Muharrem Sarıkaya: Siyasetin kamburu 
Muharrem SARIKAYA
CUMHURBAŞKANI Ahmet Necdet Sezer, yeni yıl resepsiyonunda yönelttiğimiz bir soru üzerine, son günlerdeki yolsuzluk ve rüşvet olayları ile Avrupa Birliği süreci konusunda şu değerlendirmede bulunuyor:
‘‘Demokrasi siyasilerle gelişir. Siyaset kendi içinde gelişmeli, temizlenmeli. Eğer siyasinin sırtında kamburu varsa, o kendi içinde zaten temizlenemez.’’
Sezer, bunun ötesinde hiçbir şey söylemiyor.
Cumhurbaşkanı Sezer, bu sözleriyle olması gerekeni tarif ediyor; demokrasinin ancak siyasetin gelişmesiyle ileri gidebileceğini vurguluyor.
Cumhurbaşkanı'nın sözleri tersten okunduğunda, sırtında kamburu bulunan siyasetin, demokrasinin gelişiminin önündeki engel olduğuna inandığını belirtmek yanlış olmaz.
Ancak ANAP Lideri, Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ise konuya Cumhurbaşkanı Sezer'den farklı yaklaşıyor.
Yılmaz, Beyaz Enerji Operasyonu başladığında yaptığı açıklamada, ‘‘siyasete yönelik dışardan gelen saldırıların demokrasinin önünü tıkadığı’’ inancını dile getiriyor.
Yani, siyasetin kendi içindeki kamburunun buna engel olduğunu kabul etmiyor. Dışardan gelen etkilerin bunda rol oynadığını düşünüyor.
Yani, demokrasinin önündeki engeli dışarda arıyor.
* * *
Oysa, son 50 yıllık süreçte, her rüşvet veya yolsuzluk olayından sonra ortaya çıkan gerçekler, Cumhurbaşkanı'nın görüşlerini haklı çıkarıyor.
Çok partili döneme geçildiğinden bu yana siyasiler aynı söylemi tekrar ediyor:
‘‘Yolsuzlukların, rüşvetin üzerine sonuna kadar gidilecek, ucu nereye dayanırsa dayansın oraya kadar varılacak...’’
Ya sonra?
Kamuda ortaya çıkarılan her yolsuzluk veya rüşvette, eski ya da yeni bir siyasinin adının karışmadığı olaya rastlanmıyor.
Ardından aynı söylem tekrar ediliyor.
Bir süre sonra savunma mekanizması harekete geçiyor, söylenen söyler bir kenara bırakılıyor, eski söyleme dönülüyor:
‘‘Siyaset kurumu yıpratılıyor...’’
Bu yıpratmanın siyaset kurumunun kendi içindeki temizlikten kaynaklandığı konusu hiç açılmıyor.
Kamu kurumlarının yapılanması özelliğiyle, siyasi destek bulmayan bürokratın yolsuzluk ve rüşvetin yanından dahi geçemeyeceği, adından dahi söz edemeyeceği gerçeği bir kenara itiliyor.
* * *
Bunun en can alıcı emsallerinden biri, geçmiş üç yıl içindeki örneğiyle daha net ortaya çıkıyor.
Başbakan Bülent Ecevit, siyasetin kendi içinde temizlenmesini kolaylaştırmak için Başbakan ve bakanların yargılanmasını kolaylaştıracak Anayasa'nın 100'üncü maddesinde değişiklik öneriyor.
Milletvekili dokunulmazlıklarını düzenleyen maddesinde de değişiklik teklifinde bulunuyor.
Son üç dönemdir bu konu Meclis'e geliyor, komisyonlarda takılıp kalıyor.
Bunun yerine siyasal iklime ve esen rüzgára göre Anayasa değişiklikleri Meclis gündemine oturuyor.
Son değişiklik paketinde de ne 100'üncü madde, ne de bunu tamamlayacak siyasi etik yasası yer alıyor.
ANAP Teşkilat Başkanı Ersin Taranoğlu, dün telefonda şöyle diyor:
‘‘Beyaz Enerji'den önce keşke beyaz siyaseti gerçekleştirebilseydik...’’
Cumhurbaşkanı Sezer'in haklılığı da bu noktada ortaya çıkıyor.
Siyaset kendi içinde temizlenmeden, bu mücadele kurumsallaşmadan, yolsuzluk ve rüşvet olaylarının kapısı hep aralık kalıyor.