16 Eylül 1999, Perşembe




7 subay: Onları asmayın

Hürriyet 28 yıl gizli kalan olayı açıklıyor

İmralı'da zaman, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan için tam 38 yıl önce bugün durdu. Demokrat Parti iktidarının Dışişleri Bakanı Zorlu ile Maliye Bakanı Polatkan, idam edildiler.

Olağanüstü mahkemede, olağanüstü koşullarda yargılanıp idama mahkum edilmişler, bakanlık koltuğundan idam sehpasına sürüklenmişlerdi. Onları ipten kurtarma girişimleri başarıya ulaşamamıştı...

Bu girişimlerin çoğu sonradan öğrenildi; o günün aktörlerinin gerçek rolü tarih sahnesindeki doğru yerini aldı. Bir eksikle! O gün İmralı'da yaşanan bir olay hep gizli kaldı!

İDAMA İTİRAZ EDEN SUBAYLAR

Yedi genç subay, Zorlu ve Polatkan'ın idamına itiraz etmişlerdi! Ancak sözlerini dinletememişler, idamlardan hemen önce Fenerbahçe vapuruna bindirilip İstanbul'a gönderilmişlerdi...

Yedi subayın öyküsü, ilk kez gün ışığına çıkıyor. O gün yaşananların yakın tanığı olan Muhlis Aksan, artık konuşmaya karar verdi. ‘‘Sofi'nin Dünyası’’nı okumuştu bu yakınlarda. Goethe'nin, ‘‘Üç bin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günü birlik yaşayan insandır’’ özdeyişini orada okudu, etkilendi. Geçmişin sorgulanmasına katkıda bulunmalıydı! Kararını verdi ve Yassıada'daki yargılamalar sırasında kurulan ‘Milli Birlik Komitesi İrtibat Bürosu’nda görev yapan bir subay olarak yaşadıklarını anlattı...

İKİ SUBAYIN

DÖNÜŞÜ BEKLENİYOR

15 Eylül 1961 günü, Yassıada'daki duruşmalar sona erdi. Yüksek Adalet Divanı kesin kararını vermişti. Aynı gün, 15 idam ve 31 ömür boyu hapis mahkumu, Jandarma Binbaşı Muhlis Aksan ile Piyade Binbaşı Mehmet Eşsiz'e teslim edildiler.

Öğleden sonra iki deniz motoruyla İmralı'ya hareket ettiler. Akşam saatlerinde adaya vardılar. Mahkumiyet kararlarını MBK'ya onaylatmak için uçakla Ankara'ya giden iki subayın dönüşünü beklemeye başladılar.

Muhlis Aksan, geceyarısı, derinden gelen bir ses duydu. ‘‘Binbaşım kalk, komutanlar Ankara'dan geldiler!’’ Üsteğmen, onu uyandırmaya çalışıyordu. Aksan, hemen kalktı, toparlandı...

MBK, Celal Bayar ve 11 kişinin ölüm cezalarını ömür boyu hapis cezasına çevirmiş, sadece Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın ölüm cezalarını onaylamıştı. Kararı öğrenince ani bir isyan duygusu kabardı Aksan'ın içinde...

‘‘Bir bahane bulunup, baş suçlu olması gereken Celal Bayar ölümden kurtarılmıştı. İkinci suçlu Menderes ise çok sayıda ölümcül ilaç alarak intihara yöneldiğinden koma halinde olduğu için İmralı'ya getirilememişti. Geriye iki kişi kalıyordu. Polatkan ve Zorlu. Yani takip ettiği yanlış rota ile gemiyi karaya oturtan kaptan serbest, kamarotlar idam...’’

Hızla düşünüp kararını verdi. Etrafındaki arkadaşlarına anlatmaya başladı aklından geçenleri. ‘‘Arkadaşlar’’ dedi, ‘‘27 Mayıs ihtilali sadece bu iki kişi yüzünden mi yapıldı?’’ Sorunun yanıtını beklemeden devam etti:

‘‘Eğer tüm sorumluları asmamız gerekirse bu iki kişi listenin en sonunda yer alırlar. Bence bunlar baş sorumlu değildirler. Gelin kendinize güveniyorsanız ya Yüksek Adalet Divanınca verilen kararı aynen tatbik edelim veya bu iki kişiyi de biz affedelim.

Hemen MBK'ya duyuralım, ‘Siz asıl sorumluları ölümden kurtardınız, biz genç subaylar da bu iki kişiyi kurtarmak istiyoruz. Onları asmayacağız, kararınızı buna göre değiştirin.’’

İSYAN DEĞİL, SADECE BİR TEKLİF

Aksan’ın niyeti, karardan faydalanıp, hiçbirini astırmamaktı! Sözleri oradaki askerleri şaşırttı. Bu beklenmedik bir dirençti. Kısa bir süre sessizlik oldu, ardından ortalık karışıverdi. Yassıada Komutanı Tarık Güryay, elini belindeki silahına götürürken sordu:

- Siz isyan mı ediyorsunuz?

- Hayır, isyan etmiyoruz. Sadece bir teklif getiriyoruz.

Aksan'ın yanıtı Güryay'ı tatmin etmedi. Tartışma devam ederken, yüksek rütbeli subaylardan biri, Güryay'a döndü:

- Tarık, böyle önemli bir konuda sorumluluğa katılmak istemiyorlarsa, onları zorlayamayız. Bu tarihi günde birbirimize girmenin anlamı yok...

Anlaşmazlığa bu konuşma noktayı koydu. Ancak itiraz eden genç subayların İmralı'da kalmaları sakıncalıydı! Oradan ayrılmaları istendi. Aksan ve altı subay, Fenerbahçe vapuruna binip, İstanbul'a doğru yola çıktılar. Onlar, 16 Eylül sabahı gün ışırken Dolmabahçe rıhtımına ayak bastıklarında Zorlu ve Polatkan, idam edilmişlerdi. İtirazları, idamları önlemeye yetmemişti...

17 Eylül'de ise hasta yatağından kaldırılan Adnan Menderes, apar topar İmralı'ya getirilip idam edildi. Hem de bir öğle vakti! Amaç, infazı engellemeye çalışan İsmet İnönü ve öbür insanlara yanıt vermekti!

Aksan ve genç subaylar, İmralı'ya ancak idamlardan sonra dönebildiler. Görevlerine devam ettiler. Aksan'ın İmralı'daki görevi, bazı mahkumları alıp Kayseri Cezaevine götürdükten sonra sona erdi.

Yıllarca çeşitli yerlerde görev yaptıktan sonra 1973'te albay rütbesindeyken emekliye ayrıldı. Torunlarıyla oynayıp, kitap okuyarak vakit geçirmeye başladı. Abdullah Öcalan yakalanıp İmralı'ya getirilene kadar unuttu 16 Eylül'de yaşadıklarını...

BUGÜNÜN GÖZLÜĞÜYLE 38 YIL ÖNCESİ

Öcalan idam cezasına çarptırılınca yeniden hatırladı Zorlu ve Polatkan'ın idamını. O zaman, belleğini yokladı, 16 Eylül sabahı, Dolmabahçe rıhtımına beraber çıktıkları arkadaşlarının isimlerini buldu; Sabahattin Tandaç (Tank yüzbaşı), Fuat Avcı (Topçu yüzbaşı), Kemal Kınay (Topçu yüzbaşı), Abdullah Karavelioğlu (Topçu üsteğmen), Ayhan Toros (Hava pilot üsteğmen), Hüseyin Özkök (Hava pilot üsteğmen)...

‘‘Belki isimleri yanlış hatırlıyorumdur’’ dedi, ama idamlara karşı çıkışının tüm ayrıntıları hala canlıydı belleğinde! Sakince düşünmeye başladı. Bugünün gözlüğüyle 38 yıl öncesine bakarken zamanın yatıştırıcı gücüne hayran oldu! Yassıada'daki ilk duruşmada yaşanan bir tartışmayı hatırladı.

BURHAN APAYDIN, ÇETİN ALTAN'A YAKIŞTIRAMADI

‘‘Güneşli bir gündü. Dinleyiciler, gazeteciler avukatlar, topluluklar oluşturarak sanıkların durumlarını konuşuyorlardı. Bir ara, yazar Çetin Altan, sanıkları kastederek, ‘Gördünüz mü utanmazları? Nasılda süklüm püklüm olmuşlar. O eski azametlerinden birşey kalmamış!' dedi.

Sanıkların avukatı Burhan Apaydın, ‘Çetin Bey, bu sözü size yakıştıramadım' yanıtını verdi. Çetin Altan ise ‘Yahu, sen bir utanmazı savunmaktan utanmıyorsun da ben bir utanmaza utanmaz demekten mi utanacağım?' dedi.

Acaba o gün ceza verme yetkisi Çetin Altan'da olsaydı ne karar verirdi? Bugünkü Çetin Altan ne karar verir?’’

Aksan, o günü yaşarken Çetin Altan'a hak vermişti, çünkü DP iktidarının Atatürk devrimlerini rafa kaldırdığına ve irticai gelişmenin temelini atttığına inanıyordu! Ona göre, DP yöneticileri suçluydular! Ama Menderes, Zorlu ve Polatkan idam edilince Türkiye'deki irticai gelişmeler mi durdu, ezan yeniden Türkçe mi oldu? Ya da idamlar hangi sorunu çözdü?

Tam tersine, idamlar sorunları çözmek yerine içinden çıkılmaz hale getirdi. Aynı ikilem, tabii ki Yassıada sanıklarından çok farklı olan Öcalan için de geçerli. ‘‘Öldürmek kolay ama maalesef asıl meseleyi çözmez, daha karmaşık hale getirebilir. Yeni şehit anaları yaratmak istemiyorsak çok boyutlu düşünmek zorundayız’’ dedi, Aksan. Zaman, olguları kin ve nefretten soyutlayarak çözüm aramayı öğretmişti ona...

İtiraz eden genç subayların İmralı'da kalmaları sakıncalıydı, oradan uzaklaşmaları istendi.

Yassıada komutanı Tarık Güryay, elini belindeki silaha götürürken sordu: Siz isyan mı ediyorsunuz?



Copyright 1999   Hurriyet

| ana sayfa | son dakika | haber indeksi | gündem | ekonomi | dünya | olay | spor | yaşam | yazarlar | tv programlari | fal | | hava durumu | kelebek | istanbul | | | | | turizm | teknonet | | | | | seri ilanlar | e-mail | | |