3 Aralık 1999, Cuma




Türkiye Ebru’nun sağlık haberini bekliyor

Anevrizma öyle bir hastalık ki, hastaneye gelenlerin ancak yüzde 10’u hayatta kalır

Tarih; 1 Aralık 1999 Çarşamba. Yeni kasetinin tanıtımı için Marşandiz Stüdyoları'nda basın toplantısı düzenleyen Ebru Gündeş, hem şık, hem neşeli, hem coşkulu. Bu arada 'Affet Beni' adlı dizinin çekimlerinin durdurulması konusunda da açıklamalar yapacağını söylüyor. Neşe içinde kesilen pastanın ardından, albümdeki 'Dön Ne Olur' adlı şarkısını seslendiren Ebru Gündeş'in bakışları, birden donuklaşıyor.

Daha başının dönmeye başladığını işaret ederken de, yere yığılıveriyor. Müzik direktörü ve aranjörü İlyas Tetik hemen kucaklıyor, müthiş bir panik yaşanıyor. Florance Metropolitan Hastanesi'ne kaldırılan sanatçının beynindeki kılcal damarlarında baloncuklar oluştuğu tespit ediliyor...

Tarih; 2 Aralık 1999 Perşembe.

Şuurunu yitiren sanatçı, iki beyin ameliyatı geçirdi ve biz bu satırları yazarken o yoğun bakımdaydı. Dileriz, bu kritik saatleri atlatır ve tekrar sağlığına kavuşur. Çünkü daha yapacak o kadar çok şeyi var ki onun.

Bugüne tırnaklarıyla gelen sanatçılardan biri Ebru Gündeş. 12 Ekim 1974 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Annesi Müjgan Bilgin'nin bir önceki evliliğinden olan bir ağabeyiyle, babası Remzi Gündeş'in daha sonra yaptığı bir evlilikten doğan üvey kızkardeşi var. Ankara Bahçelievler Lisesi orta bölümü ikinci sınıfında eğitimine son verdi. Hiçbir zaman müzik eğitimi görmedi. Kimseden ders almadı. 21 Mart 1990 tarihinde Hamdi Vardar'la evlenen Ebru Gündeş aynı yıl boşandı ve 1993 yılında 'Tanrı Misafiri' adlı kasetiyle birlikte adını ve sesini milyonlara duyurdu.

ÇOCUKLUK YILLARI

Sonrasında 'Tatlı Bela', 'Ben Daha Büyümedim ki', 'Fırtınalar', 'Sen Allahın Bir Lütfusun', ‘‘Kurtlar Sofrası’’ isimli albümleriyle zirveye çıktı. Ve 'Tatlı Bela' ile 'Fırtınalar' dizileri reyting rekorları kırdı.

Ebru Gündeş, sanatının zirvesinde olsa da, ne zaman çocukluğu gündeme gelse, hep gözleri dolar. İşte Gündeş'in şöhret öncesi yaşamı hakkında söyledikleri:

'Çocukluğumun çok iyi geçtiğini söyleyemem. Mesela, oyuncak bebek özlemi vardı içimde, onu hatırlıyorum. Gözüm hep vitrindeki bebeklere takılırdı. Anneannem Nazmiye Hanım'ın yaptığı bez bebeklerle avunurdum. Ama lüks oyuncak bebekler hep özlemim olmuştur. Hala da o tür bebeklerim vardır evde.'

Annesiyle babasının o çok küçükken ayrılmış olması da, Ebru Gündeş'in yüreğinde gizlediği çok büyük fırtınalar yaratmış.

'Hep tek başıma hissettim kendimi. Her zaman tek. Ne evcilik oynadım, ne de sokağa çıkmaya iznim vardı. Annem sokağı yasaklamıştı bana. Ben 40 günlükken babamla annem boşanmıştı. Ve annem, babam beni kaçırır diye korkuyordu. sonra büyüdüm, babamın öldüğü söylenmişti ama yaşadığını öğrendim. Onu öyle özlemiştim ki, geceler boyu, günler boyu gelse diye beklemiştim. Hele bayram günlerinde...'

BABA ÖZLEMİ, ANNEANNE ACISI

Ebru Gündeş'i en çok etkileyen de bir Müslüm Gürses şarkısıdır o yıllarda:

'Bak Yine Soldu Güneş, Yine Akşam Oluyor / Ömrümün Kadehine Sensiz Bir Gün Doluyor'

‘‘Bu şarkıyı dinlerken hep babamı düşünür ve ağlardım. Artık o şarkıyı sevmiyorum. Dinlemiyorum da. Çünkü 16 yaşıma geldiğimde, annem babamın yaşadığını söyleyip 'Hadi git gör' demişti ve babamdan beklediğim sıcaklığı bulamamıştım, ne yazık ki! Soğudum ondan.‘‘

Ama Ebru Gündeş'in yüreğini ısıtan, ona adeta yaşama sevinci veren anneannesi Nazmiye Bilgin'dir. Yıllar yılı anneannesiyle kalan Gündeş bu yüzden çok düşkündür ona. Ancak, 1998'in ilk haftasında kaybeder anneannesini Ebru Gündeş. Ve yıkılır.

'O benim canımdı, canımı yitirmiş gibiyim. Onsuz nasıl yaşarım bilmiyorum. O benim her şeyimdi, anam babam yoldaşım, sırdaşım.'

ASLAN GİBİ SESİ VAR...

Yalnız hayatta değil, sanat dünyasında da tek başına mücadele etti. Özellikle Ebru Gündeş, ilk albümü 'Tanrı Misafiri'ni yaparken, Marş Müzik'in başkanı Koral Sarıtaş'ın, yaşadığı bir olayı hiç unutmaz.

'Adı lazım değil, bir iki sanatçı bana kaset yapılmasına karşı çıkmışlar. Israrcı olmuşlar. Bunu çok sonra öğrendim ve çok üzüldüm. O sanatçılar benim gerçeği bildiğimi bilmiyorlar ve çoğu kez boynuma sarılıp sahtekarlık yapıyorlar.'

Aşktan yana şansı olmadığına inanan Ebru Gündeş'in mazisinde hatırlamaya değer bulduğu iki isim vardır. Birisi Kerem Alışık'tır, diğeri ise avukat Ömer Durak. Yalnız özgürlüğünden değil, sanatından da hiç ödün vermediği için her zaman gurur duyan Ebru Gündeş'in kendisiyle ilgili yorumu da şudur:

'Aslan gibi sesim var. Vücudumu teşhir etmeye, sansasyon yapmaya, aşklarımı ön plana çıkarmaya hiç ihtiyacım yok. Hayranlarım benim sesimi beğeniyorlar, sanatımı beğeniyorlar. Daha çok uzun yıllar şarkı söyleyeceğim, göreceksiniz.'

İnşallah dediği gibi olur!

Yüksel Uzel ile Ebru’nun ‘1 Aralık’ tesadüfü

Anevrizma şarkıcı hastalığı

ZEHRA YILDIZ’I DA AYNI HASTALIKTAN KAYBETMİŞTİK

Ebru Gündeş’e musallat olan Anevrizma hastalığı genellikle şarkıcıları hedef seçiyor. Tanınmış soprano Zehra Yıldız’ı da aynı hastalıktan 1997’de yine aralık ayında kaybetmiştik. Yüksel Uzel de bir anevrizma kurbanıydı. O atlattı. Yaşadıklarını Hürriyet’e anlattı.

Geçmişte siz de böyle bir beyin ameliyatı geçirdiniz. O günleri anlatır mısınız?

- Evet, benim yaşadığım da aynısıydı. 31 yaşında beyin kanaması geçirdim. Benim ilk ameliyatım 8,5 saat sürdü. Sonra tekrarladı. 1988 yılında ikinci ameliyatımı oldum. Ne enteresan bir tesadüf, ben de Ebru gibi 1 Aralık'ta... Damar deformasyonu, kılcal damarın balon yapması, her an patlamaya hazır olması, bildiğim kadarıyla benim sağlı sollu iki şakağımdaydı. Atardamarlar üstündeki kılcal damarlardaydı. Ebru'nun da biri bir şakağında, diğeri maalesef daha çok riskli olan beyincik altındaki bir damarında. Konum olarak o alan çok riskli. Çok büyük şansı olması lazım.

Hastalığın oluş nedenlerinden bahseder misiniz?

- Bu hastalık aslında biraz da şarkıcı hastalığı olarak geçer. Çünkü şarkı söyleyen, şan yapan insanların basınçları beyinedir. Her bastığınız yüksek sesler, beyinde çevrilir, dolayısıyla kan basıncı beyinde daha fazladır. İşte o devrede damarlarda hassasiyet varsa hastalık çıkabilir. Her siniriniz bozulduğunda kılcal damarların üstünü saran koruyucu sistemi öldürürsünüz. Bunun neticesinde korumasız kalan kılcal damar, ya zayıflayacaktır, ya da patlayacaktır zaman içinde. Düzgün kan akımını temin edemeyeceği için o bölgede ya bir enfarktüs olacaktır, ya bir anevrizma patlaması olacaktır, ya da geçtiği bölgede felçler oluşur.

İnsanların sıradan baş ağrılarını karıştırmamaları ama sıradan baş ağrısını bile gözardı etmemelerinde fayda vardır. Tomografide, EMAR'da bazen farkedilmeyebilir. Ama anjiyo'da ortaya çıkar. Bu öyle bir şey ki, hapşırırken patlayabilir, kabız olursunuz, patlayabilir, kusmayla patlayabilir. Kusma zaten beyin kanamasının çok bariz örneğidir.

Kılcal damarlarda baloncuk oluştuğu dönemdeki belirtiler nelerdir?

- Benim ilk rahatsızlığımda, 1981'de teşhis konulamadı. Ne zaman gözüm çift görmeye başladı, ne zaman sahnedeki sazlara kromatik sesler basıyorsunuz, ne yapıyorsunuz demeye başladım, ondan sonra anladım. Kaldı ki, o dönemde yetişmiş uzman, teknik alet açısından çok zayıftı. Tomografi hiç yoktu. Bu hastalık çok sinsi bir hastalık. Bir anda şaka yapıyor dersiniz, kuş gibi yere inersiniz.

Peki, ameliyattan sonrası. İnşallah Ebru kurtulacak ama sanat yaşamına devam edebilecek mi?

- Ben ameliyattan sonra 1 yıl hiçbirşey yapamadım. Tekrar çalışma hayatıma başladım. Yanlıştı tabii. Ben istersem şu an da devam ederim sanat hayatıma ama felç olma riskini göze alırsam. Ebru, çok güzel bir genç kız, daha 25 yaşında. İnşallah Allah'ın izniyle iyileşir ve aramıza katılır.

Bundan sonra şarkı söyleyebilir mi bilmiyorum

Prof. Dr. Cengiz Kuday, ‘‘Ebru Hanım bir beyin kanaması geçirdi. Bu toplumumuzda sık rastlanan birşey. Yurtdışında da her yüz bin'de 8 veya 28 kişi bu kanamaya maruz kalır. Bunların yüzde 50'sini anında kaybediyoruz. Hastaneye ulaşanların da ancak yüzde 10'u hayatta kalır. Türkiye'de 12 bin kişi bu tip kanamaya maruz kalıyor. Bunların 1/3'ü yaşıyor. Bu yaşayanların ancak yüzde 40'ı normal yaşamlarına dönüyor.

Ebru Hanım'ın kanaması 2 taneydi. İlk önce beynin sağ tarafındaki kanamayı devreden çıkardık. Şimdi beyincikteki kısma geldik. Tedaviye devam edebilmemiz için yüksek tansiyonda hastayı tutmak lazım. Eğer yüksek tansiyonda çok tutarsak da beyincik patlar. O zaman yine kaybederiz. Özetle birinci ameliyat iyi geçti. Bu da iyi geçerse hastanın yaşama şansı yükselir. Sadece ameliyatların başarılı olması yeterli değil. Hastanın kanama sırasındaki toleransı da önemli. Genç, yaşlı olması önemli değil, yine kaybederiz. Ama inşallah ilk ameliyattaki gibi bunu da tolere edebilirse, Ebru Hanım'ı kurtaracağız’’ dedi.

Beyin kanamasının durup dururken olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Cengiz Kuday, ‘‘Önceden tedbir almak mümkün değil, sağlam adama durup dururken anjiyo yapılmaz. Ebru Gündeş'in durumu önümüzdeki günlerde belli olacak’’ değerlendirmesinde bulundu. Kuday, gazetecilerin ameliyattan sonra Gündeş'in sanat yaşamına devam edip edemeyeceği sorusuna da ‘‘Ben hekimim. Benim vazifem hastayı yaşatmak. Şarkı söyleyebilir mi, yürüyebilir mi, ne yapar bilmiyorum. İstatistiklere bakmak lazım’’ cevabını verdi.



Copyright 1999   Hurriyet

| ana sayfa | son dakika | haber indeksi | türkiye | ekonomi | dünya | spor | yaşam | yazarlar | tv programlari | fal | | hava durumu | kelebek | istanbul | | | | | | teknonet | | | | | seri ilanlar | e-mail | | |