|
Bir zamanlar Beşiktaş'tan Sarıyer'e doğru denizden yol alırken Kuruçeşme sahilinde rastladığınız sıra sıra yalılar, bol odalı, büyük büyük bahçeli, kalabalık nüfuslu mekanlardı.
Çok güzeldiler ve İstanbul siluetini onlar oluştururdu. Şimdi bakmak için zahmet etmeyin, bir tanesini bile göremezsiniz. Hepsini 1930'larda tek tek yok etmişiz. Yerlerinde bugün olanlarsa, tarihe şapka uçurtacak cinsten ‘‘mekan’’lar. Mesela Deniz Yolları'nın sıvı artık tesisleri! Evet dünyanın en güzel sahillerinden birinde, bir tesise feribotlar yanaşıyor, sintine boşaltıyor. Bu atıkların arıtması burada yapılıyor. Biraz ilerisinde bir egzoz ölçüm istasyonu bulunuyor. Şaşırmayın, çünkü daha da kötüsü var: Beşiktaş Belediyesi'nin çöp kamyonlarını yıkama alanı! Biraz ötesinde hangi mimari stile ait olduğu anlaşılamayan bir sahil alışveriş merkezi, kötü görünümlü bir kafe, vs.
Oysa döneminin Kuruçeşme yalıları, ‘‘Vükela Evleri’’ (vekiller) olarak anılırdı. Çünkü oralarda Saray'a yakın, daha doğrusu işi Saray'da olan insanlar ikamet ederdi. Seniha Sultan, Hayrullah Efendizade Ali Bey, Hayrettin Paşazade Tahir Bey, Rıza Bey kulları, Tahir Bey varisi Emine Hanım, Şeyhülislam Ebusuud Efendi, Müze Hümayunları Müdürü Osman Hamdi Bey, Mabeyinci Arif Bey yalılarının ardından gelen son Vükela yalısı da Muhsinzade Mehmet Paşa Yalısı'ydı.
Yalıda, kuşaklar boyu Muhsinzade Mehmet Paşa'nın çocukları, torunları, sülalesi oturdu. Sülalenin atası olan Halepli tüccar Muhsin Çelebi (1610-1671) daha sonra İstanbul'a yerleşmiş, oğlu Muhsinzade Abdullah Paşa, sadrazamlık mevkiine kadar yükselmiş, Bosna Valiliği, Rumeli Beylerbeyliği gibi görevler almıştı. Onun oğlu Muhsinzade Mehmet Paşa da sadrazam olmuştu. Bir lakabı da İkinci Mora Fatihi'ydi.
Muhsinzade Mehmet Paşa, ikinci evliliğini 3. Mustafa ve I. Abdülhamit'in kızkardeşi Esma Sultan'la yaptı. 1766'da tek kızı Rukiye Hanım'ı eski sadrazamlardan Boynueğri Esseyid Abdullah Paşa'nın oğlu Sait Bey ile evlendirdi. İşte bugün devam eden aile Rukiye Hanım'ın soyundan geliyor. Ailenin bir önemli ferdi de Mehmet Paşa'nın torununun oğlu Muhsinzade Abdullah Bey'di. 1826-1898 arasında yaşayan Abdullah Bey, ünlü bir hattattı. 2. Abdülhamit döneminde Reisülhattatin (Hattatların Reisi) ünvanına layık görüldü. İş dışındaki zamanını, yalının bahçesinde, çiçek ve ağaçlarla ilgilenerek geçirir, bol bol hat sohbetleri yapardı.
Orada doğup büyüyen Abdullah Bey'den başka kimler gelip geçmedi ki Muhsinzade Mehmet Paşa yalısından. Muhsinzade Abdullah, Muhsin, Abbas beyler ve Nazife hanımlar, Hasan Tahsin ve Mehmet Rahmi beyler, Muhsine, Emine Nahide, Zahide ve Rukiye Hayriye hanımlar... Ailenin altıncı kuşağının bugünkü temsilcileri ise Ali Ebussuudoğlu, Hatice Nimet Erenli, Abdullah Ebussuudoğlu, Ahmet Uğur Anaydın, Suna Tuğsel... Yedinci kuşağı temsil eden çocukları ve sekizinci kuşak olan torunları da onların arkasından geliyor.
Evet, eski tapu kayıtlarına göre sağ tarafında ‘‘Selim Bey merhumun hanımının ahır ve kayıkhanesi’’, sol tarafında Arif Bey'in sahilhanesi olan, arka tarafı lebiderya, cephesinde ise Kuruçeşme Caddesi bulunan Muhsinzade Yalısı, atik 87 cedit 99 numaralardaydı. Arsasında 3. Ahmet zamanından kalıntılar vardı. Denize bakan cephesi 72 metreydi. 4 bin 527 metrekarelik alan içinde 850 metrekare üzerine oturan bir ana binası ve bahçesinde müştemilatları bulunuyordu. 16 Şubat 1341 tarihini taşıyan bir tapu kaydı, ‘‘sahilhanenin rıhtım üzerinde iki kanatlı kebir ahşap sokak kapısından girildikte’’ görülenleri bir bir sıralıyordu.
Tüm saraylı hayatlarında olduğu gibi, Muhsinzade Mehmet Paşa Yalısı'nın ömrünün büyük bir bölümü de şaşaalı geçti. Uzun yıllar, yakacak kömür, erzak vs. denizden mavnalarla taşındı. Ramazanlarda yalıya özel imamlar tutuldu, bir mavna dolusu kurbanlıklar kesildi. Şirket-i Hayriye vapurları, iftar saatlerinde yavaştan geçtiler kıyıdan, iftariyeliklerini alarak... Büyük büyük düğünler yapıldı, Fransız matmazeller eğitim verdi, salonlarından piyano sesleri yükseldi Boğaziçi'ne. Binbir ricayla izin alarak bahçeye çıkabilen kızlar, soluğu Kuruçeşme sırtlarında alıyorlardı, yani o zamanki adıyla ‘‘dağda.’’ Sakinleri, 1920'lere kadar full kadro oturdular yalıda. Çöküş bundan sonra oldu; ya öldüler, ya evlendiler, teker teker gittiler. Son bir iki aile kaldığında, bir kömür tüccarına depo olarak kiralanmıştı. Zaten enkaz halindeydi. Üstelik, müştemilatlarını ve ünlü mimar Sedad Hakkı Eldem'e göre Osmanlı bahçe mimarisinin ve suyun ifadelendirilmesinin en değerli örneklerinden biri olan selsebilini ve fıskiyeli bahçe setlerini, yola vermişti. Enkazı kaldırmaya talip olan tüccar, o çok değerli keresteleri, kapı kulplarını, çinileriyle birlikte bahçesindeki sebilleri de ‘‘götürüverdi.’’ Ailenin o zamanki fertleri 1929'da, yangından mal kaçırır gibi topladılar tavanarasındaki eşyalarını. Yalı da ömrünü, 1935'te bir ‘‘kum deposu’’yken tamamladı. Arazi, uzun uğraşlar sonucu 22 varisin bir araya getirilmesiyle 1980'li yıllarda 8-10 milyara turizm işi yapmak isteyen bir şahsa satıldı. Yıkıntıların üstünde daha uzun süre bir şey doğmayacaktı.
DİĞERLERİNE ÖRNEK
Araziyi birkaç yıl önce satın alan Belçika merkezli bir turizm şirketi olan Unit Yatırımlar A.Ş. işe önce Dolmabahçe Camii'nden itibaren, Kuruçeşme'ye kadar İstanbul'un siluetini çizdirmekle başladı. Umutları aslında, tüm Kuruçeşme yalılarının hayata yeniden getirilmesiydi, onlar bir ucundan tutuyorlardı. Tapu kayıtları, çok az bulunsa da eski fotoğraflar, temelde yapılan kazı, kitaplar, daha önce verilmiş satılık ilanları, diğer belgeler bir araya getirilerek, yalının ‘‘aslına’’ ulaşıldı -ki bu dört beş yıl aldı. Hazırlanan proje Anıtlar Kurulu tarafından onaylanınca da inşaata başlandı. Yaklaşık bir yıl, dolgu alanın zeminini sağlamlaştırmakla geçti.
Les Ottomans adıyla 2002 sonunda hizmete girmesi düşünülen 12 suit odalı otel, daha çok dünyanın VIP insanlarına hizmet verecek. Kuruçeşme sahil bandının tamamının bu tür projelerle donatılması gerektiğini söyleyen Unit Genel Müdürü Tuncay Turuthan, bu projelerin desteklenmesi için Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'a bir mektup yazmış. Sahilin bir proje lideri aradığını belirten Turuthan, 12 Eylül döneminde çıkarılan Boğaziçi İmar Kanunu'nun revize edilmesini öneriyor.
Saray'da önemli görevleri olan insanların, kalabalık aileleriyle uzun uzun hayatlar sürdüğü Kuruçeşme yalıları, diğer ‘‘sahilhane’’lerle birlikte, Boğaz'ın bizim şimdi bilmediğimiz siluetini oluşturuyordu. O siluet son 50 yıl içinde inanılmaz değişimler -daha doğrusu yıkımlar- geçirdi. Hele son zamanlarda hiç baktınız mı, Boğaz'ın o güzelim kıyılarında, açık otoparklar, egzoz istasyonları, sıvı atık arıtma tesisleri, hatta çöp kamyonu yıkama alanları var! (Biliyorsunuz, bunlar deniz manzaralı olmazsa olmaz.) Şimdi artık sadece rölövelerde görülebilen eski siluetin en önemli parçalarından biri ise Muhsinzade Yalısı'ydı. Sadrazam ailelerinin yaşadığı bu yalı, 1935'de bir kum deposu olmaya kadar düşürülmüşken, yıkılarak hayata veda etmişti. Vükela yalılarının sonuncusu olan Muhsinzade, şimdi küllerinden yeniden doğmaya hazırlanıyor. Unit Yatırımlar A.Ş.'nin aynısını inşa ederek bir butik otele dönüştüreceği yalının başına konan bu talih kuşu, umarız, geçen yüzyıla kadar yanında dizili olan diğer yalıların başına da konar. |