Oktay Ekşi: Bunu çocuklar yapmaz 
Oktay EKŞİ
Maalesef hiç arzu edilmeyen oldu. Taa ‘‘mürteci kamu görevlilerini tasfiye’’ amaçlı Kanun Hükmünde Kararname'nin Çankaya Köşkü'nden dönmesinden beri sürüp gelen Cumhurbaşkanı-hükümet gerilimi dün meydana gelen infilak sonucu her şeyi yerle bir etti.
Başbakan Bülent Ecevit'in, Milli Güvenlik Kurulu toplantısını terkedip Cumhurbaşkanı tarafından kendisine ‘‘terbiye dışı'' muamele edildiğini kamuoyuna duyurmasıyla açığa çıkan kriz tek kelimeyle herkesi şaşkına çevirdi.
Meselenin bir çok boyutu var. Ama biz önce ‘‘gerçek nedir?'' sorusuna yanıt arayacağız...
Başbakan’ın ve Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını birlikte değerlendirince bizim vardığımız sonuç şu:
Cumhurbaşkanı belli ki dün yapılan toplantıda Başbakan’ı herkesin içinde azarlamayı aklına koymuş. O nedenle hazırlığını yapmış. Nitekim toplantı başlamadan önce Başbakan’la ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'la el sıkıştığı ve beş dakika kadar beraber olduğu halde, Başbakan'a toplantının başında söylediklerinden burada söz etmemiş. Oysa hükümetle -veya Başbakan’la- ilgili şikayetlerini ya bu sırada veya Başbakan’ı ayrıca çağırıp yapacağı bir görüşmede aktarabilirdi. O nedenle krizi Cumhurbaşkanı'nın tahrik ettiği anlaşılmaktadır.
Toplantı başladıktan sonra yaşananlar, Cumhurbaşkanı’nın sözleri karşısında Başbakan’ın hayli fevri davrandığını ortaya koyuyor.
Ama aynı yerde bir başkası olsa, başka şekilde davranabilir miydi?
Kolay değil! Özellikle size bağlı bakanların ve kamu görevlilerinin önünde Cumhurbaşkanı tarafından azarlanırcasına ağır bir muameleye maruz kalsanız sizin tepkiniz ne olurdu, onu bizzat yanıtlarsanız, Bülent Ecevit'in tepkisini daha iyi değerlendirebilirsiniz.
Kaldı ki Cumhurbaşkanlığı’nın yaptığı açıklamada, bu hususlara değinilmeyip sadece bir bakanın (anlaşılan Hüsamettin Özkan'ın) ‘‘Başbakan’ı da aşarak araya girdiğinden ve saygı dışı müdahale, söz ve davranışları üzerine Başbakan’ın ve bakanların toplantıyı terketmelerinden’’ söz edilmesi, gerçeğin bir kısmının Köşk tarafından gizlendiği kanaatini vermektedir.
Ve bundan krizin gerçek müsebbibinin, Sayın Cumhurbaşkanı olduğu sonucu çıkmaktadır.
Oysa Sayın Cumhurbaşkanı kriz yaratan değil, kriz önleyen bir kişi konumundadır. Onun görevi ülkeyi yönetmek değildir. Yönetmek hükümete ait bir görev ve sorumluluktur. Cumhurbaşkanı, şahsen yanlış bulduğu politikaları uygulayan bir hükümetle bile sürtüşme konumunda olamaz. Yapabileceği, uygun yerde, uygun zamanda ve uygun üslupla hükümeti uyarmaktır. Bununla sonuç alamazsa yine uygun zamanda, uygun yerde ve uygun üslupla görüşlerini kamuoyuna açıklar, yeri gelince yasal yetkilerini bu yönde kullanır ama daha ileri gidemez.
Aksini yaparsa dünkü gibi olur. Türkiye'nin ekonomisi 17 Ağustos depremiyle yıkılır.
Nitekim darbe o kadar ağır oldu ama... Değdi mi?