23 Haziran 2001,
Cumartesi
 Haber İndeksi
 Türkiye
 Ekonomi
 Dünya
 Spor
 Yaşam
 Dizi
 Yazarlar
 Cumartesi
 İnsan Kaynakları
 
 
 Piyasanet
 Teknonet
 Astronet
 Kültür Sanat
 Şehir Rehberi
 Hava Durumu
 Televizyon
 Bulmaca
 Seri İlanlar
 
 
 
 E-mail

Bir zamanlar aktar vardı

İhsan YILMAZ

Eczacılığın kökenleri aktarlara kadar uzanıyor. İlk eczane ise 1757'de Bahçekapı'da açılmış. Taner Baytop'un yeni yayınlanan kitabı, Türk eczacılık tarihini ele alıyor.

‘‘Bir ilim, ancak tarihi bilindiği zaman iyi bir şekilde anlaşılabilir.’’ Prof. Dr. Taner Baytop eczacılık alanındaki 50 yıllık çalışmasının sonucu olan kitabının çıkış noktasının Fransız filozofu Auguste Comte'un bu sözü olduğunu söylüyor. Taner Baytop'un ‘‘Türk Eczacılık Tarihi Araştırmaları’’ adını verdiği çalışması bu alanda emeği olanlara bir saygı ifadesi de taşıyor.

Eczacılığın kökenleri aktarlara dayanıyor. Şifalı bitkilerden elde edilen doğal ilaçların satıldığı aktarlardan eczanelere geçişimizin yaklaşık 250 yıllık bir geçmişi var. İstanbul'da bugünkü anlamda ilk eczaneler (eczacı dükkanları) 18. yüzyılın ortalarından itibaren açılmaya başlamış. Kesin açılış tarihi bilinen ilk eczane 1757 yılında Bahçekapı semtinde açılmış olan İki Kapılı Eczane.

Başlangıçta eczane sahiplerinin tümü gayrimüslim Osmanlı vatandaşlarıydı. 1868'de İstanbul'daki yaklaşık 60 eczahaneden tümünün sahipleri gayrimüslimdi. 1890'da İstanbul'daki 260 eczaneden dördünün sahibi Müslüman Türk'tü. Bunların arasında ilki, 1880'de Eczacı Halil Hamdi Bey tarafından 'Eczane-i Hamdi' adı altında Zeyrek semtinde açılmıştı. Bu eczahaneyi Ethem Pertev (1895), Beşir Kemal (1898) ve Hasan Rauf (1900) tarafından açılan ünlü eczaneler izledi.

FRANSIZ ETKİSİ

Eczacılık genellikle 'Fransız eczacılığı' etkisi altında bulunuyordu.Dr. Wieting Paşa'nın başhekimliği döneminde (1907-1914) Gülhane Tababet-i Sıhhiye-i Askeriye Tatbikat Mektebi Hastahanesi bünyesinde kurulan Malzeme-i Sıhhiye-i Askeriye İmalathanesi'nde, Almanya'dan getirilen makineler ve ilkel maddeler ile komprime ve ampul tipi ilaçlar üretildi.

Osmanlı döneminde bir eczacılık müzesi kurulmadı. Türk eczacılık tarihiyle ilgili ilk müze 1960'da İstanbul Eczacılık Fakültesi bünyesinde kuruldu. Hacettepe ve Marmara Eczacılık Fakülteleri bünyelerinde de eczacılık tarihiyle ilgili küçük koleksiyonlar var.

Eczacılık aile geleneği

88 yıllık bir kuruluş olan Abdi İbrahim İlaç Sanayii'nin Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut üçüncü kuşak bir eczacı. Kendi tarihlerinin Türk ecza tarihiyle koşut olarak geliştiğini düşündükleri için bu kitabın sponsoru olmuşlar. Nezih Barut sorularımızı yanıtladı:

İlaç sektöründe aile geleneğinin diğer alanlara göre daha uzun sürdüğü görülüyor. Siz de üçüncü kuşak olarak bu işi yapıyorsunuz. Başka bir alana ilgi duymadınız mı?

Sadece Türkiye'de değil, dünyada da durum böyle. Benim başka bir seçim şansım olmadı. İki dedem ve babam eczacıydı. Ben de üçüncü kuşak olarak bu meslekten başka bir meslek düşünemedim. Şu anda kurumsallaşma çalışmalarına ağırlık vermiş durumdayız. Dolayısıyla bundan sonraki kuşaklara böyle bir seçim şansı bırakmış oluyoruz.

Kitabın yayınını üstlendiniz. Bildiğim kadarıyla bir de eczacılık müzesi kurma gibi bir girişiminiz de var..

Eczacılık tarihinin Abdi İbrahim tarihiyle çok özdeşleştiğini düşünüyorum. 88 yıllık bir firmayız. Türk eczacılık tarihine bakıldığında üretimin 18. yüzyılın sonunda başladığını görüyoruz. Biz de ilaç firması olarak en eskilerden biriyiz. Hadımköy'deki tesislerimizin birinci yılında bu iki tarihi yansıtması bakımından bu kitabın sponsorluğunu üstlendik.

Kendinize ait koleksiyonunuz var mı?

Selçuk havan koleksiyonum var. En sonunda Büyükada'da çok eski bir eczaneyi satın aldık. Elimdeki koleksiyonları birleştirerek tesislerimizde bu müzeyi gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Bunu ilk biz yapmadık, başka Türk şirketleri var daha önce yapan. Geç bile kaldığımızı düşünüyorum.

Prof. Dr. Turhan Baytop: ‘‘Elli seneden beri eczacılık üzerine çalışıyorum. 1930'dan beri Türk eczacılığına hizmet veren ve eczacılık tarihini bugüne getiren adamları anmak gerekiyordu. Kitabın amacı da bu.’’

Amber kursları. Bunlar, kokulu maddeler, nişasta, kitre zamkı, gül veya sümbül suyuyla hamur haline getirilir, özel kalıplarda kesilir, kurutulurdu. Kalp ve cinsel Gücü kuvvetlendirici olarak kullanılırdı.



  Hürriyet