17 Eylül 1999, Cuma




Ebru Gündeş, Ömer Durak'tan ayrıldıktan sonra 15 gün yemek yiyememiş

Neden ayrıldığımızı bilmiyorum, soramadım

Peri masalı, Şirinevler'de başladı. Konfeksiyon işçisi Ebru, annesiyle gittiği komşu ziyaretinde Muazzez Abacı'nın şarkılarına eşlik ederken keşfedildi. Bu küçücük gövdeden çıkan ses Raks Firması yetkililerini hayrete düşürdü. Kaseti çıktıktan sonra 1 milyon 250 bin sattı.

Başından 16 yaşında bir evlilik geçen Ebru, şöhretin etkisiyle birkaç yıl delidolu bir yaşam sürdü. Ancak bu peri masalına bir de yakışıklı prens gerekiyordu. O prens, çalıştığı şirketin avukatı olan ve 5 yıldır tanıdığı Ömer Durak oldu. Beklemediği bir anda gelen aşk yine beklemediği bir anda terketti onu. Ne son kez seni seviyorum diyebildi, ne de neden ayrıldıklarını sorabildi. Bu ayrılığın ardından 15 gün boğazından bir lokma geçmeyen Ebru, zamanla kendine geldi ve tek başına, işi, ailesi ve arkadaşlarıyla sınırladığı yeni bir yaşama başladı.

İÇİMDEN GELDİ

Ömer Durak, sizin çalıştığınız plak şirketinin avukatıydı ve siz onu uzun süredir tanıyordunuz. Aranızdaki duygusal ilişki nasıl başladı?

- Ömer Bey, 5 yıllık avukatımdı. Onu tanıdığımda ve sonrasında bir iki ilişki yaşadım. Bu sırada Ömer Bey'le birşey yaşamak aklımın ucundan bile geçmemişti. Bir gün benim bir davamla ilgili evrakları bırakmak için ofisine gittim. Ama bir anda kendimi böyle fazla süslenmiş, fazla makyajlı buldum. Bir avukata gitmekten öte kendini beğendirmek üzere giyinmiş hissi uyandırıyordum. ‘‘Hayırdır bu ne hal. Bunun altından bir şey çıkacak diyordum’’ 'İşte getirdim kağıtlarını sevgili avukatım' dedim. O gün bana karşı çok hoş bir yaklaşımı vardı. Zaten 5 yıllık bir tanışıklığımız var. İşimi bitirip odadan çıkarken parfümünün kokusu çok hoş geldi burnuma ve ona hangi markayı kullandığını sordum. Adını söyledi, şimdi unutmuşum. Yanağından ve boynuna yakın bir yerden öptüm. O an içimden geldi.

Ne düşündünüz o an?

- Sonra bir utandım, bir utandım. Nasıl kahkaha atıyorum biliyor musunuz? Yani Ebru Gündeş'im ben, böyle bir adama böyle birşey yaptım. Ne akla hizmet yaptım diye kendi kendime hem kızıyorum hem gülüyorum. Sonrasında da o kadar güzel bir şey yaşadık ki, ne yedik ne içtik hatırlamıyorum. Bundan sonra da hatırlamak istemem.

İki yıl uzun bir süre

- Evet, çok uzun bir süre. Bu sürenin ardından gelen ayrılık duygusal anlamda çok ağır geldi bana, çöküntüye uğradım. Bundan sonra da bir ilişki düşünmüyorum. Gerçi bunun için kesin bir süre belirleyemezsiniz. Şu an çok yorgunum, kapris kaldıramayacak durumdayım. Benim bu halimi de kimse kaldıramaz kolay kolay zaten. Çünkü hala geçirdiğim 2 seneyi yaşıyorum. Başka bir insanı da buna ortak etmenin alemi yok.

Böylesine büyük bir sevginin sadece yoğun tempo ve stres nedeniyle bittiği doğru mu?

- Çok büyük ve yıllardır aradığım bir sevgiydi benim yaşadığım. Çok düzeyli bir beraberliğin çok düzeyli bir şekilde bitmesi gerekiyordu. Bir gecede, bir saatte bitti. Nedenini ne ben ona sorabildim, ne o bana sorabildi. Hala aşığım. Ama sevginin yetmediği zamanlar oluyor. Demek ki bitmesi gerekiyordu, zamanını doldurmuştu bu sevgi. Bir anda baktım ki o gitmiş, ben kalmışım, eşyalar ayrılmış, toplanmış. Buna ben de ad koyamadım. Nedenini niçinini ben de çözemedim, zannediyorum ki, o da çözemedi. Çiftler birbirlerini aldatır, şiddetli geçimsizlik vardır ayrılma nedeni olabilir. Bunu anlayabilirsiniz ama, bizde belirgin bir anlaşmazlık da yoktu.

ANAHTARI DENİZE ATTIM

Peki yeniden başlama ihtimali var mı?

- Asla, asla, asla. Yaşadıklarımı, içinde bir sürü dolmamış beyaz sayfası olan, kara kaplı bir deftere kapattım. Herşeyi oraya hapsettim, artık orada kalacak. Defterin anahtarını da denize attım. Boğazın kara sularında da o anahtarı kimse bulamaz. Bilsem ki, hastanelik olacağım yine de dönmem. Gerçi ayrıldıktan sonra 15 gün yemek yiyemedim. Kız gidiyor diye annem bir taraftan, arkadaşlarım bir taraftan ağladılar. Ama çok saygılı seviyeli bir ilişkiydi. Bitmesi gerekiyordu, bitti.

Olup bitenlerin çalışmalarınıza bir etkisi oluyor mu?

- Ayrılığın ardından yaşadığım aşk acısı ve çöküntü benim işimi etkilemedi, daha doğrusu içim kan ağlasa da dışarıya yansıtmam. Geçenlerde bir tv programında annem 'çok güzel gülüyordun ama gözlerinin içi ağlamaklıydı, neden' diye sordu. Gülerim ama bir tarafım kan ağlar.

İlişkilerinizde nasıl bir insansınız? Bundan sonra özel yaşamınızdaki tavrınız nasıl olacak?

- Benim hayatımda para, maddiyat ikinci plandadır. Aşk önde gelir. Ben sevdiğim insanla yüreğimi, kalbimi, herşeyimi paylaşırım. Ama ilk önce 6-7 ay birbirini tanımaya, belli kaprislere vereceksiniz. Kapris değil de ben çok kırılganımdır mesela. Hemen kırılırım kabuğuma çekilirim, neredeyse o insanın hayatından yokolurum. Kırıldığım bazı şeyler olur anında giderim. Öyle gelecek, konuşacak, kendisini affettirecek diye bekleyemem. Çünkü çok yorgunum. İnsanlara tekrar tekrar 'ben sarı gül severim, kırmızı gülden hoşlanmam, makarna severim, yatarken sağ tarafa doğru yatarım' diye kendimi tanıtmak beni yoruyor. Karşımdaki insanın beni çözmesi gerekir. Farklı yerlerde, farklı karakterleri oynarım, bilmece gibiyimdir. Hangisinin ben olduğunu şaşırırlar. İnsanlara çok güvenirdim önceden ve kendimi hemen açardım. Zamanla yaşadığım hayal kırıklıkları nedeniyle artık önce insanları tanımak, sonra kendimi tanıtmak gerektiğini düşünüyorum.

40 YAŞINDAYMIŞIM GİBİ

Yaşadıklarınızı kendi içinizde nasıl çözü-yorsunuz?

- Son 2 senedir yaşadıklarım sayesinde olgunlaştığımı düşünüyorum. Anneannemin vefatından sonra her şeyin geçici olduğunu düşünmeye başladım. Zaten gerçekçi bir insanım, hayalperestliğim yoktur. Kendime bu mantığı yerleştirdiğim için çok şeyi çabucak aşıyorum. Fizik olarak 25 yaşın-dayım ama beyin olarak 40 yaşındaki bir kadın gibi hissedi-yorum. O kadar çok şey yaşadım ki, zaman zaman 'acaba yine konfek-siyonda çalışıyor olsaydım daha mı iyi olurdu' diye soruyorum kendi kendime.

ERKEK ÇOCUK İSTİYORUM

Sizin sürekli dile getirdiğiniz bir çocuk talebiniz var.

- Günün birinde yaptığım işi artık daha ileri götüremeyeceğim. Çünkü oyunu diğerleri gibi kuralına göre oynamıyorum. Türk halkı beni bıraktığı gün, ben de mesleği bırakırım. Bu devreyi bir çocuk sayesinde çok daha kolay aşabilirim. Özellikle erkek çocuğum olsun istiyorum. Kariyeri olan, nerede nasıl konuşacağını bilen, saygın, düzgün bir insanla evlendikten sonra tabii. Şu an yakınımda olan insanlar bugün var ama bir gün yalnız kalırsam eğer arkamı dayayabileceğim en azından bir çocuğum olmalı. Bir de en kısa zamanda lise diploması almak istiyorum ki, çocuğumun diplomalı bir annesi olsun.

Tam 2 yıl 3 ay süren bir ilişkinin ardından hayatındaki en büyük aşk acısını yaşayan Ebru Gündeş, olup bitenlerden sonra ‘‘Rüzgar yelkensiz de rüzgardır ama, rüzgarsız yelken sadece bir bez parçasıdır’’ diyor.

Yeni bir aşk için hadi tekrar hazırlanayım, süsleneyim çok zor. Zaten kalbimde hala taşıdığım bir sevgi var.

Fizik olarak 25 yaşındayım ama beyin olarak 40 yaşındaki bir kadın gibi hissediyorum.



Copyright 1999   Hurriyet

| ana sayfa | son dakika | haber indeksi | gündem | ekonomi | dünya | olay | spor | yaşam | yazarlar | tv programlari | fal | | hava durumu | kelebek | istanbul | | | | | turizm | teknonet | | | | | seri ilanlar | e-mail | | |