26 Kasım 1999, Cuma




Sedat Ergin: Avrupa ile ilişkilerde sırat köprüsü: Öcalan





Sedat ERGİN

Abdullah Öcalan hakkında verilen mahkûmiyet kararının Yargıtay tarafından dün onanmasıyla birlikte, sorun doğrudan Türkiye-Avrupa ilişkilerinin alanına giren ve bu ilişkilerin geleceğini de etkileyebilecek boyutlar taşıyan yeni ve kritik bir aşamaya geçmiş bulunuyor.

İlk bakışta, sorunun özünde Strasbourg'daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu davayla ilgili olarak vereceği kararın, infaz öncesinde beklenip beklenmeyeceği sorusu yatıyor.

Öcalan'ın avukatlarının Yargıtay kararını Strasbourg'daki mahkemede temyiz etmelerinden sonra, mahkemenin, bu dosya üzerinde vereceği karar sonuçlanıncaya kadar ‘‘infazın askıda tutulması’’ yönünde bir ‘‘ihtiyati tedbir’’ kararını yakın bir zamanda alması muhtemel gözüküyor.

Türkiye, bu yöndeki bir karara uymak zorunda mıdır?

Bu soruya verilecek yanıt oldukça tartışmalı gözüküyor.

Türkiye, iç hukukunun idam cezasına yer verdiğini, ayrıca Avrupa Konseyi'nin idam cezasının kaldırılmasına ilişkin altıncı protokolüne taraf olmadığını hatırlatarak, bu karara uyma yükümlülüğünün olmadığını belirtebilir.

Ancak Strasbourg da, Türkiye'nin 1990 yılında mahkemenin yetkisini tanıdığını hatırlatıp, aksi yönde bir uygulamanın Türkiye'nin Avrupa Konseyi karşısındaki yükümlülüklerinde ciddi bir ihlal oluşturacağını kaydedebilir.

Bu durumda, Türkiye infazı askıya alırsa sorun kısmen ertelenmiş olur. Ancak bu karara uyulmazsa, bir dizi olumsuz senaryo devreye girecektir.

Birinci senaryoda, infaz gerçekleşir ve ardından Strasbourg Mahkemesi Türkiye'nin avukatlarını da dinleyeceği bir dizi duruşmadan sonra Öcalan'la ilgili idam cezasını esastan olmasa da, şekilden bozabilir.

Usulden bir bozma kararı vermesi halinde, mahkemenin Türkiye'ye karşı uygulayabileceği tek yaptırım var: para cezası...

Bu şıkta, Türkiye yargılamada usulde hata yaptığı gerekçesiyle Öcalan'ın ailesine yüklü bir tazminat ödemek durumunda kalabilir. Bu, Türkiye'nin Öcalan'ın mahkûmiyet kararında kusurlu olduğunu kabullenmesi anlamına gelir.

Ya da Türkiye, bu görüntüyü önlemek için tazminat ödemeyi reddeder.

Gelgelelim, kararının şekilden bile olsa bozulmuş olması, Öcalan hakkındaki idam cezasının geçerliliğini Avrupa kamuoyunda ciddi bir şekilde tartışmaya açık hale getirecektir.

Bu noktada, bir başka olumsuz senaryo devreye giriyor: Strasbourg'daki mahkeme, ihtiyati tedbir kararını dinlemediği ya da tazminat cezasını ödemediği gibi iki ayrı gerekçeyle Türkiye'yi Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ne şikáyet edebilir.

Bir sonraki aşamada dosya Bakanlar Komitesi'nden Avrupa Konseyi Parlamenter Assamblesi'ne havale edilebilir. Öcalan'ın idamının Avrupa parlamentolarında tartışma konusu haline gelmesi ise sorunun siyasallaşmasına kapıyı aralar.

Sorunun özünde, Türkiye'nin kendisini Avrupa hukuk sisteminin içinde görüp, bir yandan da iç hukukunda idam cezasına yer vermesi, daha doğrusu bu cezayı bir türlü kaldırmaması yatıyor.

Dolayısıyla, hükümet Öcalan konusundaki adımlarını atarken Avrupa sistemi içinde kalıp kalmak istemediğine de karar vermek zorundadır.

DÜZELTME: Geçen salı günü yayınlanan yazımızda ‘‘İstihza-i şuyun’’ kavramı yanlışlıkla ‘‘İstahza-i şuyun’’ şeklinde yazılmıştır. Düzeltir, özür dileriz.



Copyright 1999   Hurriyet

| ana sayfa | son dakika | haber indeksi | türkiye | ekonomi | dünya | spor | yaşam | yazarlar | tv programlari | fal | | hava durumu | kelebek | istanbul | | | | | | teknonet | | | | | seri ilanlar | e-mail | | |