22 Aralık 2000,
Cuma
 Ana Sayfa
 Haber İndeksi
 Türkiye
 Ekonomi
 Dünya
 Spor
 Yaşam
 Dizi
 Yazarlar
 Hürriyet İstanbul
 Hürriyet Ege
 Hürriyet Akdeniz
 Kelebek
 İnsan Kaynakları
 
 
 Piyasanet
 Teknonet
 Astronet
 Kültür Sanat
 Şehir Rehberi
 Hava Durumu
 Televizyon
 Bulmaca
 Seri İlanlar
 
 Üniversite Rehberi
 
 Agora'da Bugün
 Türk Basın Özetleri
 
 E-mail

Rota: Eski Doğanbey Köyü

Sirel EKŞİ

Gözden ırak bir cennet

Çok yıllar önce Doğanbeyliler tepedeki taş evlerini bırakıp, tarlalarına yakın olmak için ovaya inmiş. Geride bıraktıkları köy, bugün Türkiye’nin en zenginlerinin huzur limanı olmuş.

İLK kez gittiğiniz bir yerde insanlarla ilişki kurmanın en kestirme yolu adres sormak. O gün de öyle oldu. Pekçok kişiye yolumuzu sorduk. Hemen hepsi, canla başla tarif etti. -Bu arada yol tarif etmede benden daha kötü durumda olanları görmek biraz içimi rahatlattı- Bilirsiniz, bir yeri biliyorsanız, herkes biliyormuş gibi anlatırsınız ama karşınızdaki bir şey anlamaz. Neyse, gideceğimiz yeri bulamamamızın asıl nedenini yaşlı balıkçı ile konuşunca anladık. Herkes köprüye gelmeden sağa dönün diyor, ama sağda dönülecek yer yok. Yaşlı balıkçı, ‘‘Köprüyü geçtikten sonra sağa dönün, aslında düzgün bir yol yok, araçların açtığı patikayı izleyin, bir süre sonra sizi Eski Doğanbey Köyü’ne götürecek şoseye ulaşırsınız, yolu takip edin’’ dedi.

SONUNDA, Tuzburgazı ve Doğanbey köylülerinin yarısıyla konuştuktan sonra yolumuzu bulabildik. Yaşlı balıkçının deyimiyle şose tatlı bir meyille yükseliyor ve Evren ile beni o güne kadar hiç görmediğimiz güzellikte bir köye ulaştırıyor. Biz birbirinden güzel taş evlere mi bakalım, yoksa gümüş pırıltılarla uyuyan göle mi? Şaşırmış durumdayken köyün soylu sakinlerinden biri karşılıyor bizi. Bu simsiyah tüyleri pırıl pırıl parlayan iri bir köpek, burnunu bacaklarımıza sürterek selamlıyor, başını okşuyoruz. Kısa sürede dost olup, grisinilerimizi paylaşıyoruz onunla.

ESKİ Doğanbey Köyü ilginç bir yer.Yarısı yıkılmış, tavanları ve tahta tabanları çökmüş, taş duvarları güçlükle ayakta duran evlerle, benzerlerine İspanya, İtalya ve Fransa’nın çok zengin sayfiye beldelerinde rastlanan kır evleri bir arada.

YÜKSEK duvarların gizlediği bahçeler sanki birer cennet. Az görülen meyve ağaçları, her renkten nadide çiçekler ve bazı tarihi eserler süslüyor bu bahçeleri. Nerede durursanız durun gölün nefes kesen manzarası önünüzde uzanıyor.

KARŞI tarafta daha çok ev var. Ancak taşlı ve hayli derin bir dere yatağını geçmek gerekiyor. Gerçi su yok, ama kenarları oldukça dik ve bu işe uygun ayakkabılarımız olmadığı için dere yatağına inmek imkansız. Ne yapacağımızı konuşurken inanması güç bir olay yaşıyoruz. Evren fotoğraf çekerken katır kutur grisinilerini yiyen kara dostumuz ne konuştuğumuzu anlamış gibi yanımıza geliyor, burnunu sürtüp dikkatimizi çekiyor ve önümüze düşüp yol gösteriyor.

ONUN önderliğinde dere yatağını geçip karşıya varıyoruz. Her adımda önümüze çıkan evler ve bahçeler nefes kesici. Motorlu bir aracın asla çıkamayacağı dar, küçük taşlarla döşenmiş, ortaları yağmur suyunun akması için biraz çukur bırakılmış sokaktan tırmanıyoruz. Siyah dostumuz aniden duruyor, aynı anda gök gürültüsü gibi bir havlama sesi. Önünde durduğumuz evin balkonunda iri bir Danua heybetiyle havlıyor. Hemen kenarda duvarın üzerinde bir sürpriz var. Siyam kırması bir kedi bu. Bu denli güzel bir kediyi sokakta görmek mutlu ediyor beni. İlerliyoruz...

ASLINDA geçtiğimiz her evi anlatmak isterim ama ne mümkün. Hepsi için söylenecek tek bir şey var. Seçkin bir zevkin ürünü, son derece sade ve güzel yapılar. Özenle restore edilmişler, belli ki sahipleri yaşama sanatını çok iyi biliyor.

BU ARADA kara dostumuz, etrafımıza hayran hayran bakıp fotoğraf çekerken, bizi yeni yavrulamış saf kan bir Doberman’ın, ‘‘bebeklerime zarar verebilirler’’ paranoyasıyla yeltendiği saldırıya karşı cesaretle koruyor. Köyün içindeki gezimizi bitirirken, bu hepsi birbirinden güzel evlerin pek çoğunun, ‘‘Eski politikacılara, öğretim üyelerine ve çok zengin Alman ailelere ait olduğunu öğreniyoruz.

Nasıl gidilir?

SÖKE’den sonra sorun. Tuzburgazı Köyü’nü geçince yine sorun. Dediğim gibi yolun girişi kapalı, bulmak hayli zor oluyor. (Bayramdan önce açarlarsa bu şans olur. Köyün yeni sakinlerinin cipleriyle gelip gittiği ve yolu sorun etmediğini öğrendik)

Ne yapılır?

ESKİ Doğanbey Köyü, restore edilmiş evleri, dar taş sokakları, ortasından geçen dere yatağı ile görülmeye değer bir yer. Doğanbeyliler yıllar önce buradaki evlerini bırakarak kıyıya inmiş. Tarlalarına ve kayıklarına yakın düzlükte evler yapmış. Eski köy de güzel taş evlerin sihrine kapılanlara kalmış. İyice gezmek isterseniz yarım gününüzü alabilir. Daha öncede söylediğimiz gibi gölün manzarası çok güzel. Eski Doğanbey Köyü’nü bugünlere getiren ve köydeki pek çok evi satan Mustafa Çalgır, köyün özelliğini şöyle anlatıyor: ‘‘Havası öyle güzeldir ki, 15 dakika uyusanız, tamamen dinlenmiş kalkarsınız. Bu hava sinek barındırmaz, sessizdir. Huzur bulmak için daha iyi bir yer düşünemiyorum. Almanya ve İngiltere’den çok talep var. Kısa zamanda köye pek çok yabancı yerleşecek.’’

MERAKLISI için söyleyelim. Köyde metruk evler 3 - 5 milyar lira. Restore edilmişlerin fiyatı durumuna göre 25 milyardan başlıyor 150 milyar liraya kadar çıkıyor. Bu konuda Mustafa Calgır yardımcı olabilir. Telefonu: 0 532 / 423 96 57

Ne yenir?

KÖYDE yemek yiyecek bir yer yok. Göl kenarındaki balıkçı lokantalarına gidebilirsiniz.

Nerede kalınır?

DERE yatağının kenarında ‘‘At The River Side’’ Pansiyon vardı, ama kapalıydı.