2 Temmuz 2001,
Pazartesi
 Haber İndeksi
 Türkiye
 Ekonomi
 Dünya
 Spor
 Yaşam
 Dizi
 Yazarlar
 İnsan Kaynakları
 
 
 Piyasanet
 Teknonet
 Astronet
 Kültür Sanat
 Şehir Rehberi
 Hava Durumu
 Televizyon
 Bulmaca
 Seri İlanlar
 
 
 Agora'da Bugün
 
 E-mail

Ayşe Arman: Sabri Doğan'a teşekkür





Ayşe ARMAN

Son yıllarda, beni en çok heyecanlandıran, kalbimi yerinden çıkartan iş, dünkü Sabri Doğan röportajıydı.

Böyle bir ihtimal doğduğu anda, aklım başımdan gitti.

Simten'in doğum günüydü, Zafer, Altan, Ali Tanju, Sanlı, Yeşim, kardeşim Nevzat, maile eğlenirken, birden kapıdan içeri girdi.

Abdullah Akay'la birlikte.

Evet oydu.

Sabri Doğan.

Aprido ve David People'ın iki eski ortağı yine yanyanaydı.

Hiç değişmemişti Sabri Doğan. Neyse o. Ama arada geçen zamanda yaşadıkları inanılır gibi değildi. Etibank ihalesine katılmış, kazanmış, gazetelerde ‘‘İşte Etibank'ı alan adam’’ diye çarşaf çarşaf haberleri çıkmıştı. O arada, fırsatı kaçırmadan ben de röportaj yapmıştım. Gerçi o zaman da istememişti. Zor bela ikna etmiştim. Torpil kullanarak. İş yerine baskın yaparak. Ama sonra işler iyi gitmedi, aksilikler üst üste geldi ve günün birinde öğrendik ki, bir otelin 11. katından kendini aşağı bırakıvermişti...

* * *

Gazetede haberi okuduğum zamanı hatırlıyorum.

İçim cız etti.

Ama yaşadığını öğrenince acayip sevindim.

Mesleki deformasyon tabii, o zamandan beri, o olayı, o anda yaşadıkları konuşabilmek hep içimde kaldı. Çünkü bu herkesin başına gelebilecek bir şey değildi. Aklında geçenleri o kadar merak ediyordum ki.

İşte, Simten'in doğumgününde Safran-Buz'da karşımdaydı. Herşeyi unutuverdim. Özür dilerim ama Simten'i bile. Hemen yanına gittim, taciz etmeye başladım. Allahım yine konuşmak istemiyordu. Direndi. Tam onu çözdüm derken, felaketi farkettim: Lanet olsun teybim yanımda değildi. Ayıp zaten bir barda insanın burnuna teyp dayamak. O geceden sonra benden kaçtı. Bir yıl sonra konuşuruz dedi. Belgelerle konuşuruz dedi. Ne belgesi? Beni paralar, pullar, ihaleler, belgeler melgeler ilgilendirmiyordu ki? Ben, birinci derecede intihar tanıklığının peşindeydim. Büyük bir olaydı. Büyük bir karardı. Nasıl o noktaya gelmişti? Kafasının içinden neler geçiyordu? Öğrenmek istediklerim bunlardı. Bir iki hamle yaptım. Ama geri çevrildim. Sonunda bir akşam Chinawhite'ta eşi ve arkadaşlarıyla birlikteyken onu bastım. Ayıp mayıp dinleyecek halim yoktu. Resmen onun dışındaki herkesle iş birliği yaptım ve ikna edilmesini sağladım. Onların gözü önünde röportajı yaptım. Dün yer yoktu. Bunları yazamadım. İçimde kaldı da. Şimdi yazıyorum...

* * *

Sabri Doğan'ın torbasında bizde olmayan bir şeyler var.

Beni baştan çıkaran da sanırım bu.

Öyle bir deneyim ki, asla kalkışmamamız için, belki de kalkışanların deneyimlerini dinlememiz gerekiyor.

Bu olaydan sonra hayatta kalan Sabri Doğan'daki değişim anlatılır gibi değil. Başka bir konuma, boyuta ulaşmış gibi duruyor.

Diyor ki, ‘‘İnsanlar için iki zaman var. Şimdiki zaman ve sonsuzluk. Başka zaman yok. Geçmiş zaman yok. Gelecek zaman yok. Hayatı zorlaştırmaya da gerek yok. Bizler para ödeyip stres satın alıyoruz’’.

Bir filozof gibi konuşuyor.

Anlattığı öyküler hep sembolik.

Şu anlattığı öyküye bakar mısınız:

‘‘Bodrum'da arazi alacağım. Bu dediğim 10 yıl önce. Ancak bugün değerlendirebiliyorum. Yaşlı biri de, o sırada ot topluyor, taşları ayıklıyor. ‘‘Dayı, merhaba’’ dedim, ‘‘Kolay gelsin’’. Sigara ikram etti, uzun uzun denize baktık, zeytinler üzerine lafladık. Sonra, ‘‘Buranın sahibini tanıyor musun?’’ dedim. ‘‘Vallahi ben buranın emanetçisiyim’’ dedi. Anlamadım tabii. Eyvallah deyip, yürümeye başladım. Arkamdan seslendi. ‘‘Ne yapacaksın ki sahibini?’’ Satın almak istediğimi söyledim. ‘‘Gel otur evlat’’ dedi ‘‘Büyükbabam da emanetçiydi, babam da, şimdi burası bana kaldı. Ben de emanatçiyim. Buraya sahip olucaksın da ne olacak! Herşey zaten sonsuzluğun...’’

* * *

Hayata bakışı değişmiş.

Çok okumuş, tasavvufa merak salmış.

Bir de salatalık sevmez, ağzına koymazmış, şimdi bahçesinde küçük salatalıktlar yetiştiriyor, afiyetle yiyormuş.

Eşi diyor ki: ‘‘Eskiden onu mutlu eden güçtü. Şimdi bahçesiyle mutlu oluyor. Her sabah beni uyandırıp, ‘Gel bak, biberlerim, domateslerim nasıl büyüdü' diyor’’.

* * *

Yaşadıklarını bütün Hürriyet okurlarıyla paylaşmayı kabul edecek cesareti gösterdiği için Sabri Doğan'ı kutluyorum ve ben de kafamdaki sorulara yanıt aldığım için ona teşekkür ediyorum.

HAMİŞ: Bir teşekkürü de dün çizdiği ilüstrasyondan dolayı Ergün Gündüz'e ediyorum.