21 Kasım 2000,
Salı
 Haber İndeksi
 Türkiye
 Ekonomi
 Dünya
 Spor
 Yaşam
 Dizi
 Yazarlar
 Hürriyet İstanbul
 Hürriyet Ege
 Hürriyet Akdeniz
 Kelebek
 İnsan Kaynakları
 
 
 Piyasanet
 Teknonet
 Astronet
 Eğlence
 Şehir Rehberi
 Hava Durumu
 Televizyon
 Bulmaca
 Seri İlanlar
 
 Üniversite Rehberi
 
 
 E-mail

Korkut Göze: Mutluluk zinciri

Korkut GÖZE

BALİÇ'in Trabzon maçındaki performansına bayıldım. Emre'nin Adana'ya attığı şık golde Hagi'den esintiler gördüm. Andersson'un kafa golünde bir topun böylesine sürat kazandığını ilk kez gördüm. 27 golün atıldığı 13. haftada gollerin güzelliğini birbirinden ayıramadım.

Kocaelisporlu Serdar'ın Beşiktaş'a 30 metreden attığı golün tarifini kaleci Shorunmu'ya bırakıyorum...

‘‘İnanılmaz bir gol yedim. Topun dışarıya çıkacağını düşündüm, yanılmışım. Topu bir anda filelerde gördüm. Böyle bir gol hiç yemedim...’’

İstanbulsporlu Saidou, Antalyasporlu Atilla ve Musiç, Adanasporlu Altan Bursasporlu Okan, Rizeli Tetteh'in golleri aklıma geldikçe alkışlıyorum.

Bu ligi seviyorum...

35 yaşını aşan ve yolun yarısını geçen Şifo'nun, Kocaelispor maçındaki kazanma hırsına saygı duyuyorum. F.Bahçe'ye transferinden bugüne dek, fizik yönden eleştiri manyağına çevrilen ve ‘‘Bu adam koşamaz’’ damgası yiyen Yusuf'un, Trabzon maçında tükettiği enerjiye hala inanamıyorum.

Bu ligi seviyorum...

Zaman zaman rastladığım çirkinliklere karşın yine de seviyorum. Jardel'in Adana maçında Krilov'a attığı kroşeyi, Andersonn'un Trabzonlu Güngör'e savurduğu dirseği şiddetle kınıyorum. Yine aynı maçta Güngör'ün, Rapaiç'in ayaklarına doğru savurduğu tabanı, ekmek parasına yöneltilmiş bir saldırı olarak yorumluyorum.

Ve Adana maçında, seyircinin Emre'ye yönelttiği çirkin tezahürattaki o büyük ayıbı unutturacak hafifletici bir unsuru ne kadar arasam bulamıyorum.

Bu ligi, güzellikleri ve çirkinlikleri ile birlikte seviyorum.

Ve F.Bahçeli yönetici Mahmut Uslu'nun sözlerine de küçük bir düşünce farklılığı ile gönülden katılıyorum. Uslu diyor ki...

‘‘F.Bahçe kazandığı zaman Türkiye'nin mutluluk oranı artıyor.’’

Peki, F.Bahçe kaybettiği zaman neler oluyor?

Bana göre, Türkiye'nin mutluluk oranında hiçbir eksilme olmuyor...

SCALA VE GORDON

BEŞİKTAŞ yakaladığı liderliği bırakmıyor. Üstelik önümüzdeki iki haftayı da sahasında geçirecek.

Ancak, yediği kolay goller bir hayli düşündürücü. Diyorlar ki...

‘‘Scala bir İtalyan. Savunmayı en iyi bilen bir ülkenin adamı nasıl olur da Beşiktaş'ın bu hastalığına gerekli reçeteyi yazamaz. İlaç bulamaz.’’

Gerçekten de Beşiktaş'ın sezonlara göre yediği gol oranlarında bir kıyaslama yaparsak, ortaya ilginç bir tablo çıkıyor.

1959-60 sezonunda 15, 1964-65 sezonunda 17, 1965-66 sezonunda 15, 1981-82 sezonunda sadece 17 gol yiyen Beşiktaş, bu sezon şimdiden kalesinde 17 gol gördü.

Olacak iş mi? Bir İtalyan'a yakışıyor mu?

Ne var ki, Nevio Scala, çalıştırdığı hiçbir takımda savunma anlayışını bir İtalyan teknik adamın katı boyutlarına taşımadı.

‘‘Önce savunma’’ demedi.

Oyunu tüm detayları ile yorumladı. Ve 3-2 kazandığı Kocaelispor maçından sonra söylediği şey çok ilginçti. Hatalı gol yiyen savunmasından önce, çok gol kaçıran forvetlerini suçluyordu Scala...

‘‘Bu maçta hücumda inanılmaz yanlışlar yaptık. Maçı zora soktuk.’’

Oysa, bir zamanların efsane antrenörü Gordon Milne şöyle derdi...

‘‘Benim forvetim iki gol atıp da, Beşiktaş o maçı alamıyorsa, ben savunmamı suçlarım.’’

İşte, iki teknik adam ve iki farklı yaklaşım...

Kolay goller yese de, yediğinden çok attığı ve lider kaldığı sürece Beşiktaş'ın savunma krizi hep konuşulacak, ancak gündemde pek kalıcı olmayacak.

Ama ya liderlik giderse...