|
AKP'de neler oluyor?
RECEP Tayyip Erdoğan'a bir dönem yakın çalışan eski bir belediyeci, ‘‘Tayyip Bey neler yapıyor. Zikri ile fikri bir değil. Böyle mi demokrasi sözü vaat etmişti?’’ dedi.
Evet Erdoğan, Türkiye ile 'demokrasicilik' oynamaya başladı.
Okurumuz, AKP'de neler döndüğünü bildiği kadarıyla anlatmaya çalışıyor:
‘‘Erdoğan, partinin karar organı olan MKYK üyelerini Rizeli hemşerisi ve avukatı Hayati Yazıcı ve Belediye Başkanı seçilmeden önce il başkanlığını devrettiği yine Ekrem Erdem ile belirledi. Başka kimseye danışmadı. Bu 51 milletvekili ve 74 kurucudan çoğunu şaşırttı. Bu açıkçası parti içi demokrasiyi yok saymaktır. Lider sultası yaratmaktır.
- Meclis grup başkanvekillikleri seçimi de dün öyle oldu. DYP kökenli Hüseyin Çelik (Van), M.Ali Şahin (İstanbul) ve Salih Kapusuz (Kayseri) da, Erdoğan'ın belirlediği adaylardı. Dayatılan bu listeye karşın 17 milletvekili bir araya gelerek, karşı aday çıkarttılar. Ancak muhalif kesimin karşı aday olarak çıkarttığı Mehmet Çiçek (Yozgat) 17, Mustafa Baş (İstanbul) 19 oy sağlayabildi. Grupta 20'ye yakın milletvekilinin Erdoğan'a kızgın olduğu ve şimdiden muhalefeti oluşturdukları görülüyor.
ERDOĞAN-BAŞ ÇEKİŞMESİ
- Mustafa Baş'ın da, Erdoğan'ın Rizeli hemşerisi ve aynı köylüsü olduğunu biliyoruz.
- Dahası da var, hatta uzaktan akrabadırlar. Aralarında her zaman gizli bir çekişme vardır. 1991 seçimlerinde ikisi de İstanbul'dan milletvekili adayıydı. Seçim Kurulu, Erdoğan'ın milletvekili olduğunu ilan etti. Erdoğan da RP aracıyla seçim bölgelerini gezdi, Eyüp'te cuma namazı kıldı. Ancak bazı oylarının çalındığı yolunda itiraz eden Baş, tercih oyları ile milletvekilliğini Erdoğan'ın elinden aldı.
- Aydınlık-karanlık söylemi ve ampulle ortaya çıkan AK Parti'nin kurucuları arasında, 'Sürekli Aydınlık için bir dakika karanlık' eylemine katılan veya destekleyenlerden olması gerekmez miydi?
- Tayyip Bey'in böyle bir eylemi desteklediği hiç duyulmadı. Onlar bu eylemle 'mum söndü' diye dalga geçiyordu. Bunların hepsi kendisine Müslümandır. Milletin belleği yokmuş gibi hareket ediyorlar.
SİYASİ RANT
- Bu adamların hiç meziyetleri yok mu?
- Hiç olmazsa duruşlarından gelen bir güçleri vardı. Ama şimdi duruşlarını, sisteme yaranmak adına değiştiriyorlar. Sonuçta bunlar İslamcı da değiller; garip bir kimliksizlik var ortada.
- Siyasetin rantı...
- Artık biz de varız, biz de bu rantı yemek istiyoruz, diyorlar.
- Erbakan'la farkları...
- Milli Görüş hareketi içinde Erbakan'ın taktikleri bunlar; aynısını taklit ediyor. Erbakan da böyle yapar listesini onaylatırdı. Ancak Allah'ı var Erbakan'ın yanında hiç olmazsa Oğuzhan Asiltürk, Recai Kutan ve Şevket Kazan gibi 5-6 adamı vardı. Erdoğan ise iki adamıyla partiyi avcunun içine aldı. Öbür liderlerle arasında bir farkı kalmadı. Erbakan'dan ne gördülerse tatbik etmeye başladılar. Ancak Erbakan'ı emanetçilikle suçlayarak, parti içi demokrasiyi istediler; geldiklerinde tersini yaptılar. Parti içi demokrasiyi bırakalım, başkana güvenelim dediler. Bu nedenlerle ilk günden fos çıktı bunlar. Bu anlayış zaten genlerinde vardır; varlık nedenleri de budur. Siz şimdilik Erdoğan'ın servetini bırakın da, ortaya çıkacak kasetlerini bekleyin.
- Grup seçimlerindeki çatlak ne olur?
- Kopmalar olur.
- Nereye giderler?
- SP'ye... Bazıları da Melih Gökçek'in kuracağını söylediği partiye... bu hareketin Türkiye'yi kucaklamayacağı ortada. Çünkü farklı kesimlerden insanlar yok. Bir çoğu Kafkas kökenli Karadenizli. Mesut Yılmaz bunun yanında çok aranır.
Derviş 400 bin dolarını TL'ye çevirmeli
BORSAYI iyi bilen işadamı Hasan Fehmi Bayraktar aradı, ‘‘Son günlerde köşenizde yazdığınız yazılar ve ülke gündemi hakkında ben de bir şeyler söylemek istiyorum’’ dedi:
- Çiller değiştim diyor, ama ben değiştiğine inanmıyorum. ABD'deki mallarını hani Şehit Anaları Vakfı'na bağışlayacaktı? 1994 krizinde 'dolara elini değdiren yanar' diyen kendisidir.
- Anlamıyorum; sanki birileri Mesut Yılmaz'dan kendini feda etmesini istedi. Yazık, kendini feda etmesin, sadece halkın hükümete güvenini sağlasın. İşte o zaman yastık altlarındaki paralar çıkar ve kriz aşılır.
- Sayın Derviş 24 gündür konuşmuyor. Çünkü akıl hocaları izin vermiyor, Derviş'e 'Başbakanlık düşünüyorsan konuşman aleyhine olur' diyorlar. Hükümet güven vermeli; bence bu güveni öncelikle Sayın Derviş başlatmalı. Dünya Bankası'ndan emekli olduğu zaman aldığı 400 bin doları havale etmediyse, Türkiye'ye getirmeli ve bir bankaya yatırıp TL'ye çevirmelidir. Böylelikle Türkiye'ye ve Hazine'ye önce kendisinin güvendiğini gösterecektir ve başkalarına haydi paralarınızı getirin liraya çevirin deme cesaretini bulacaktır. Sayın Başbakan ile bakanlar ve milletvekilleri de en az 500-1000'er dolarla bu kampanyaya katılmalılar. Ancak piyasalara böyle güven verilir.
Nasıl soyulduk
ANKARA Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, ‘‘Dolara yasak’’ kampanyası için şu çarpıcı örneği veriyor:
‘‘25 Aralık 2000'de dolar kuru 667 bin lira; Türkiye'nin dış borcu 116 milyar dolardı. Bunun, TL karşılığı 78.5 katrilyondu.
Yani yıllık gelir ve vergilerle dış borcumuzu iki yılda ödeyebileceğiz.
Ya şimdi?
Dolar yaklaşık 1.400.000 lira; dış borcumuz yine 116 milyar dolar... Bunun TL karşılığı ise 172.5 katrilyon.
Ne acıdır ki; bugün dış borcumuzu beş yıllık gelir ve vergilerimizle karşılayabiliyoruz.
Sekiz ay içinde, iki yıl süreyle gece-gündüz çalışıp ödeyebileceğimiz borçlarımız inanılmaz ölçüde büyüdü, 2'den 5 yıla yıla çıktı.
Örneğin dolar 2.800 olursa, 'dış ülkeler' için çalışacağımız süre 10 yıl oluyor.
Yazık değil mi bu ülkenin insanlarına.
Bu nedenle döviz kurunu düşürerek, TL'ye dönülmesi gerektiğini söylüyoruz.
220'ye hasretiz abi
‘‘ÇUKUROVA Elektrik'ten illallah diyen Adanalı Cabbar Ağa, bakın neler söylüyor: ‘‘Uzanlar, bu elektrik dağıtım işini yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Elektriklerin ne zaman kesileceği ve geleceği belli değil. Voltaj tutmuyor; 220 voltaja hasretiz abi... 130'dan yukarı çıktığı çok ender. Cihazlarımız yanıyor. Çukurova Elektrik, ne trafo değiştiriyor, ne hatları yeniliyor; yatırım yok. Bunun için mi özelleştirildi Çukurova ve Kepez. Bu rezaletin hiçbir müeyyidesi yok mu? Tüketici bu kadar sahipsiz bırakılır mı? Çukurova Elektrik'e herkesi dava açmaya çağırıyorum. Voltajın 220'de kaldığını göreyim dişimi kıracağım. Bir buzdolabı 1 milyar oldu abi.’’
|