|
‘‘YÖNEYLEM Araştırması’’ disiplininin kurucularından R. Ackoff'un bana esin kaynağı olmuş bir ‘‘karar tipolojisi’’ vardır.
Ackoff hocaya göre, sorun çözümünde dört karar aşaması vardır. İnsanlar, karşılaştıkları sorunları çözmeye çalışırken, bu dört karar tipinden önce uygulaması en ucuz olanını kullanır; sonuç alamazsa daha maliyetli karar türlerine yönelir. Ackoff'un karar sınıflandırması şöyle:
1) Yok sayma (absolution)
2) Racon kesme (resolution)
3) Çözümleme (solution)
4) Parçalama (dissolution)
Birinci karar aşamasında ‘‘hiçbir tedbir almamaya’’ karar verilir. Sorunun kendiliğinden çözüleceğine veya olayın bir mesele olarak addedilmekten vazgeçileceğine güvenilir. İkinci tür kararda, karar alıcılar, zihinlerindeki ‘‘sorun-çözüm’’ kütüphanesinden, vakaya uygun eski bir kararı seçer ve uygulamaya koyar. Buna ‘‘Dedem olsa böyle yapardı’’ veya ‘‘Babaya bir racon kestirelim’’ yöntemi de denebilir. Üçüncü karar türünde, mesele bilimsel olarak analiz edilir ve bir çözüm sentezi geliştirilir. Dördüncü karar türüne ise meselenin mevcut tanımıyla çözümsüz olduğu anlaşıldığı zaman geçilir. Bu durumda, içinden çıkılmaz kompleks sorun parçalanarak, birden fazla sayıda başka sorunlar haline dönüştürülür. Sonra, ortaya çıkan bu yeni sorunlar birer birer ele alınır ve çözülür.
* * *
Türkiye, yaklaşık bir yıldır, ciddi bir ekonomik kriz yaşamakta. Önce bu krizin ‘‘kendiliğinden’’ çözüleceği varsayıldı. Herkes, ‘‘Bu da geçer yahu’’ diyerek işlerini bildiği gibi yürütmeye çalıştı. Ancak bunalım bitmedi. Toplum, hemen ikinci karar türüne geçti. Babalarımız ve dedelerimiz böyle durumlarda ne yapardı diye düşündü. Sosyal kalıtım yoluyla, zihin kütüphanelerimize aktarılmış kayıtlara göre, atalarımız bu gibi ahvalde ‘‘sadrazam kellesi’’ istemiştir. Bizim kuşağın önde gelenleri de, sıkıntılı bir gecenin sabahında uyanınca kalıtımsal olarak ‘‘sorunların çözümünü buldum / başbakan gitmeli’’ diye bir ağızdan bağırmaya başlıyor. Sadrazamın kellesinin gitmesi krizin çözümüne yetmezse, sırada padişahın (rejimin) kellesini isteme aşaması var galiba.
* * *
‘‘Geldi İsmet, gitti kısmet’’ten başlar benim siyasi hatıratım. 1950'de Menderes, İsmet İnönü'den kurtardı bizi. 10 yıl sonra ülkenin kurtulması için Menderes'in iktidardan gitmesi yetmedi, bu dünyadan da gitmesi istendi. Demirel'den birden fazla defa kurtulduk. Tansu Hanım'dan, Erbakan Hoca'dan, Mesut Yılmaz'dan kurtulmak da yetmedi memleketin refaha ermesi için. Bu arada Kenan Evren'den de kurtulduğumuzu zikretmezsem haksızlık etmiş olurum. Memleket işbaşına gelenlerden kurtuluyor ama bir türlü başına iş gelmesinden kurtulamıyor. Avrupa'nın hasta adamı Osmanlı'nın kaç kötü sadrazamdan ve kaç hain padişahtan kurtulduğunu, bana değil, ‘‘şeyh-ül-muharririn’’ Çetin Altan'a sorun. Bu hükümet gitsin korosuna şöyle bir teklifim var: Farz edin gitti ve yerine yeni bir hükümet kuruldu. Ondan sonra ne yapılması lazım onlara söyleyin. Belki de onları şimdi yapsak, bu hükümetle bile işler daha iyi gidebilir.
SON SÖZ: Kişi, herkesten kurtulur, kendinden kurtulamaz.
|