|
HANGİ yaz yolunuz denizden Ege ya da Akdeniz kıyılarına düşse, aynı kábusu yaşamaya mahkûm olursunuz. Güzergáhınız ister Bodrum yarımadasına uzansın, ister Marmaris'e ya da Kaş'a, görüntü değişmez.
Doğanın yeşilliği ile Ege ve Akdeniz'in maviliğinin buluştuğu şeritte sizi karşılayan, gözünüzü rahatsız eden çirkin bir betonlaşmadır.
Bu kıyıların sahiplerinin o toprakların üzerine koyabildikleri en belirgin eser beton yığınlarıdır.
Bunun adı, ‘‘beton kültürü’’dür.
Bu kültür, çimento ve suyun bileşiminden oluşan kaba bir çizgiyi yansıtır. Bütün yalınlığıyla çıplak bir kültürdür.
Mimarlık ve estetiğin tarih içindeki gelişiminden, güzellik arayışından, ayrıca çevreye uyum kaygısı ve doğaya saygıdan hiçbir şekilde nasibini almamıştır.
Beton kültürü, iki ayrı düzlemde yürür.
Birincisi yataydır. Yeşilin imha edilerek çıplak hale getirilen toprak parçası üzerinde inşa edilen evler bitişik düzende, birbirlerine yapışık bir şekilde dizilirler.
İkincisi, betonlaşmanın dikey boyutudur. Geleneksel mimari anlayışı, tepelerde mümkün olduğunca yüksek yapılardan kaçınırken, bu kültür tepelere yüksek binaları dikmekten çekinmez, gökyüzüne meydan okur.
Amaç, mümkün olduğunca geniş alan kullanmak, bu alana mümkün olduğunca çok beton dökmek, yayılabileceği her boşluğa yatay ya da dikey olarak girmektir.
Bu, çevreye, doğaya tecavüz eden, yeşili biçen, saldırgan bir kültürdür.
* * *
Beton kültürünün önemli bir paydası estetik duygusunun azgelişmişliğidir. Ama, onu özellikle son dönemde besleyen itici güç, rant kaygısı, para hırsıdır.
Bu haliyle beton kültürü, demokrasi kültürünün düzeyiyle de yakından ilişkilidir; hatta, bazı durumlarda onun türevidir.
Belli ölçülerde demokrasinin yanlış anlaşılmasından kaynaklanır.
Özellikle 1984 sonrasında belediye örgütlenmesinin belde düzeyine kadar inmesi ve yeni oluşturulan küçük belediye birimlerinin geniş yetkilerle donatılması, beton kültürünü şahlandırmıştır.
Geniş yetkili belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, kendilerine tanınan imar yetkisini hiçbir ciddi ölçü ve disipline bağlı olmaksızın keyfi bir şekilde kullanmakta birbirleriyle yarışmışlardır.
Bir anlamda demokrasinin temellerinden biri olan yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve yetkilendirilmesi ilkesi, Türkiye örneğinde, uygulamada plansızlık ve köşeyi dönmecilik tefsirinden geçerek beton kültürünü yaratmıştır.
Bu kıyıları dolaşırken milattan sonraki ilk yüzyıllara ait uygarlıklardan kalma küçük yerleşim birimlerinin çoğunda antik tiyatro harabeleriyle karşılaşırsınız.
Hemen yanı başında ise geride bıraktığımız 20. yüzyılın son çeyreğini simgeleyen beton kültürü yükselir.
Aynı kıyılara tarihin farklı kesitlerinde egemen olan uygarlık anlayışlarındaki bu zıtlık, siz kıyılarda dolaştıkça zihninizi meşgul eder durur.
|