12 Aralık 1999
Pazar
 Ana Sayfa
 Haber İndeksi
 Türkiye
 Ekonomi
 Dünya
 Spor
 Yaşam
 Dizi
 Yazarlar
 Hürriyet Akdeniz
 Kelebek
 Pazar
 
 Piyasanet
 Teknonet
 Astronet
 Hava Durumu
 Televizyon
 Seri İlanlar
 
 Agora'da Bugün
 Türk Basın Özetleri
 Dış Basın Özetleri
 
 İnternet Media Kit
 E-mail

Haftanın Sohbeti

Dursun GÜNDOĞDU

Hastasıyla, hasta oluyor.

Doktor Şafak Nakajima, kanseri bile yenecek iyileştirici düşüncelerle hücreleri yönlendiriyor

Doç. Dr. Şafak Nakajima...O, diğer doktorlardan çok, hem de çok farklı... Japonla evli ama, kendi deyimiyle, ‘‘Safkan bir Çeçen’’...Onu farklı kılan, ne Japonya'ya gelin gitmesi, ne de Antalya'da yaşayan bir Çeçen olması... Farkı; uyguladığı tedavi yöntemi...

Hastasıyla birlikte hasta oluyor, aynı acıyı çekiyor. Onunla birlikte iyileşiyor. Peki, ya hasta iyileşmez ise... İşte, onu düşünmek bile istemiyor. Tüm bunları hastalığı tanıma adına yapıyor... Tanıyor ve tedaviyi uyguluyor.

Modern tıbbın kullandığı ilaçlar başta olmak üzere, her türlü yöntemi kullanıyor. İşin sırrı; ilacın hammaddesi olan bitkileri çok iyi tanıması. Ve, en önemlisi; hastadan, tedaviye kendi akıl ve ruhunu da katmasını istemesi...

Hastasına öğrenci gibi ev ödevi veriyor. Ondan hastalığını şekillerle anlatmasını istiyor. Bir hastasının baş ağrısını şakağına giren kurşun gibi, diğeri patlamaya hazır volkan gibi çizmesi, tedavi yönteminin ip uçlarını oluşturuyor.

Diplomanızda kızlık soyadınızın Çeçen olduğu yazıyor. Çeçen misiniz? Yüzde 100, safkan Çeçen'im.

Japonya'ya gelin gitmenizi Çeçen aileniz nasıl karşıladı?

Her iki taraf da kaygı duydu. Bizimkilerin, Japonlar sanki başka bir gezegenden gelmiş gibi tavırları oldu. Ama, şimdi herkes hayatından memnun.

Eşiniz ne iş yapıyor?

Osmanlı tarihçisi.

Türk yemekleri ile arası nasıl?

Ben Japonya'da iken bir iki yıl çok zorlandım. Çiğ balıklar yemek zorunda kaldım. Şimdi evde, hem Türk, hem de Japon yemekleri yapıyoruz.

DOĞAL TEDAVİLER

Sizin, hasta üzerinde diğer doktorlardan farklı kılan bazı yöntemler uyguladığınızı duyduk.

Yaptığım işe yurtdışında doğal tedavi deniyor. Türkiye'deki yaygın ismi; alternatif tıp... Alternatif, modern tıbba karşıymış gibi bir izlenim doğuruyor. Böyle birşey yok. Çünkü, ben modern tıp eğitimi almış ve bunun gerekli olduğuna inanan biriyim. Yaptığım işin aslı; bütünlükçü tıp... Bunun temel felsefesi, insanı beden ruh ve akıl olarak bir bütün olarak ele almak. Komple bir sistem olarak düşünüyoruz insanı. Oysa, modern tıp insanın bedenini ve ruhunu bir tarafa bırakıp daha çok bedensel yakınmalarla ilgileniyor. Laboratuvar ya da klinik olarak saptanan bir bozukluğu olup olmadığını araştırıyor.

Bu aşamada siz ne yapıyorsunuz?

Yapılan şey, tedavi programı içine ruhu ve aklı katmak. Örneğin, hasta baş ağrısıyla geliyor. Ağrıyı bir ilaç vererek gidermeye çalışıyoruz. Ama, bu ağrıyı yaratan stresin bir kaynağı var. Bu stresle biz ilgilenmediğimiz sürece baş ağrısı geri geliyor.

Bu ilgilinme akıl ve ruhla mı oluyor?

Akıldan kastettiğim şey, beynin vücudunu idame ettirebilmesi için gerekli davranışları düzenleme sistemidir. Ruhtan kastım ise insanın evrenle, varoluşla, inancı varsa yaratıcıyla, daha doğrusu tümüyle evrenle olan ilişkileridir.

RUHSAL KAYNAĞI

Baş ağrısı şikayetiyle gelen bir hastayı tedavide diğer doktorlardan farkınız nedir?

Modern tıbbın getirdiği tanı ve tedavi yöntemlerinden aynen yararlanıyorum. Hastanın filmi çekilmesi gerekiyorsa çekiliyor, tetkikleri yapılması gerekiyorsa yapılıyor. Tedavi aşamasına geçmeden önce, benim en büyük amacım hastalığın ruhsal veya düşünsel bir kaynağının olup olmadığını ortaya çıkarmak. Bu her türlü hastalık için geçerli. Beynimizde duyguların işleme konduğu bir mekanizma merkezi var. Bu merkezden çok farklı proteinler salgılanıyor. Bunlar geliyor, vücudun savunma hücrelerine yapışıyorlar. Burada reaksiyonlar oluşturuyorlar. Mutsuz düşünceler, mutsuz proteinler üretiyor.

İnsan, beyin fonksiyonlarını harekete geçirerek kendi hastalığını tedavi edebilir mi? Sizin yaptığınız da bu mu?

Tabi ki... Hastanın organik rahatsızlığını ben doktoru olarak beraber yaşıyorum. Rahatsızlığı ne şekilde hissettiğini, ne şekilde ifade edebildiğini ortaya çıkarıyorum. Daha sonra da onu iyileştirici düşüncelerle tedavi yoluna gidiyorum. Örneğin, hastanın kanser olduğunu varsayalım. Hücrelerimizi o kanseri yenecek şekilde düşünsel olarak yönlendiriyoruz.

Modern tıbbın gerektirdiği ilaçlar kullanılıyor mu?

Hepsi kullanılıyor. Benim yaptığım bunun tamamlayıcısı. Hastanın kendi psikolojik yapısının kendi sağlığına hizmet etmesi.

TELKİN YÖNTEMİ

İnsanlar bunu nasıl harekete geçiyor?

Bir tanesi psikoterapi, telkin tedavisi, hastanın kendi kimliğini ortaya çıkarması, konuşması, problemlerinin kökenine inmek. İkincisi gevşeme. Burada hastaya ne şekilde bedenini gevşeteceği, ne şekilde vücudun stresini devreden çıkaracağı öğretiliyor. Burada anlatmak istediğim şu; biz sadece ilaçla tedavi yöntemini izlediğimiz zaman, sorunun kökenine inilmediği için hastalık tekrarlıyor. Stresli bir insan, kalp nakli bile geçirse, bir süre sonra aynı yaşamsal alışkanlıkları sürdüreceği için hastalık tekrarlıyor. Aynı şey bütün hastalıklar için geçerli. Çünkü, beden ve akıl arasında sürekli bir gidiş geliş var. Olumlu düşünenler, hastalığı yenmek konusunda kararlı olanlar, farklı yöntemler araştıranlar, hastalıkları yenme konusunda çok daha büyük bir şansa sahipler.

Bitkileri tedavide kullanıyor musunuz?

Bilimsel geçerliliği olanları kullandırıyorum. Türkiye'de çok zengin bir bitki örtüsü olmasına rağmen, bunlardan Batı'da olduğu gibi yeterince yararlanılmıyor. Veya, bitkisel tedaviler hekimlerin elinde olmadığı için yanlış eller tarafından kullanılıyor. Ben, bitkileri iyi tanıdığım düşüncesindeyim. Bitkiler, eğitimimin büyük bir parçasını teşkil etti.

Türkiye'deki hasta-hekim ilişkisini nasıl buluyorsunuz?

Hasta gelir, teşhis konur, ilacı verilir. İşte, böyle bir ilişki var. Oysa, bu o kadar kolay değil. Şunu kullan, yarın herşey gül pembe olacak diye birşey yok. Hasta hekim ilişkisi bir arkadaş ilişkisi gibi olmalı. Hasta tedaviye katılmalı. Mesela, ben hastama ev ödevleri de veriyorum.

HASTA ÇİZİYOR

Ne tür ev ödevleri?

Çeşitli şeyleri boyaması, çizmesi lazım. Hastadan hastalığını çizmesini istiyorum. Onlar da çiziyor. Başağrısı olan bir hasta, hastalığını beyne giren bir kurşun şeklinde, kimisi de patlayan bir volkan gibi çiziyor. Uzakdoğu'da insanların düşüncelerini belli bir noktada yoğunlaştırabilmeleri için yapılmış bir takım şekiller var. Bunları hastaya veriyoruz. Burada amaç; hastanın dikkatini bir noktaya yoğunlaştırıp aklı sakinleştirmek, yaşanan ana gelmek. Yemek yemek de bir anlamda meditasyondur. Bir zen budizmi öğrencisi ustasına gidiyor. ‘Usta, ben nasıl zen ustası olurum’ diyor. Ustası da diyor ki; ‘Biz yemek yeriz, ortalığı temizleriz, hizmet ederiz’ diyor. Öğrenci, ama bunu herkes yapıyor deyince ustasının ağzından şu sözler dökülüyor; ‘Arada bir fark var. Biz yemek yaptığımız zaman, gerçekten yemek yaparız, temizlediğimiz zaman gerçekten temizleriz ve hizmet ettiğimiz zaman gerçekten hizmet ederiz.’ Burada, yapılan, bir işe tümüyle odaklanabilmeyi ifade ediyor.

Karamsarlık öldürüyor mu?

Elbette. Karamsar hastalar hastane enfeksiyonlarına daha duyarlılar. Yapılan bir araştırmaya göre, hastanın kaldığı koğuşunun pencereleri bir başka duvara bakıyorsa, iyileşme süreci penceresi denizi, ışığı ve gökyüzünü gören hastalardan çok daha yavaş.

Hasta ziyaretleri yararlı mı, zararlı mı?

Hastanelerde, anne ile çocuğu doğum sonrasında ayırmak ve ziyaretçi saatlerini sınırlama uygulaması var. Oysa, hastane ortamının çok daha dostça olması lazım. Hastane ortamında tüm kimliğinizden soyutlanıyorsunuz. Orada siz bir dosya numarasısınız. Hekimlerin giydiği beyaz gömlek, hastayı tehdit ediyor. Hastayla hekim arasına bir mesafe koyuyor. Yani ulaşılmazlık, dokunulmazlık, farklı bir dünyadan oluşluk gibi. Artık, özellikle çocuklarla çalışanlar önlüklerini çıkarıyorlar.

KİM

1958 yılında İstanbul'da doğdu. Antalya Lisesi'nde öğrenciyken bir yıllığına Amerika'ya gitti ve liseyi orada bitirdi. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. Çocuk cerrahisi asistanlığı yaptıktan sonra tekrar geldiği Antalya'da mikrobiyoloji ihtisası yaptı, viroloji konusunda Japonya'dan burs aldı. Doktora yapmak için gittiği Japonya'da eşiyle tanıştı. Mikrobiyoloji doçentliği aldıktan sonra 1994 yılına kadar Japonya'da çalışmalarını sürdürdü. Doktorasının ardından Japon eşiyle birlikte Kanada'ya yerleşti. Doğal sağlık enstitülerinden birinde eğitim gördü. Bitkisel tedavi ve hemeopati yöntemlerini öğrendi. Bir başka enstitüde modern psikoloji dersleri aldı. Türkiye'ye dönüş yapıp Antalya'ya yerleşti. İki kız annesi.

KİMDİR