|
NE zaman bir köpeğin başını okşayan bir çocuk görsem... Ya da kucağında bir kedi ile bir çocuk, gözpınarlarım sızlar.
Donup bakarım.
Hiçbir şey o denli karşılıksız sevgi, dostluk, barış içermez.
Hiçbir şey o kadar anlamlı ve güzel değildir.
O anda iki minik yürekteki mutluluğun; yeryüzünün en saf, en arı, en engin mutluluğu olduğunu bilirim.
Ama aynı anda iki küçük yürekte yaşanan dayanılmaz endişe ve korkuyu da.
Çünkü onlar birazdan rüyalarının bozulacağını bilirler.
Ben de bilirim, gözpınarlarım ondan sızlar.
Birazdan...
Bir büyüğün ‘‘Dokunma ısırır’’ haykırışı mı?.. Bir koca tekme mi?.. Bir parça zehir mi?..
Bir kurşun mu?..
Birazdan, çocuğun eli köpeğin başında değildir.
*
Bahçeköy'de küçük Burak ile 16 arkadaşının öyküsünü okudum.
Kendi kendilerine ‘‘Hayvanları seven çocuklar kulübünü’’ kurmuşlar. Tam beş yıldır semtlerindeki yaralı-hasta hayvanları alıp, cep harçlıklarıyla bakıyorlar.
Görev bölümü yapmışlar.
Kimisi başkan, kimisi sağlık görevlisi, kimisi genel sekreter, kimisi bahçe görevlisi, kimisi maliye görevlisi.
Kimisi sadece gönüllü, birbirinden sevimli-güzel çocuklar.
Bir yandan bölgelerindeki hayvanları kısırlaştırıp, aşılarını yaptırıp, onları harçlıklarıyla doyururken, bir yandan Cumhurbaşkanı'na, ilgili bakanlara, Meclis'e, valiye dilekçeler yazıp hayvanların öldürülmemesini istiyorlar.
Ama arada bir büyükler gelip, onların kısırlaştırıp aşıladıkları, tedavi edip baktıkları hayvanları öldürüp gidiyorlar.
Bu kez yönetim kurulu ağlamak üzere toplanıyor.
Çocuğun eli köpeğin başında değildir artık.
*
Büyüklere ders veriyor çocuklar.
Büyükler nereden anlayacaklar?..
Onların fotoğrafları masamın yanıbaşında asılı duruyor. Kucaklarında kedileri, elleri köpeklerin başında.
Yüreği sevgi-barış, ama korku dolu çocuklar.
Günde kaç kez onlara hiçbir yetişkine, ya da devlet büyüğüne duymadığım kadar saygıyla bakırım.
Gözpınarlarım sızlar...
|