|
‘AMERİKANCI’ymışız... Bir de, ‘bizim Amerikalılar’ diye çamur atıyorlar.
11 Eylül kahpeliği ertesi barbarlara karşı başlatılan zor ve uzun savaşta eveleme geveleme yapmadan dobra dobra safımızı belirledik ya, işte onun için!
Bazen bendenizin de adını zikrederek, vatan, millet, Sakarya uçuyorlar...
Kimler mi? ‘Barışperest’ kesilen ‘laikçi’lerimizle, kucağında palazlanmış oldukları ABD'de şimdi ‘deccal’i keşfeden ‘dinci’lerimiz var ya, o hazretler.
Alında bana vız gelir, tırıs geçer. Elhamdülillah, böyle mavralara karnım tok. Bu saatten sonra ‘aman şunu mu derler’ diye lafımı sakınacak değilim.
Ancak, yukarıdaki zihin mekanizması çok ciddi ruhi saplantı ve travmaların da dışavurumuna tekabül ettiğinden, konunun üzerinde durmak gerekiyor.
Diğer fikirdaşlarımın avukatı değilim, ben kendimden yola çıkacağım.
* * *
HANIMEFENDİLER ve beyefendiler, ya siz akım deyince b..um anlıyorsunuz, ya da ucuz demagoji yöntemlerinizle çamur at izi kalsın taktiğini uyguluyorsunuz.
Ama, eğer sizin kafalarınızdaki ‘birşeycilik’ şemasına illa kulunuzu da yerleştirmekte ısrarlıysanız, o halde insaf, bana bari ‘Avrupacı’ deyin.
Bendeniz, burjuva süzülmüşlüğü ve kültürel oturmuşluğuyla Eski Dünya'yı daima Yeni'sine tercih ettim. Zaten bu konuda bir araba dolusu yazı yazdım.
Artı, Halep oradaysa arşiv buradadır, tercihimizin ABD'den yana değil AB'den yana olması gerektiğini hep döne döne vurguladım. Ankara siyasetlerinin bizi Brüksel nezdinde ‘Washington’un Truva atı' kılmasını ise eleştirdim.
Irak ahmaklığından İsrail kuyrukçuluğuna ve ‘füze kalkanı’ hezeyanından sanayi casusluğuna da, aynı ABD'ye getirdiğim diğer sayısız eleştiri çabası.
Siz böyle bir adama ‘Amerikancı’ damgası vurmaya yelteniyorsunuz. Gülerim.
Fakat doğrudur, 11 Eylül kahpeliğinde hiç tereddüte düşmeden saf tuttum ve tedhişçi barbarların mutlaka ve mutlaka cezalandırılması gerektiğini savundum.
Siz buna ‘Amerikancılık’ diyorsunuz, ben ‘dünyacılık’ diyorum.
Siz buna ‘bizim Amerikalılar’ diyorsunuz, ben ‘bizim insancılar’ diyorum.
* * *
ÖYLE diyorum, zira benim çifte standartım yok. Sahte demokrat değilim.
Ben hem Kürt sorununda, hem Jakoben laikçilikte ‘liberal’ tutum almayı ve cereyana göğüs germeyi ahlaki ilke bellerim ama, hangi ideoloji ve fanatizmin yaftasını taşırsa taşısın; hangi ‘haklı’lıktan (!) kaynaklandığı öne sürülürse sürülsün; hiçbir totalitarizmle, hele hele terörist totalitarizmle uzlaşmam.
Şu veya bu bahaneyle onu hoş görmeye kalkışman kendi etik ahlakımı; yani ‘dünyacılığı’, yani ‘insancılığı’ inkar etmem anlamına gelir ki, benden paso!
Fakat siz bin dereden su getirerek uzlaşırsınız. Zaten de uzlaşıyorsunuz.
Sırf işin içinde ABD var diye, mangalda kül bırakmayan en hızlı ‘laikçi’lerin daha düne kadar diş biledikleri ‘dinci’lerle; ‘vur kurtul’ şampiyonluğu yapmış süper milliyetçilerin bir kaşık suda boğacakları Kürtçü yayınlarla bugün aynı lazımlığa def-i hacet eyliyor olmaları asla bir tesadüf değil!
Bu koşutluk, zıt kutuplara doğru da olsa, sizlerin nihai tercihlerinizin totalitarist ve otoritarist mihraklarda buluşmasından kaynaklanıyor.
Benim tercihim ise bambaşka! ABD'ye olan tüm eleştirilerimi saklı tutmak kaydıyla, şu anki uygarlık - barbarlık savaşında ben açıkça onun yanındayım.
Yanında olmak zorundayım, zira biliyorum ki, ‘Amerika’ dediğimiz şeyin genel değerler manzumesi, benim toplumsal projemin gerçekleşmesi için gerekli zemine, bin Ladin ve sülalesininkinden bin defa daha yakın ve uygundur.
O halde, madem bıçak kemiğe dayanmış ve madem ya herru ya merru raddesine varmış, burada kesin taraf olmakla yükümlüyüm. Kıvırtmanın mümkünatı yok !
‘Kovboyluk yapma ve din savaşı tuzağına düşme’ diye uyarırım ama, sizin o zavallı tabirinizle, son tahlilde ben burada ayan beyan ‘Amerikancı’yım.
Çünkü ben ‘d-ü-n-y-a-c-ı’yım ve ‘i-n-s-a-n-c-ı’yım! |