![]() |
Yalçın Bayer: Hacı adayları, depremzedelere 50 milyon bağışlasın ![]() Yalçın BAYER
Yardımlar ibadetin en büyüğüdür
Türkiye beklenmedik bir deprem afeti ile karşı karşıya kaldı. Ölenler öldü. Onlara Tanrı'dan rahmet dilemekten başka elimizden bir şey gelmiyor. Ya hayatta kalan evsiz-barksız geleceğimizin güvencesi olan çocuklarımız, gençlerimiz, yaşlılarımız için de durum aynı mıdır?
Onlara 'Allah sağlık versin' demek yeterli olur mu? Elbette olmaz.
Ekonomimize inen bu ağır yükün bedeli sadece devlet kaynakları ile kaldırılamaz. İşadamları, sivil toplum örgütleri, dernekleri, bireysel iç yardımlar, dış yardımlar, kısaca herkesin katkısıyla tam bir seferberlik anlayışı içinde olmamız gerekiyor.
2000 yılı şubat-mart aylarında 65.000 kişi hacca gidecek. Müracaat edenlerin sayısı da 80.000'in üzerinde...
Dinimizde hac farz olan İslam'ın beş şartından biridir. Bedensel ve mali gücü yerinde ve yeterli olan erkek ya da kadın her Müslümanın ömründe bir kez yerine getirmesi gereken bir ibadettir. Şu anda maksadım hac konusunda bilgiçlik yapmak değil, o konuda ülkemizde çok değerli din adamlarına haksızlık etmek istemem. Ama ben diyorum ki, adayların hac faraziyelerini, ülkenin içinde bulunduğu bu karanlık günleri hiç değilse hayatta kalanlar için biraz olsun aydınlatabilmek düşüncesiyle erteleyip, diğer harcamaları için ayırdıkları dövizleri sadece deprem felaketine uğramış çadırlarda ölüm tehlikesi ile burun buruna olan vatandaşlarımızın refahı için kullansalar acaba nasıl olur?
Değerli hacı adayları, gelin bu dediğimi bir düşünün. Hocalarımız kürsülerden ‘Yardıma muhtaç olanlara bir yardım edene Allah bin verir’ diyorlar. O zaman mesele kalmıyor. Böylesine büyük bir felaket sonucu yardıma muhtaç hale gelen insanlarımıza yapılacak yardım Allah nezdinde kabul görecek yardımların başında gelir. Bu yardımlarınız bence ibadetin en büyüğü olacak.
Bu çağrım, sadece hacı adayları için değil ülkeyi soyan, sömüren, vergisini vermeyen, aldığı kredileri ödemeyen ve şimdiden yılbaşını yurtdışında geçirmek üzere rezervasyon yaptıran namuslu zenginlerimiz için de geçerlidir.
Av. Yakup AKYÜZ-İSTANBUL
50'ŞER MİLYON ÖDESİNLER
HAC için başvuran 80 bin kişiden 50'şer milyon alsak, 4 trilyon eder. Hatta sayın hacı adaylarımız, hac masraflarını Araplar'a değil de depremzedelere verseler 20-25 trilyon liralık bir kaynak oluşur. Sanıyorum meseleyi de çözer.
Gerçek Müslüman bunu yapar; yapmalı da... Ancak bunu organize edecek, başarıya ulaştıracak kurum bulmalı önce. Bu konuda yalnızca Sayın Tantan'ın başarılı olacağına inanıyorum (her ne kadar siyasi düşünceme uymasa da). Zaten bir bakan tüm ülkemizin bakanı değil midir? Bizden söylemesi.
Rafet AKDENİZ-İZMİR
Göz doymuyor
LAPSEKİ'nin Çardak beldesinden adı bizde saklı bir Çardaklının mektubundan: Çardak'ın imar planı; deprem bölgesi olması, jeolojik yapısı, zemininin zayıflığından dolayı 2 kata müsaadeli olarak Bayındırlık Bakanlığı'nca belirlenmiştir. 1987'de CHP'li Belediye Başkanı tarafından bu plan, bir kesimi 4, bir kesimi ise 3 kata iblağ edildi. 1989-1999 yıllarında 'müteahhit girmiyor, kat arttıralım' çabaları, Belediye Başkanı'nın karşı çıkmasına rağmen başarılamamıştır. Ancak yeni seçilen ve son 10 yılın meclis üyesi olan CHP'li Belediye Başkanı ve ekibi 7.10.1999 gün ve 1999/7 sayılı meclis kararı ile planı değiştirerek; 4 katları 5, 3 katları da 4 kata çıkarmıştır. 2 kat için atılan temelin üzerine 2 kat daha çıkan bilinçsiz vatandaş, şimdi aynı binanın üzerine 5. katı çıkmaya hazırlanıyor. Çardaklılar olarak belki birileri 'ne yapıyorsunuz beyler' der diye bekliyoruz.''
İSKİ, Melen Suyu'na Uzel yüzünden sahip çıkamıyor
Bolu elden böyle gitti
BİRİNCİ sınıf tarım alanında ve aynı zamanda ‘‘İstanbul'a su sağlayan Büyük Melen Barajı koruma alanı’’ içinde kalan bir arazide, -üstüne üstlük bu arazi bir de deprem bölgesinde- Uzel firması fabrika kurmak istiyor. Bolu-Düzce'de TEM Otoyolu'nun güneyinde Büyükaçma-Germencik köyleri arasında kalan 1.100 dekar alanda Uzel'in kurmak istediği tesis, Köy Hizmetleri ve DSİ Genel Müdürlükleri ile Bolu Orman Bölge Müdürlüğü'nün belirledikleri ve resmi belgelere geçen ifadeleri ile 'yağışa bağlı 1. sınıf tarım toprağı' üzerinde kurulmak istenmektedir. Yönetmelikte, 26.8. 1998 değişikliği yapılmasaydı, bu tesisin kurulması asla mümkün olmayacaktı. Ancak yapılan yönetmelik değişikliği ile diğer tarım alanları gibi bu alanın da tarım dışına çıkarılması mümkün kılınmıştır.
Durum böyle olmakla birlikte, yine Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün Bolu Valiliği'ne yazdığı 17.2.1999 tarih ve 194-9644 sayılı yazısında belirtildiği gibi adı geçen bölge 'İstanbul'a su temin eden Büyük Melen Barajı koruma alanı' içerisindedir. Ve bu nedenle de bu alanda herhangi bir yapılaşma için 14.8.1998 tarihinde yürürlüğe giren 'İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü İçmesuyu Havzaları Koruma Yönetmeliği' hükümlerine göre İSKİ'den olumlu görüş alınması yasal zorunluluktur. Bu nedenle yukarıda adı geçen tesise kuruluş izni verilmeden önce konunun mutlaka İSKİ'ye bildirilmesi ve İSKİ'nin görüşünün alınması gerekmektedir.
YENİ AKSA'LAR MI?
Çevre Bakanlığı yasal zorunluluk gereği olarak, İSKİ'den görüşünü sormuş ve bu alanda yapılaşmaya izin verilmesinin mümkün olmadığı yanıtını almıştır. Yani İSKİ'nin yazısı konuya son noktayı koymuştur. Ancak, Uzel firması, pes etmemiş ve Çevre Bakanlığı üzerinde baskı kurarak bakanlığın, DSİ Genel Müdürlüğü'nden yeniden görüş istemesini sağlamıştır. Ancak, bu kez istenen görüş 'Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği' açısından durumun değerlendirilmesi üzerinedir. Ve bu değerlendirmeyi yapan DSİ Genel Müdürlüğü de sözü edilen alanda kurulmak istenen tesis için izin verilmesinde sakınca olmadığını bildirmiştir. Kısacası alınması yasal zorunluluk olan İSKİ görüşü ve izni bir kenara itilerek, görmezden gelinmeye çalışılmaktadır. Yani 'İşimiz İSKİ'ye kalmıştır'.
Biz başımızdan geçen hiçbir felaketten ders almayacak mıyız? İkinci AKSA'ları yaşamamız mı gerekiyor? Bunca acıdan sonra yeni acılara davetiye çıkarmak hangi akla ve mantığa sığar?
Biz Ziraat Mühendisleri Odası olarak tarım arazilerinin rant çevrelerine peşkeş çekilmemesi için mücadelede kararlıyız.
Prof. Gürol ERGİN
Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı
4 GÜNDE PASAPORT... Köşenizde çıkan 'Pasaport uzatma işi bela oldu' başlıklı yazımdan sonra İçişleri Bakanlığı hemen gerekli incelemeyi başlatarak bilgime başvurdu. Bunun sonucunda bir hafta olan pasaport alma işleminin, gereksiz bazı bürokratik işlemlerin asgariye indirilmesiyle 4 güne düşürülmesi için çalışmalara başlandığı bildirildi. AB'ye girerken bu tür duyarlı insanların devlet yönetiminde bulunması bir şanstır. Bu vesile ile İçişleri Bakanı Sayın Sadettin Tantan'a ve ekibine teşekkür ederim.
Hasan TEPE-İSTANBUL
|