|
TAM yazıya başlamak üzereyken geldi tanınmış işadamı Üzeyir Garih'in yedi veya sekiz bıçak darbesiyle öldürüldüğü haberi...
Üzeyir Garih'i çeyrek asrı aşkın süredir tanırdık. Çok renkli, sosyal nitelikli, uygar, dinamik ve aydın kişiliğini takdir ederdik.
Olay yeni. O nedenle bir değerlendirme yapacak kadar bilgi sahibi değiliz. Ama iş dünyamızın ve ülkemizin, değerli bir evladını yitirmesinden çok üzgünüz.
Şimdi sıra güvenlik güçlerimizde... Bu cinayetin en kısa zamanda aydınlanmasını ve failin (yahut faillerin) adalete teslimini bekliyoruz.
Tuhaf tesadüf:
Garih'in hayatına mal olan menfur cinayeti öğrenmeden önce bizim de aklımızdan güvenlik güçleri konusu geçiyordu:
Edremit Lisesi'nin 16 yaşındaki öğrencisi Özgür Ünal'ın cenazesinin, son çarşamba akşamı saat 21 sularında götürüldüğü Edremit Emniyet Müdürlüğü'nden saat 23 sularında çıkmasının yarattığı şaşkınlıktan söz edecektik.
Özgür Ünal ister söylendiği gibi bir ‘‘taciz’’ iddiası nedeniyle Emniyet'e çağrılmış bulunsun, ister başka nedenle... Hiç önemli değil. Önemli olan adı ‘‘Güvenlik’’ (yahut Emniyet) olan bir devlet birimine canlı giren insanın oradan ölü çıkmış olması.
Balıkesir Emniyet Müdürü Kemal İskender'in verdiği bilgiye göre, Özgür Ünal gözaltında iken ‘‘görevli memurun dalgınlığından yararlanmış ve battaniye kenarındaki kumaş şeridi söküp tuvalete giderek kendisini kalorifer borusuna asmış’’mış.
Açıkça iddia ediyoruz:
Böyle bir açıklamayla kendini savunan polis şefini, iyi işleyen bir hukuk devletinde, bir dakika o görevde tutmazlar. Onun yeri kapının önüdür.
Kaldı ki Kemal İskender'in mesleki geçmişi bu açıklamaya inanmanızı engelleyecek olaylarla dolu:
Kendisi Manisa'da 1995 sonlarında 16 lise öğrencisini ‘‘Yasadışı örgüt üyesi’’ diye yakaladıktan sonra onlara çok ağır işkence yaptıkları için yargılanıp mahkûm edilen polislerin de amiriydi.
Sicilinde böyle kayıtlar bulunan bir kişinin daha sonra -kamuoyunu ikna edecek bir açıklama yapılmadıkça- (Balıkesir'den önce) Ankara'ya Emniyet Müdürü olması ancak Türkiye'de rastlanabilecek bir garabettir.
Daha doğrusu sadece bu örnek bile işkencenin, bizim güvenlik teşkilatımız ve bu teşkilatın başındaki kişiler tarafından onaylandığının kanıtıdır. O nedenle bu zihniyetin egemen olduğu bir örgütün gözaltında meydana gelen ölümün şaşılacak hiçbir tarafı yoktur.
Zaman zaman ‘‘polisle (buna jandarmayı da dahil edebilirsiniz) halkı yakınlaştırma’’ çabalarından söz eden iyi niyetli kişilere sesleniyoruz:
Siz önce karakolları güvenli yerler haline getiriniz. Oraya giren vatandaşın başına kanun dışı bir şey gelmeden oradan ayrılabileceğine halkı inandırınız. Karakollarda meydana gelen ölümlerin, işkence olaylarının sorumlularını -korumadan- adalete teslim ediniz. Gerisi sorun olmaz.
|