Pakize Suda: Babama mektup Pakize SUDA
Sevgili Babacığım,
Mektubuma çok memnun olacağın bir haberle başlıyorum. Ödül aldım.
İ.Ü. İletişim Fakültesi 2000 yılının başarılı iletişimcilerini seçmiş. Beni de başarılı bulmuşlar.
‘‘İstediğin kadar iyi yaz 'mektepli' olmadığın için iletişimciler sana ödül vermez’’ derlerdi hep. Yanıldıklarına ne kadar sevindiğimi tahmin edemezsin.
*
Hemen yurttan ve dünyadan, hatta uzaydan haberlere geçiyorum.
Uzaylılar geldi.
‘‘Bayat haber’’ diyeceksin. Tamam, eskiden de ara sıra gelip gittiklerini duyardık ama bu sefer öyle değil. Fena dadandılar. Uşak, Eşme, Adana gezip duruyorlar. Belli ki Türkiye'nin methini duymuşlar.
‘‘Bu yıl gökten turist yağacak’’ dedikleri belki de buydu.
Hem eskisi gibi araçtan inmeden tepeden bakma değil, inip dolaşıyorlar. Hatta geçen gün köylünün biriyle tarla yüzünden birbirlerine girdiler. Az kalsın uzaylının ölmüşünü de görecektik.
Bizim köylülerin de saçmalığı... Ne var adamla dalaşacak? Her gelenin eline soğuk ayran tutuştururlar, bunları taşlamışlar. Verin üç beş dönüm bir yer, bakalım ne ekip biçecek? Belki değişik bir tohumu vardır adamın. Arpa buğday, arpa buğday... İnsan monotonluktan depresyona girer.
Ekip biçme deyince...
Japonlar küp şeklinde karpuz yetiştirmişler. Yani onlar öyle diyorlar ama ben fabrikada ürettikleri kanaatindeyim. Zira karpuzları tarlada yatar vaziyette gören yok, bu bir. İkincisi, ayol bunların bir teki bile biraz küçük ya da büyük olmaz mı? Yok. Hepsi tornadan çıkmış gibi.
‘‘Dertleri neymiş?’’ dersen, istiflerken yer kaybı olmasınmış. Korkum yakında kendilerini de tuhaf bir biçime sokmaları. Malûm, Japonya küçücük bir ada, yerleri dar.
*
Krizi soracak olursan, atlattık.
Ama yanlış anlama, ‘‘Alım gücümüz arttı, dükkánlar dolup boşalıyor’’ demek istemiyorum.
Demek istediğim, milletçe duruma alıştık. Bir kanıksama, bir razı olma hali. Hatta yakında bir kriz daha olacağı dedikodusu dilden dile dolaştığı halde rehavetten kimsenin telaşa kapıldığı yok.
*
ÖSS yapıldı.
Ben bu sınava ÖHS diyorum. Öğrencilik Hayatına Son. Zira sınava girenlerin üçte ikisi açıkta kalacak. Bana sorarsan çok da iyi olacak.
Çocuk üniversiteye girdi, okudu doktor oldu diyelim. Loş bir hastane odasında ayda üç kuruşa 48 saat nöbet tutacak.
Pazarda çorap satmayı tercih ederim. Açık hava, bol para, istediğin zaman kaytarma özgürlüğü, haftanın her günü değişik bir yerde konuşlanmanın ferahlığı...
Banka genel müdürlüğüne değişmem. Zaten görüyoruz, hepsinin burnundan geldi. Sorgulanmayan genel müdür kalmayacak yakında.
Ya da öğretmen oldu diyelim.
25 sene boyunca aynı denklemi çöz dur. İnsan aynı savaşı aynı cümlelerle kaç defa anlatabilir, yani buna dayanabilir?
Çaldıran Savaşı'nı anlatırken çıldıran tarih öğretmeni olarak ben de tarihe geçer, anlatılır dururdum herhalde.
Hem okuyarak adam olunacağı masalını kim uydurmuş? Benim bildiğim saygın sanayici ve işadamlarımızın hiçbiri üniversite bitirmemiş. Ama oğullarıyla torunları okudular. Okudular da ne oldu? Ha bire golf oynuyorlar, at biniyorlar. İş hayatında tek bir başarılarını duymuş değilim. Hayır, çıktıkları bitmek tükenmek bilmeyen yurtdışı tatillerinden dönebilseler başaracaklar belki ama, ne mümkün!..
Diyeceğim üniversiteye girememek dünyanın sonu değil, hatta hayırlara vesile bile olabilir.
*
Canım babacığım, mektubuma son verirken senden bir ricam olacak. Çok sevdiğim bir dostum geldi oraya. Hem adaşın, hem meslektaşın. Orhan Olcay. Onu bulup ‘‘Künyeden adını çıkarmaya kimsenin eli varmıyormuş’’ der misin?.. Bir de ödülden söz eder misin ona... Hemen gözleri dolacaktır eminim.
İkinizi de öpüyorum.
mış muş köşesi
Clinton kokain kullanmış. Clinton'un yemediği haltları sıralasanız daha kısa bir liste oluşacak.
Türkiye turizmde ‘‘Altın Yıl’’ını yaşıyormuş.
Formülü öğrendik. Seneye bir kriz daha... Dolar iki misli... Al sana ‘‘Platin Yıl.’’
Bilimadamları en gelişmiş yapay kalbi üretmiş.
Geç kalmışlar. Erkek kısmı onu çoktan kendi bünyesinde üretti.
Dünya Nöroloji Federasyonu Başkanı, liderlerin akli dengesinin düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini söylemiş.
Adam bizi lidersiz bırakacak.