26/08/2001 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Otoyaşam
Seyahat
Yaşam
26.08.2001
İzmirliler’in yıllardır sakladığı Çeşme keşfedildi
 

Tatilci tayfasını bir şekilde Çeşme'den sonraki istasyonlara yönlendirmişler. Kuşadası'nın mimari intiharını, sessiz ve de sakin bir şekilde izleyerek, Anadolu'nun batıdaki en uç noktasındaki güzelim yarımadayı, azıcık sağı solu ellenmiş olsa da, gelinlik kız gibi korumuşlar.

Ama gelin görün ki gelinlik kız Çeşme, fıkır fıkır. Artık baba evi İzmir'in sakin ve huzurlu ağırlığından kurtulmak istiyor. Hafif meşrep Bodrum'un yaptığı izdivacı kıskanmıyor değil. Kendisinin daha gösterişli ve atak olduğunun farkında.

Adını taşıyan, çeşitli kuşlara adanmış şarkı yarışmalarıyla aynı mutluluğu yakalayamayacağını biliyor. Bu yüzden de çeyizini sürprizlerle takviye ediyor. Acemiliklerini üzerinden atmak üzere. Mahremiyeti gibi koruduğu Ayayorgi Koyu'nu ve Dalyan'ı örten bikinisini çıkarıyor.

Bir kez daha gördükten sonra şuna inanıyorum. Çeşme'ye ‘‘hayır’’ demek artık imkansız.

Ona hayır demek imkansız

İzmir'den Çeşme'ye ulaşmanın iki yolu var. Hangisini seçerseniz seçin mutsuz olmanız zor. İster süratli bir otoban yolculuğu, ister sahildeki eski yol. Ben yine de eski yolu seçiyorum. Yolun başındaki Parmakyalatan'ın zengin tavuk mönüsünden tadıp, Urla'ya merhaba demeden geçmek ihanet gibi geliyor. Tanju Okan'ın heykeline ince bir saygı duruşu, Çeşme sınırlarına dahil olmanın ilk koşulu.

Biraz içlere girerek Ildırı, Şifne, Ilıca'yı geçerek Çeşme'ye varmak, 35 dakikalık otoban yolculuğundan daha eğlenceli. Yol üzerindeki plajları görünce paniklemeye gerek yok. Sezonun kısa olduğu koskoca bir palavra. Eylülün sonuna kadar dünyanın eşsiz plajlarından ve ücretsiz doğal kaplıcalarından faydalanmak mümkün. Yok, eğer benim param bol diyorsanız beş yıldızlı otellerin jakuzilerinden ve oyunlarından ve de şifalı sularından yararlanın.

KOPARMA SAATİ

Eğlence için de geç saatleri beklemeye gerek yok. Direksiyonu Ayayorgi'ye kırın. Bir kaç metresi asfalt gerisi ancak tek arabanın geçebileceği toprak yolu takip edin. Adres sormaya bile gerek yok. Öğle saatlerinde yeri göğü inleten müziğin sesi, aradığınız adresi karşınıza çıkarıyor. Ağaçların arasındaki Fly Inn, Hakan Dalokay tarafından düzenlenmiş. Kumsalı olmamasına karşın tahta iskeleleri, koyun doğal yapısını bozmamış. Bol aktiviteli bir mekan. Fly Inn'in faaliyeti akşama doğru bitişiğindeki Mask'a kayıyor. Hafta içi partileri müzik ve dans. Hele bir de hafta sonu görün. Akşamı beklemeye ne hacet. Zımba gibi DJ'lerin darbuka ve davulla takviye edilmiş ‘‘koparma saati’’ başlıyor. Güneşin sönmesini beklemiyorlar. Tempolu müzik, ahaliyi bikini ve mayolarıyla denizden çimenlere taşıyor. Zaman ilerledikçe eğlence, ayine dönüşüyor. Enerji yoksunlarını çileden çıkaracak dansın ve şamatanın bitmesini beklemek boş bir hayal. Hortumlarla kalabalığın üzerine su püskürtülmesi harareti düşüremiyor. İşletmenin diğer sürprizleri başlıyor. Sürahilerdeki buz gibi kokteyller kafalardan aşağıya bocalanıyor. Sabaha kadar koyun her tarafında ayrı bir şamata.

Paparazzi’de civardaki diğer beach club'lardan farklı bir ambians var. Gece Fransız mutfağıyla başlıyor. Müzik, yalnızca alternatif rock. Herkesi büyük bir muhabbet halinde görmek şaşırtmasın. 250 kişilik çekirdek Paparazzi tiryakisi grup, her akşam aynı yerde buluşuyor. Paparazzi'nin sahibi Bülent Gülcen'in hayat hikayesi de en az mekanı kadar ilginç. İşi bilenler ‘‘Çabucak küsen ruh hali olmasa dünyanın sayılı cazcılarından biri olurdu’’ diyorlar.

DALYAN KOYU

Çeşme'nin kuzeyinde sevimli bir köy, mavi bayraklı Kocakarı plajı, her türlü konforun Akdeniz mimarisyle buluştuğu Dalyan Plaza Oteli, filozof balıkçısı Huzur Hasan, özellikle de bayan Catherine'li Cafe L'Apero.

Dalyan, deniziyle güneşiyle tadına varılamayan bir yer. Ama önemli muhabbet noktaları atlanırsa tam olarak yaşanmamış kabul edilir. Akşam saatlerinde Akgün Sokak'ta hoş bir tabela var, L'Apero. İçeriye girmekte fayda var. Bayan Catherine konuklarını kapıda karşılıyor. Aperatif alınarak müzik eşliğinde Dalyan Koyu'nu izlemek için en uygun nokta.

Duvarında Bayan Catherine’nin şiiri:

Bir yanda tütün diziliyordu/Bir yanda balık tutuluyordu/1974'te geldiğimde böyleydi köyümüz/Artık tütün yok, balık ta çok azaldı/Ama yollar, liman, tekneler ve evler/Hepsi çok büyüdü/Tıpkı bizim çocuklar gibi/Dünün Köste'si/Bugününün Dalyan'ı oldu.


Karısının yanından ayrılmayan tabii ki balık bulamaz


Dalyan Koyu'nda birbirinden leziz balıkların servis yapıldığı 15 restoran var. Özellikle biri var ki ne yenilen balığa ne de sahibinin muhabbetine doyuluyor. Hasan Kandemir'in cenneti. Masasına oturanlarda ne dert ne kasavet kalıyor. Bu yüzdendir ki adına Huzur Hasan demişler. Aslen Rizeli, balıkçı bir ailenin çocuğu. Zamanında İzmir'in balıkçı köyü Güzelbahçe'ye göç ederek Egeli olmuşlar. Uzun yıllar İzmir ve İstanbul'daki restoranların balık ihtiyacını karşılamış. Karadeniz'den Akdeniz'e kadar olta atmadığı yer kalmamış: ‘‘1992'de bu meşakkatli işi bıraktım. Zamanında çok sakin olan bu köye bir tır dolusu malzemeyle gelerek yerleştim. Derhal güzel bir kadro kurarak restoranı hizmete açtım.’’ Yine de 9 yıldır Dalyanköy'de restoranların önüne ‘‘bir sevgi yolu’’ yapamamaktan şikayetçi.

Şimdiki balıkçıları biraz nazlı buluyor. ‘‘Denizlerde balık kalmadı’’ iddiası Huzur Hasan'ın asla kabul etmediği bir sav: ‘‘Şimdikiler ev balıkçısı, karılarının yanından ayrılamadıkları için balık bulamıyorlar. Biz sahil sahil balığın peşinde dolaşırdık. Yoksul köylere beş altı kasa balık verir karşılığında bir parça ekmek alırdık’’ diyor.


Okuyanlarla arkadaş oldum, böylelikle gözlerime zarar vermeden öğrendim.

Balıkçının manzarası kötüyse, teknesine yer değiştirir.

İstanbul'da şato istiyorsan, git önüne demir at.

Sinirlerimi aldırdım, boşa attım.

Geceleri uyumam, erken kalkarım, hayattan çalmak büyük avanta. Uykudan iyi bir hayatım var.

Bir cebinden çalıp diğer cebine koymuyorsan paran olmaz.

Çok para zor. Çok yüklersen deve bile çöker.

Bir kayık ve üç oltayla denize çık, karnın doyar.

Devamlı istakoz yiyerek organlarımı yeniliyorum. Bildiğin gibi istakozun ayağı kırılıyor. Yeniden çıkıyor.

Asla geriye bakma, güneşteki patlamayı görürsün.

İçelim ayılalım. İçip sarhoş oluyorsan ne faydası var ki.

Kendine zararın yoksa başkasına da yoktur.

Dünyanın merkezi Dalyanköy. Burada sallanma dünyanın dengesini bozarsın.

Üç kuruşluk malı ziyan etmiyorsan, birşeyleri atmıyorsan kendini batırırsın.

Az akıl çok huzur, çok para az huzur, az para çok huzur, hiç para tam huzur.

Mutlaka Karşıyaka'dan bir kız alacaksın.

Hayatın menopozu yoktur, yaşayabildiğin kadarını yaşa.

Mevkiler ağır gelir insana.


Aile orkestrası FISHBONE


Haftasonu L'Apero'da dünyada eşi benzeri bulanamayan bir orkestra sahneye çıkıyor. Ellerindeki neşterleri kısa bir süre bırakan Erol ve Yıldız Balık çifti çocukları Deniz ve Gökhan'la sahnedeler. Profesör Erol Balık ve oğlu Gökhan gitarla, Yıldız Hanım ve Deniz'e eşlik ediyorlar. Yıldız Hanım, mikrobiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları uzmanı.

Baş asistanlığını yaptığı Erol Bey'i pek de romantik olmayan bir ortamda tanıyarak evlenmiş: ‘‘Hastaneye ağır bir yanık vakası gelmişti. Diğer doktorlar bu temizleme işini daha sert bir şekilde yaparken Erol'un hassasiyetini görünce çok etkilendim.’’ Böylece tanışıyorlar. Erol Bey İzmir'in eski orkestralarından Maça Beşlisi'nin de kurucularından. Yıllarca çeşitli kulüplerde müzik yapmış, Hürriyet Gazetesi tarafından düzenlenen Altın Mikrofon yarışmasında Erkin Koray'ın da yer aldığı ‘‘takdir toplayan gruplar’’ arasına girmişler. Sempozyum ve kongrelerin zaman zaman sıkıcı atmosferlerinde Erol Bey ve ailesi meslektaşlarının yardımına koşuyor. Günün önemine binaen bestelenmiş şarkılarıyla ortamı yumuşatıyorlar.

Söylediği napoliten şarkılarla izleyenleri kendisine hayran bırakan Deniz, Haliç Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde öğrenimini sürdürüyor. Gökhan bu yıl üniversiteye başlıyor. Ailenin müzik stüdyosunu andıran evlerindeki faaliyet yalnızca müzikle sınırlı değil. Yıldız Hanım 15 kişinin çalıştığı bir laboratuarın sahibi olmanın yanısıra, yakında piyasaya çıkacak olan bir kitabın da yazarı. ‘‘Okyanus Çiçeği’’ adındaki romanında İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya'da yaşayan bir Türk’ün hayatını kaleme almış.

ÇEŞME DOSTLARI SANAT GRUBU

Çeşme'de sanat etkinliklerini geliştirmek için geçen yıl 20 kişi biraraya geliyor. Yazar Yaşar Aksoy tarafından kurulan grup, L'Apero'da sık sık biraraya gelerek, gürültücü tatilcilerin arasında sanat faaliyetlerini yürütüyor. Cafenin özel olarak hazırlanmış bir bölümünde yerli ve yabancı sanatçıların eserlerini sergiliyorlar. Emekli büyükelçi İsmet Birsel (Ressam), Cavit Kürnek (Fotoğraf sanatçısı), Yaşar Aksoy (Yazar), Yıldanur Ketenci (Resim-heykel), Avukat Turan Tomer (Heykeltraş), Füsun Dölek (Ressam), Hande Ataca (oda tasarımcısı) ve Catherine Grüber.

Bülent Gülcen

İlhan Erşahin ilk bende çaldı

İzmir Konservatuarı'nı son sınıfta terk ederek Viyana'ya gitti. Guidhall College of Music and Drama'da eğitim aldı. Bu arada gastronomi kurslarına katıldı. Bir süre sonra İngiltere'ye gidip BBC'nin ünlü piyanisti Edith Bogel'le birlikte piyano çaldı. Esas tutkusu cazla daha çok haşır neşir olmak için bu kez Amerika'ya uçtu. Berklee'de iki dönem okudu. Maddi durumu taklaya gelince, hobisi olan mutfakla ilgili işlere daldı. Bu arada ailenin kendisine olan ihtiyacı Gülcen'i Çeşme'ye getirdi: ‘‘84'de buralar acayip ıssız yerlerdi. Paraya ihtiyacım vardı. Ne yapayım derken buralarda sandviç ve meşrubat satmaya başladım. Bir kaç gün sonra mönüye köfte ve bonfile ekledim. İki hafta içinde ağır bir Fransız mutfağı kurdum. Tahtadan derme çatma. Mutfak iki kez yangın tehlikesi atlattı. Gelen para ancak kendini döndürüyordu. Yaz başları borç alıyor, yaz sonları borcumu ödüyordum. 86' başında cebimde ancak otobüs bileti alacak parayla yeniden Viyana'ya gittim. Bir süre mutfak şefliği yaptım. Dışarıda çalışıp buraya para getiriyordum. 87'de de Paparazzi kendi çapında isim yapmıştı. İlhan Erşahin Türkiye'de ilk kez burada sahneye çıktı. Başlarda aşçı kıyafetiyle ben de piyanonun başına geçiyordum. Sipariş gelince müziği kesip mutfağa dalıyordum.’’


PİYANOLU BAR ALADİN


Çeşme'nin büyük bir inatla kışın da açık kalan ender mekanlarından. Piyanolu bar olarak da biliniyor. Barın kendisi kadar sahibi de ilgi çekici. Mehmet Şişman 85'de Çeşme'ye ilk kez geldiğinde önce Donkişot adındaki barı işletmiş. Uzun arayışlardan sonra Ilıca'da şimdiki yerini bulmuş. Yüz yıllık eski bir Rum evini işleyerek son haline getirmiş. Mehmet Şişman bu işi bir zamanlar Gaskonyalı Toma'nın sahne aldığı Bebek'teki Yalı Gazinosu'nun sahibi olan babası Mustafa Şişman'dan öğrenmiş. En kaliteli çatal bıçak takımları, bez peçeteleri, piyanosu, özellikle deri kaplı mönüsü. Her masanın ve sandalyenin adı var. İstanbul özlemini gidermek için her birine bir boğaz semtinin adını vermiş. Mekanı kadar kendisine de özen gösteriyor. Her gün mutlaka kolalı beyaz gömlek, beyaz pantolon ve parfüm. Çelik gibi yakasında bir kovboy kravatı. Müzik konusunda da oldukça tutucu. Yerli olarak sadece Alpay, Tanju Okan, Sezen Aksu. Aladin'in kalite konusunda taviz vermez tutumu, karşısındaki pejmurde mekanın müziği tarafından zaman zaman tacize uğruyor.


Catherine Grüber

Belçika'dan Dalyan'a

1969'da Brüksel'de Türkiye'li beyaz Ruslar'dan Nikita ile evlendim. Belçika'da mühendislik yapıyordu. 74'de beni Türkiye'ye getirdi. Tekneyle kıyıları dolaşırken Dalyan'ı denizden keşfettik. O zaman küçük bir balıkçı köyüydü. Eşim de balık tutmayı seviyordu. Köylülerle tanıştık. 4 yıla yakın kirada oturduk. 1978'de bu evi yaptık. Evin içinde dolu dolu yaşadık. 83'de İzmir'de bir trafik kazasında eşimi kaybettim. Çocuklar da büyüyünce kocaman evde yalnız kaldım. Eve yeniden hayat vermek istiyordum. Önceleri antika resim satmak için düşünmüştüm evin bahçesini. Gelenler için iki masa koydum. Bir baktım ki gelen müşteriye bira satmak resim satmaktan daha kolay. Ben de cafe yaptım. Bu seçtiğim bir hayat tarzı değildi. Ama çok iyi dostlar edindim. Evin bakım masrafları için de iyi oldu. Bayan Catherine'i en çok şaşırtan Türkiye'de evlerin pırıl pırıl, sokakların özensiz olması. Dalyan'ın son on yılda olumsuz geliştiğini söylüyor. Taş evleri yıkarak ikinci konut yapanlar, yarım inşaatlar, kötü reklam tabelaları, gazete kağıtlarıyla kaplanmış boş dükkan vitrinleri Dalyan'ın karekteristik yapısını bozmuş. Sahildeki Cevat Restoran'ın dumanı da bütün Dalyan'ı sarmalayınca iyice kızıyor. Ferforje sandalyeli Cafe'sinde ambians yaratırken ızgara kokuları bayan Catherine'i yerinden kaldırıyor: ‘‘En kısa zamanda belediye başkanlığına aday olacağım.’’


Habana, Çeşme'nin yazlık ve kışlık mekanlarından. Vakti zamanında dört papazın yaşadığı eski bir taş ev. Akşam saatlerinde terasında konservatuvarlı üç genç napoliten şarkılar çalıyor (solda). Gece yarısı ise muhteşem bir orkestra var, Grup Kaygı. Okay Aynur (vokal,davul), Oktay Aynur (perküsyon), Armağan Sönmez (gitar,vokal), Ebru Kalabaş (vokal), Yavuz Darıdar (klavye ve nefesliler), Caner Canay (bas) sahne alıyor. Onların ilerleyen saatlerdeki ritm gösterileri izlenmeye değer.


NEREDE NE VAR?


Aladin

Ilıca (nostaljik, latin, caz, klasik)

Pecos

Yıldız Burnu

Habana

Çeşme (caz, rock, latin)

Plaza Wine Hause

Çeşme (müzikli bar restoran)

Sea Side

Alaçatı (gündüz plaj, gece disco bar)

Sun-Set

Paşalimanı (restoran,bar)

Baküs Bar

Altınyunus (Atilla Demircioğlu çalıyor)

Neptün Bar

Altınyunus

Mask

Ayayorgi (beach-club, gece disco,bar)

Fly Inn

Ayayorgi (beach-club)

Paparazzi

Ayayorgi (beach club restoran,rock)

Mekan

Ayayorgi (beach-club, gece disco bar)

Envelo

Dalyan (canlı müzik, bar)

Deep Hancı

Sakızlıköy (beach club, bar)

Grand Hotel

Sahil (beach-club, bar)

Nispet

Ilıca

Hancı

Ilıca
 



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2001 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com