9 Kasım 2000,
Perşembe
 Ana Sayfa
 Haber İndeksi
 Türkiye
 Ekonomi
 Dünya
 Spor
 Yaşam
 Dizi
 Yazarlar
 Hürriyet Ege
 Hürriyet Akdeniz
 Kelebek
 İnsan Kaynakları
 
 Piyasanet
 Teknonet
 Astronet
 Hava Durumu
 Televizyon
 Seri İlanlar
 
 
 İnternet Media Kit
 E-mail

Cezaevini kucağıma oturttum

Kadir ERCAN / ANKARA

Nuri ve Vedat Ergin kardeşlerin Uşak Cezaevi'ndeki kanlı isyanından önce İçişleri Bakanlığı'nın yanısıra Afyon Savcılığı'nın da, Adalet Bakanlığı'nı bir ay önce uyardığı ortaya çıktı.

Savcılık, Vedat Ergin'in koğuş arkadaşı Hünkar Karataş'ın ifadesini, 8 Ekim'de zapta geçirip, bakanlığa gönderdi ve ‘önlem alınmasını’ istedi. İşte Hürriyet’in ele geçirdiği ifade:

300 MİLYONA TELEFON

Ben Hünkar Karataş, Uşak Kapalı Cezaevi'ne geldikten yaklaşık bir ay sonra Nuriş lakaplı Nuri Ergin ile kardeşi Vedat Ergin Uşak Cezaevi'ne sevk olarak geldiler. Berberhanede çalışan, koğuşlara traş yapmak için girip çıkan Ali İnce, 300 milyon liraya bize de bir Motorola telefon getirip verdi.

İLK SAVCI SERTTİ

Nuri ve Vedat Ergin'in odalarının düzenlenmesi ve eşyaların alınması için koğuşumuzun önüne gelen Cezaevi Birinci Müdürü Mustafa Kurt ile Cezaevi Savcısı, şu anda ismini bilmiyorum. İyi insandı. Cezaevi içindeki bazı olaylara göz yummak istemiyordu. Biraz da sert davranıyordu.

SAVCIYI GÖREVDEN ALDIRDI

Ancak Nuri Ergin'in bağırıp çağırmaları ve küfürleri sonucu ve açıkça Uşak Başsavcısı Kürşat Bey'in huzurunda, Nuri Ergin'in cezaevi savcısına, ‘‘Sen bu koğuşa gelme, istemiyoruz’’ şeklinde bağırıp çağırması sonucu, bu savcıyı cezaevi görevinden aldılar.

MÜDÜRE 2 BİN DOLAR

Savcı ile Müdür Mustafa Kurt bizim koğuşumuzun önüne geldiklerinde, ben Nuri Ergin'den aldığım 2 bin doları birinci müdüre verdim. Koğuşlarımızın boya badana yapılması, halıfleks ile kaplanmasını, buzdolabı ve televizyon gibi eşyalara ihtiyacımız olduğunu söyledim. Bu şekilde cezaevi idaresi, eşyaları bize dışardan alıp koğuşlarımıza verdi. Ben Vedat Ergin ile kalmaya başladım. Hasan Ataç, Nuri Ergin'le diğer koğuşa geçti. Meydancılık için yanımıza birer mahkum aldık.

NURİŞ’İN YANINDA ESRAR İÇEMEZDİ

Örf ve adetlerimiz gereği Vedat Ergin ağabeyinin yanında esrar içemeyeceği için, ayrı ayrı koğuşlarda kalıyorlardı. Ancak her istediğimiz zaman, ilk bir haftadan sonra koğuşlar arasında gidip geliyorduk. Hangi infaz koruma memuruna söylesek, müdürün de onayıyla istediğimiz tutukluyu koğuşumuza getirip görüşüyorduk.

GÖRÜŞMEYE ÇIKAMAZLARDI

Koğuş müsessilleri seçtik. Benden habersiz kimse avukat ve ziyaretçi görüşmesine gitmeyecek diye uyardım ve hiç kimse avukat ve ziyaret görüşmelerine habersiz çıkamazdı. Başka bir koğuştan avukatı veya ziyareti gelen bir şahıs, istediği zaman o koğuşun mümessili veya gardiyan aracılığıyla bana veya Ergin kardeşlere haber verirdi.

TUTUKLULARA GÖZDAĞI

Uşak Cezaevi'nde yaklaşık 500 tutuklu ve hükümlü kalıyordu. Hepsine gözdağı vermiştik. Bizden habersiz kimse bir şey yapamıyordu. İdare bize karşı gelemiyordu.

NE İSTESEM VERECEKSİNİZ

Bizzat Nuri Ergin, Başsavcı ve Birinci Müdürün yüzlerine karşı, ‘‘Bu cezaevine bacağımı geçirdim. Cezaevinizi kucağıma oturttum. Siz bana gebesiniz ve mecbursunuz. Ne istersem vereceksiniz. Vermediğiniz takdirde hepinizi yakacağım. Kartalda kaç kişiyi yaktım’’ dedi.

CEZAEVİ BİZİM ELİMİZDEYDİ

Cezaevindeki tüm koğuşlar, Ergin kardeşlerin yani bizlerin kontrolündeydi. Koğuş kapılarının mazgal delikleri devamlı açık olup, bu deliklerden ayna ile dikizlemek suretiyle cezaevi içinde her türlü faaliyeti denetleyebiliyorduk. Koğuşlardan adam çıkıp çıkmadığı, başka koğuşlara ve idareye adam götürülüp götürülmediğini, götürülür ise kimlerin götürüldüğünü tespit ediyorduk. Ayrıca koridorlarda dolaşan infaz koruma memurlarını da denetliyorduk.

İZİNSİZ GARDİYAN GİREMEZ

Koğuşlara bizden izin almadan infaz ve koruma memurları kesinlikle giremiyordu. Ayrıca koğuşların iç kısımlarına biz kendimizden asma kilit taktırdık. Ergin kardeşler ve bizim bulunduğumuz koğuşlara gelen ara malta ve ana maltadaki kapılarda asılı asma kilitlerin anahtarları da bizlerde durmaktaydı.

Müdüre tokat savcıya küfür

İSTEDİĞİMİZ bir şey yapılmadığı takdirde bilhassa Nuri Ergin görevlilerin yüzlerine karşı, örneğin Başsavcı'nın veya Müdür Mustafa Kurt'un, ikinci müdürlerin, gardiyan ve başgardiyanların yüzlerine karşı bağırıp hakaret ediyordu. Hatta ikinci müdür ve gardiyanları tokatlıyordu. Suratlarına iskemle ve tabak fırlatıyordu.

İkinci müdürü dövdü

İKİNCİ müdürlerden soyadını bilmediğim Rıfkı isimli şişman müdürü Nuri Ergin, müdürün odasında dövdü. Üzerine koltuk fırlattı. Ben yanındaydım. Bu olayı Özcan isimli Başgardiyan gördü. İsmail isimli ikinci müdürü de maltada Vedat Ergin dövdü. O sırada ben de vardım. Başgardiyan Giyasettin de, Vedat Ergin'e, ‘‘Bu kadarı da olmaz. Bu bizim idare amirimiz’’ dedi.

Altın tespih altın çakmak

NURİ Ergin, altın tespih veya altın çakmağını güvendiği bir adamına verir. Bu şahıs bütün koğuşları dolaşıp, tespih veya çakmağı gösterdikten sonra havalandırma veya koğuş kapıları açılır. Cezaevinde görevli olan vardiya sorumlusu, infaz ve koruma memurları sadece formalite için bizim istediğimiz yerlerde beklerler.

Habersiz arama yapılamaz

BİZDEN habersiz arama yapılmazdı ve hiçbir infaz, koruma memuru, jandarma koğuşlarımıza giremezdi. Zaten bizlerin kaldığı koğuşların ana maltaya bakan kapısının dışındaki sürgüleri hiçbir görevli infaz ve koruma kilitlemeye cesaret edemez. Havalandırma kapıları da devamlı açıktır. Koğuşlarımızın kapısında da devamlı iki üç arkadaşımız devamlı nöbet tutardı. Kapılar ancak Nuriş'in talimatıyla açılırdı.