Fatih ALTAYLI
KAFKAS Paktı, uluslararası gündeme ilk kez 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in önerisiyle gelmişti.
Destekçileri arasında başta Chirac olmak üzere, ABD Başkanı Clinton bile vardı.
Demirel'in görev süresinin sona ermesiyle beraber, bu konu da unutulmaya başlandı ve Türkiye Kafkaslar'daki önderlik rolünü yitirme sürecine girdi. Bu büyük projeyi, alt düzeyde, bürokratlarla götürmek mümkün değil.
Yeni Cumhurbaşkanımız bu işe sahip çıkacak gibi de görünmüyor.
Burada iş hükümete düşüyor.
Başbakan Bülent Ecevit, hemen Süleyman Demirel'i çağırmalı ve kendisini Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi temsilcisi sıfatıyla bu işle görevlendirmeli.
Demirel, kendi projesi olan bu paktı gerçekleştirebilecek yegáne Türk'tür. Bunun bir görev olarak kendisine verilmesi halinde, bu önemli işi yapmaktan kaçmayacaktır.
Mostralık demokratlık!
KENDİNİ gazete zanneden baskılı káğıt, Akit'i dağıttığımız için bizi eleştirmeye devam ediyor.
Bunun bir yasal zorunluluk olduğunu, Refahyol döneminde çıkarılan bir yasayla, kendini gazete veya dergi olarak tanımlayan paçavraları dahi dağıtmak zorunda olduğumuzu biliyor, buna rağmen yazıyorlar.
Onların bunu yazması önemli değil bence.
Önemli olan bir grup ‘‘sözde’’ demokratın bu gazete ve benzerlerinin dağıtılmaması çağrısı karşısında aldıkları tavır.
Biliyorsunuz, bir grup sözde demokrat var Türkiye'de.
Bunların bazıları mürteci taifesinden, bazıları mürtecilere yakın veya hoşgörülü..
Akit ve benzeri gazetelerin dağıtılmaması yolundaki kampanyaya karşı, bunlardan tek bir ses yok.
Sözde demokratların ve sözde aydınların hiçbiri ‘‘Olmaz böyle şey’’ demiyor.
Ne Kürşat Bumin, ne Fehmi Koru, ne diğerleri.
Belli ki, içten içe Akit'in dağıtılmamasını, hatta kapatılmasını istiyorlar.
Nedenleri ise çok basit.
Akit kapatılırsa, Akit'in okuru ve satışı kendi gazetelerine kayacak diye düşünüyorlar.
Onların demokratlığı bu kadar işte.
3-5 tiraja satın alınabiliyor.
İlke, milke ise hak getire...
Sütaş: Efsane üzerine bir küçük espri yaptık
NE zaman adam oluruz bölümündeki serzenişime, SÜTAŞ'tan yanıt geldi.
Aslanlarla ineklerin maçına, bir Galatasaraylı olarak alınmıştım.
Meğer reklamı yapan da bir Galatasaraylı, üstelik fanatik Galatasaraylı, üstelik benim sevgili arkadaşım Yiğit Şardan'mış.
SÜTAŞ Genel Müdürü Sevgili Muharrem Yılmaz, bunu söyledikten sonra, eklemiş, ‘‘... Böylesine güçlü olmasaydınız, inanın hiç kimse sizinle ilgili espri yapmayı düşünmezdi. Bu reklam yarattığınız efsanenin üzerine eklenmiş bir küçük espridir. Galatasaray camiasından hiç tepki almayan bu reklam için, sizlerden de aynı hoşgörüyü bekliyoruz.’’
Muharrem Yılmaz'ın dediği doğru olabilir.
Belki biraz daha hoşgörülü bakmalıyız.
Ancak camiadan kasıt, yönetim kurulu ise, onların Galatasaraylılığı biraz şüpheli.
Onlar şimdi kulübü falan düşünmüyorlar.
Takımı nasıl ortadan kaldırır, bir şampiyondan bir cüce nasıl yaratırız diye bakıyorlar.
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Yazara çatmadan önce, yazıdaki ironiyi anlamaya çalıştığımız zaman.