Yılmaz Erdoğan, içki muhabbetini sevdiğini ancak çok içki içmeyi sevmediğini söylüyor ve ekliyor: ‘‘Bu konuda tiyatrocu standartlarının çok altındayım. Rakı beni içmez, ben onu içerim, sarhoş olmam.’’
Sehpanın üzerindeki kırmızı kaplı defteri açmak geldi içimden. İlk sayfasında ‘‘Sen güzel olmadan önce, bu kadar güzel değildi güzel / Sen deniz olalı böyle görünmeye başladı mavi’’ dizelerini yazmıştı ozan Yılmaz.
- Aşkı çok seviyorum, buna da çok yatkınım, hele ilk heyecanı çok güzel. Aşık olduğum zaman kendimi çok iyi hissediyorum. Fena halde romantiğim. Aşk, beni şiire yükseltiyor. Bir ışık gördüğüm zaman peşinden giderim. Bu yüzden çok hayal kırıklıkları da yaşadım. Ama sonunda iş anlaşmaya gelince, iki taraf da maddeleri ortaya koyunca aşkın o büyülü havası bitiyor. Yani ben evlilikle aşkı bağdaştıramıyorum, bana göre değil. İlk aşkım 1989 yılında Nöbetçi Tiyatro'da birlikte oynadığımız Hülya adlı bir kızdı. Şimdi Fransa'da yaşıyor. Aşkın ne olduğunu ben onunla anladım. Sonra eski eşim Sanem. Ona hayattaki bütün insanlardan ayrı bir sevgi ve saygı besliyorum gerçekten. O, kızım Berfin ve ben değişmez üçlüyüz.
Görünen o ki, Yılmaz Erdoğan cephesinde bu ara işler kesat. İlgilenenlere duyurulur. Peki sinemaya ne diyor?
- Benim en sevdiğim film olan ‘‘Züğürt Ağa’’daki bir yemek sahnesinde Doğulu insanların hayvan gibi sofraya saldırması, o yöredeki en büyük ayıplardan biridir. Asla böyle bir şey yapılmaz. Adam açlıktan ölse bile buyrun denilmeden kimse sofraya oturmaz, ayrıca öyle de saldırmaz. Bunlar, bu insanların böyle şeylere kırılabilecekleri düşünülmeden yapılmış. Orası sürekli kanayan bir coğrafya. Bu insanların bir de burdan canlarının sıkılmasını haksızlık olarak görüyorum. Oralı olduğu için değil, Laz diyaleğini kötü yapanlar da lazları rahatsız eder kardeşim. Yazar hayattan kopya çeker. Ben bir doktora üç laf yazarken mutlaka doktor dostlarıma danışırım, tıbbi adını öğrenmek için.
BÜTÜN MİTİNGLER SAHTEDİR
‘‘Bütün mitingler bence sahtedir. Kim, ne kadar kalabalık toplayacak diye yapılıyor. Bir yere çıkıp bağıra, çağıra bir şeyler söyleniyor. Bir fikir hakikaten bir fikirse, insanların yararınaysa duyulabilir bir tonda söylemen de yeterli olur. Genellikle yalanlar bağırılarak söylenir. Onun için insanlar yalan söylemek için bu kadar kalabalığı bir araya getiriyorlar. Yüzbinlerce kişinin bağırması değil, susması marifettir. Öyle bir adam çıktı ki, yüzbinler çıt çıkarmadan onu dinledi denilmeli. Ben de zamanında çok bağırdım çağırdım ama, şimdi anlıyorum ki çok saçma.’’
Sakalımı kesince ebleh görünüyorum
Çok iyi bir içici değilim, sınırım en fazla üç dubledir. Bu konuda tiyatrocu standartlarının çok altındayım. Rakı beni içmez, ben onu içerim, sarhoş olmam. İçkiyi değil muhabbetini seviyorum.
Alnım açık olduğundan sakalımı kestiğim zaman ebleh gibi görünüyorum.
İnsanın söylemesinde hafif bir gerzeklik kokuyor ama, zekiyim. Hayatın her karesinde birkaç hamle sonrasını düşünürüm.
Ben bir günde değil, kelime kelime ünlü olmuş birisiyim. Her kelime yazdığımda biraz daha tanındım. Onun için şöhret olduğum noktada birdenbire delirmedim.
Akrep Burcu'yum, çok değişken bir yapım var. İçimde bir sürü adam var. komik adam beni çok mutlu ediyor, şair adam çok acıtıyor.
Ben öyle iddialı, büyük şair filan değilim. Ben sevdiğim şiiri yazarım, sevdiğime şiir yazarım.
Askerde arkadaşlara hediye bir televizyon aldım, teleteksti yok diye beğenmediler. Meğer borsayı izleyeceklermiş. Gittik yenisi aldık, sabahtan akşama kadar erden komutanına kadar borsayı izliyorlardı.
Salaklığa tahammülüm yoktur. Herkesten benimle aynı hızda düşünmesini bekliyorum olmuyor.
Adil bir kinciyimdir, iyiliği de, kötülüğü de unutmam.