|
TÜRKİYE kadar jeopolitikten ve stratejiden söz edilen başka bir ülke bulmak herhalde zordur. Birkaç yıl önce Brzezinski'nin ‘‘Satranç Tahtası’’ adlı kitabı çıktığı zaman adeta bir strateji festivali yaşadık. O tarihten beri kendilerini ‘‘stratejist’’ sayanlar çoğaldı.
Televizyonlarda izlediğimiz bu bilgiçler hepimizi büyülüyor. İleri sürdükleri karmaşık komplo teorilerini dinlerken dehşet içinde kalıyoruz. Bazen de Türkiye'nin dünyadaki rolü hakkında çizdikleri abartılı tablolarla güzel hayallere dalıyoruz. Ancak arada satranç oyununu ihmal ettik. Ruslar yine bu alanda ustalıklarını gösterdiler!
***
Türkiye'nin jeopolitik değeri bir gerçek. Bunu ne dostlarımız ve ne de muarızlarımız tartışıyor. Ne var ki jeopolitik konum potansiyel bir kozdur. Elinizdeki kozu iyi de kullanabilirsiniz, heba da edebilirsiniz. Tarihte bunun misalleri bir hayli var. Özellikle buhran devirlerinde süratle değerlendirme yapma ve karar alma yeteneğiniz yoksa, sizin oynayabileceğiniz rolü başkaları kapar.
***
Bugün Rusya'ya gıpta ile bakıyoruz, çünkü Putin kriz ortamında inisiyatifi almasını bildi. Herkes Rusya ile Batı arasında bir dönüm noktasından bahsediyor. Putin NATO Genel Sekreteri ile bir araya geliyor, buhranın parlayan yıldızı Tony Blair Moskova'ya gidiyor. Batı ile Orta Asya ülkeleri arasındaki iletişimde Rusya öne çıkıyor. Ama denebilir ki, ‘‘Rusya bunu kendi çıkarları için, Çeçenistan'da hareket serbestisi kazanmak için yapıyor.’’ Doğru, bir taşla iki kuş vuruyor.
***
Türkiye ise bu krizde açıkça hantal bir davranış içindeydi. Geçen haftaki yazımda belirtmiştim. Dışişleri Bakanı derhal Orta Asya yolunu tutmalıydı. Bunun yerine Ortadoğu'ya gitti. Orta Asya ülkelerinin bugünkü konjonktürdeki önemli konumlarını bile hemen algılayamadık. Rusya ise bu fırsatı kaçırmadı. Peki bu tutukluğumuzun nedeni ne? Görebildiğim kadarıyla çeşitli nedenler yanında Irak saplantısı da politikamızı etkileyen bir unsur oldu. Biraz bu konuyu açmak istiyorum.
***
Washington'da özellikle Savunma Bakanlığı'na yakın çevrelerin ve Saddam Hüseyin ile 1991'deki hesaplaşmanın yarım kaldığını düşünenlerin Afganistan'dan sonra Irak'a karşı da bir harekáta taraftar oldukları gözleniyor. Ancak halen Washington'un elinde Saddam ile Bin Ladin arasında ilişkiye işaret eden bir kanıt bulunmadığı kanaati yaygın. Amerikan hükümetinin bu sebeple Irak'ı vurmak konusunda kesin bir karara varmadığı anlaşılıyor. Böyle bir kararın uluslararası destek görmeyeceği de belli. Fakat Türkiye böyle düşünmüyor. Irak'a karşı bir harekát olasılığını ciddiye alıyor ve bunun Irak'ın kuzeyinde bir Kürt Devleti'nin kurulması ile sonuçlanmasından endişe ediyor. Bence, bu endişe geçerli değil. Bir kere Irak Kürtleri çok acı tecrübeler geçirdiler. İran Şahı'nın ve Kissinger'in desteği ile 1970'li yıllarda ayaklandılar, sonra birdenbire terk edildiler ve Bağdat'ın amansız intikamına uğradılar. Bağımsızlığın kendileri için geçerli bir opsiyon olamayacağını biliyorlar. Kaldı ki Irak'ın, hangi rejim altında olursa olsun, toprak terkine razı olması beklenemeyeceği gibi, Arap ülkeleri kendi hayati çıkarları açısından toprak bütünlüğü prensibine sıkı sıkıya sarılmış bulunuyorlar. ABD hem Türkiye'yi hem de desteğine bu kadar muhtaç olduğu Arap ülkelerini nasıl karşısına alır?
***
Türkiye sırf Irak yüzünden ABD ve NATO ile tam bir dayanışmada isteksiz davranıyor ve pasif bir politika güdüyorsa, hata ediyor. Bu davranışın sürdürülmesi Türkiye'nin jeopolitik öneminin fiili değeri konusunda tereddütlere yol açar. Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'nda (AGSP) oynamak istediğimiz rolü de olumsuz etkileyebilir. Jeopolitik kozumuzu biraz daha ustalıkla kullanırsak iyi olur. |