‘‘gaza getirmeyi iyi bilir’’ diyenler var...
-Sadece konuşmakla olmaz bu iş. Tekniği var, taktiği var, hazırlığı var, antrenmanı var, saha dışı olayları var. ‘‘Bu adam çok iyi bir taktik uzmanı, Bu adam çok iyi motivasyon yapıyor’’ dediğin zaman yetmez.
Yetmiyorsa nedir bu işin sırrı?
-Türkiye'de bakkala gidin, manava gidin, bir motivasyondur gidiyor. Bu kelime nereden geliyor bilen yok! Ben gelmiş geçmiş en teknik, en büyük oyunculardan bir tanesiyim. Hadi beni oynatın! Fiziğim müsait değil, kuvvetim müsait değil. Ne demekmiş doldurmak! Türkiye'deki karşılığı şu: Hoca soyunma odasına giriyor ve 'hadi aslanlar' diyor. Olmayan bir şeyi motive edemezsiniz. Benim sizi belirli bir yere getirmem için yeteneğiniz olması lazım. Ben benim karakterimin dışında bir şey yapmıyorum. Bana sır dediğiniz zaman benim böyle bir sırrım yoktur. Çünkü bu benim doğal halim.
LİDERLİK KİTAPLA OLMAZ
Liderlerin özellikleri var, kitaplar yazıyor. Örneğin bana göre sizi farklılaştıran 'öğretme' yeteneğiniz. Ne dersiniz?
- Liderlerin özelliklerini madde madde sınırlandıramazsınız, kitaplara sığdıramazsınız. Her zaman o maddelere yenileri eklenecektir. Kimse yeni maddeleri bilemez ama onlar eklerler.
Diyorsunuz ki; yani bu kadar sorumluluk, bu kadar deneyimden sonra liderlik kitapları bana hafif geliyor.
-Küçümsemiyorum ama biraz öyle. Bu liderlik kitapları rehber olarak verilebilir ama, kendine bu kitaplar rehber olarak verilen kişi uygulamaya geçince bunların kaçını yapıyor ki?
Peki sizce hangi özelliğinizle insanları etkiliyorsunuz?
- Bence zamanlama. Neyi nerede ne yapacağımı iyi biliyorum galiba. Ama herşeyi zamanında herşeyi mükemmel yapsanız da bir de herşeyi yıkabilen sonuç var. Bu sonuç gerçeğini yaşamak zorundasınız. Şirketler Mart'tan Mart'a sonuçlara bakar, artı eksi sonuçlarını değerlendirir. Bizi yüzbinlerin önünde üç günde bir masaya yatırıyorlar. Herkesin elinde bir satır. Herkes kulağınızdan, burnunuzdan, kafanızdan koparmaya çalışıyor.
Ülkemizden kaynaklanan zorluklar var yani..
- Var. Son iki krizde 40 bine yakın insanımız ülkeyi terk etmiş. Bence bunun nedeni sadece ekonomik değil. Ekonomik krizin beraberinde getirdiği yaşam tarzlarının 'illallah' dedirtmesiyle ilgisi var. Başarılı insana, başarılı olmaya aday insana yol vermek, onu itmek yerine, 'Niye o da, ben değilim' düşüncesi var!
Hiçbir futbolcunuz hakkında en ufak bir şey söylemiyor hiçbirine toz kondurmuyorsunuz. Başarısızlığı hep kendinizde görüyorsunuz.
-Birebirde, yalnızken çok acımasızımdır. Var mı böyle bir şey? Mağlup olacağız, diyeceğim ki ‘‘benim verdiğim taktiği uygulamadılar’’. Uygulat! İşin o senin. Benim haksızlığa, yalana, yanlışa tepkilerim ağırdır. Çünkü kimsenin sırtına basmadan buralara geldim. Ve kimsenin sırtına basmadan bir yerlere gelen insanların korunma mekanizması budur.
Sizi en çok ne çileden çıkarır?
- İşine saygısızlık. 70 milyonluk ülkede diyelim ki 70 tane yetenekli futbolcu çıkar. Çalışıp kazanmanın bu kadar zor olduğu bir ülkede, size Allah öyle bir yetenek vermiş ki, hem sevdiğiniz işi yapacaksınız, hem sevileceksiniz, hem de para kazanacaksınız. Eğer bu yeteneğe saygısızlık edersen ben sana kızarım. Önce Allah çarpar sonra ben.
Paranız, aileniz, sevginiz, saygınlığınız var tarihe de geçtiniz. Daha ne istiyorsunuz? Daha ne güdülüyor sizi?
-Her gün bir hedef vardır. Bir gün şampiyonluk, bir gün yetenekli oyuncu keşfi.
Her konuda kendinizi kanıtladınız ama..
Bunun kanıtla falan ilgisi yok. Benim imtihanla, ispatla ilgim kalmadı. Şimdi şampiyon olabilmek değil şampiyon kalabilmek önemli benim için. Ben sürekli krediden yiyen biri olmak istemiyorum. Yaşamda başarılacak hedeflerim olmazsa, yaşamımın anlamı kalmaz. Bir gün bu işi bıraktığımı öğrenirseniz, bir daha dönmeyeceğim kesindir. Başkaları gibi bırakıp bırakıp dönmem.
Yetki ve sorumluluğa bakışınız nedir?
Sorumluluk veririm. Hem de yetki. Kullanmadığı zaman hiç şansı yok. Kimseyi yetkisini kullandı ve yetkisini kullanmadı diye herkesin içinde azarlamam. Ama yetkisini kullanmazsa azarlarım.
Ya adam kayırma?
Amcamın oğlu, dayımın oğlu, kardeşimin oğlu olsa kayırmam.
Ama yeteneklileri kayırıyorsunuz?
Kayırmıyorum. Yeteneklerin kolay gelmediğine inanan bir insan olarak onları koruyorum. Tam tersi ona daha fazla sorumluluk yüklüyorum. Çünkü onda iş var. Ben kendi kardeşimi Ümit Milli takımına çağırmadım. Bunu herkes bilmez. Tek seçici benken çağırsam, ümit milli olsa, kim ne diyecek bana? Ama iyi olsa çağırırdım, kardeşim olsa bile.
NESİLLERİ KAYBETMEDE BAŞARILIYIZ!
Genel söylem şuydu: Bizden adam olmaz. Kumaş bu kadar! Ben uzun yıllar 'Burası Türkiye, bizde herşey olur' dedim. 35-36 yaşındaydım. Milli Takım'da ülkeyi iki ay gezdiğimde şöyle bir tez attım ortaya: Dedim ki, Avrupa'da nüfusu 5-6 milyon olan ülkeler müthiş takımlar ortaya çıkarıyor. Nasıl çıkmaz 60 milyonluk (o zamanki nüfusumuz) ülkeden bir onbir, herkesi yenecek. Bana gelene kadar Milli Takım'da Ankara'dan öte giden pek olmamış. O zaman doğudan 28 tane futbolcu aldık, Genç, Ümit, A'ya. Bu bir olaydır. 312 isim tesbit ettik, bugün o 312 kişi Türk futboluna 1. ve 2. ligde damga vuran oyuncular. Bugün Avrupa ile kim oynarsa oynasın yeneriz, eleriz, düşüncesi hakim. Sacede FB, GS değil, Anadolu kulüplerinde de. Nesilleri kaybetmede kazanmadan daha başarılıyız.
Leeds maçı öncesi, oyuncumuzun bir tanesi, traş olacağı jileti yatağın üstüne koymuş. Baktım Müfit yok, Eser yok, Bülent yok. Halbuki 12'den sonra toplanırız. İki gibi hocalar bir geldi, bembeyaz. Saat 12'de oluyor bu. Yatağa jileti koyduğunu unutuyor, yatağa çıkarken, caart diye dizini yarıyor. Hemen Burhan Uslu Bey geliyor. Sekiz dikiş. Önemli maç öncesi, yarı final. Bir profesyonel futbolcu bunu yapar mı? Uzman görüşü aldık, 'yarın bir daha bakarız ama siz oynayacak gibi hazırlayın' dedik. Ama oynayacak. Çünkü bir profesyonel futbolcunun böyle davranmaya hakkı yok. Oynatmadım diyelim. Bunu nasıl anlatırız. İstemeden yaptığı bir şey. Bu liderlik kitabında yazmıyor. Oynattık. En iyi oynayanlardan biri idi. Ben bilek sakatlığını falan kabul eden (eğer kırılmamışsa) bir hoca değilim. Oynar.
KARİZMATİK İTALYAN TARZI SAÇ TRAŞI
Bunu iş olsun diye yapmadım. Uzun süredir kuaförümle düşündüğümüz bir şeydi. Tam İtalya'ya gidişime denk geldi. Yoksa planlı bir imaj değişikliği değil. Ne kadar uç noktalarda olursam olayım ‘‘imaj yapma’’ gibi konularda çok rahat değilim. |